Böyle örtünün!

Haberin Devamı

Özellikle, sanki bir parti “dinin, inancın sahibi ve koruyucusu” imiş gibi bir hava yaratmak ve inandırabildikleri kesimin oyunu kazanmak için türban üzerinden toplum bölündü ve bu bölünme, kutuplaşma halen sürdürülüyor. Mümkün olduğu sürece de sürdürülecektir.

Çünkü dinin siyasi amaçlı kullanımının getirisinin ne kadar yüksek olduğu görüldü. Onun içindir ki solda da “Müslüman sol” diye yeni bir oluşum başlatılmış baksanıza...

“Sağın Müslüman’ı” belli, şimdi de “solun Müslüman’ı” çıktı ortaya. (Geriye kalanlar neci, orası belli değil.)

Tabii durum bu olunca günün birinde iş “dindar cumhurbaşkanı”na dayanıyor

Yoksa üniversitede “dini simge” yasağı da, orduevlerine dini simge sayılan başörtüsüyle (şimdi daha çok türban) girilmemesi de sorun olmazdı.

Bugün bazı üniversitelerde saçını şapka ile örten genç kızlar okuyor. Aynı şekilde orduevlerine de bir şapka ile girilebilir. Devletle kavga etmek istenmiyorsa çözüm bulunabilir.

İki gün önce basında “İran’da son 1 ay içinde 17 bin kadını şeriata uygun giyinmedikleri için uyaran ahlâk polisi şimdi de mağazalara kadınların nasıl örtünmesi gerektiğini gösteren şeriat mankenleri yerleştirdi” haberleri çıktı. Mankenlerin üzerinde “gerçek örtünme böyle olur”, “Kadınlar bu şekilde örtünmelidir” yazıyormuş.

Tahran’ın tesettürlü kadınları bile şaşırmışlar bu işe... Ahlâk polisi “şeriat kurallarına uygun giyinmiyor” diye 50 kadının da uçağa binmesini yasaklamış.

Şimdi birlikte düşünelim; İran’daki yönetim tam tesettürlü kadınları bile yeterince dindar bulmaz ve burka modeline doğru (ağız, burun da kapalı) giderken acaba Türkiye’nin “üstü türban, altı blue jean”li, sandaletli (veya tayyörlü) kadınlarını nasıl değerlendirir?

Bu, onlara göre yarımın da yarımı tesettür İran’da olsa nasıl bir ceza görür?

Türkiye’de siyasi İslâm tümüyle geçit bulsa (meselâ laiklik olmasa) acaba içindeki çok miktarda “İran devrimi hayranı İslâmcı” hangi noktada “yeter” der ve durur?

Türban yeter mi, İran’da bugün beğenilmeyen tesettür yeter mi, yoksa son olarak vitrinlere koydukları çarşaf modeline kadar varır mı iş?

“İnancıma göre ben de çarşafla kamusal alanda olabilmeliyim” diyenler de haklı olmaz mı? Sonunda Taliban dönemi burkasına varılır mı?

Haydi düşünelim birlikte... Bu gidişle gelişecek baskıyı da düşünelim. Biraz daha zamanımız var nasılsa!

*****

‘Sol hareket’ bekleniyor

CHP ile DSP’nin ittifak kararı açıklanır açıklanmaz telefon ve mailler arka arkaya gelmeye başladı.

Merkez sağdan sonra solda da seçime bölük pörçük partiler yerine derli toplu, oyları bölmeden gidilecek olması nasıl da mutlu etmiş insanları... “Televizyonda haberi görünce sevinçten ağladım” diyenler bile var.

Gerçekten de “tarihî” bir karar verildi, her iki taraf da tarihî biz özveride bulundu ve bence Türkiye’nin iki “önemli geçmişe sahip” partisi ile liderlerinin, meydanları dolduran milyonların “birleşin” isteğine kulak vererek bu özveriyi göstermesi bugüne kadar yaptıkları hataları da bağışlatacak bir gelişmedir.

Umuyoruz ki birlikte hazırlayacakları seçim programı (sağlıktan eğitime, güvenlikten ekonomiye, terörden dış politikaya kadar her konuyu kapsayan) insanlara bekledikleri alternatifi güvenle sunacak ve Başbakan Erdoğan’ın “Türkiye’de demokratik sol hareket yok” iddiasını temelden çürütecek bir program olur.

Yalnız... Çok önemli bir nokta var; CHP “Seçimde kadın kotası koymayacağını” açıkladı.

Atatürk’ün kurduğu, “O’nun partisi” denilen bir parti için çok mu zordu kadın kotası?

Meclis’e en az 50 kadın milletvekili girmesi için tek başına erkek milletvekillerine karşı mücadele veren ve 1937 TBMM’sinde 18 kadın milletvekili bulundurmayı başaran Atatürk’ü daha iyi hatırlamaları gerekmez mi?

TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ “Seçimde kadınların aday gösterilmesi için siyasi partilerin samimiyet sınavı vereceklerini” söyledi. Bu sözleri onunla birlikte binlerce, milyonlarca kadın söylüyor.

Seslerini duyurmak için bıyık kampanyaları yapmak zorunda bile bırakılan kadınlar... Kendi sivil toplum örgütlerinde siyaset okulları açarak öğrenmeye çalışan ve Meclis’e girmeyi uman kadınlar... Ve Meclis’teki yüzde 4’lük kadın oranıyla dünyanın en geri ülkelerinden bile geride olmaktan utanan kadınlar. Oysa erkeklerin de biraz utanması gerekmiyor mu?

Elbette yalnız CHP’den söz etmiyorum, TBMM’yi dolduran ve dolduracak olan tüm partilerden söz ediyorum.

Liderler kadın adayları liste sonlarına postalayıp sadece vitrin olarak seçtikleri kadınları seçilecek yerlere koymasınlar.

Artık bu haksız düzen değişmeli, değişmediği takdirde seçim sonrası bunu yüzlerine varmak için bekliyoruz, ona göre!

DİĞER YENİ YAZILAR