"Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileri ve Öğretim Üyeleri" imzasıyla ve "Basına, kamuoyuna duyuru" başlığıyla internette dolaşan bir açıklama bana Avukat Nazan Moroğlu ve birkaç okurum tarafından gönderildi.
Okuyunca hayretler içinde kalarak (o arada konuştuğum bazı öğretim görevlilerinin de aynı hayreti yaşadıklarını görerek) Rektör Ayşe Soysal'ı aradım. O seyahatte olduğu için Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cem Behar'la görüştüm.
Önce nedenini anlatayım; bildirideki mesaj şöyle; "Bizler Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve öğretim elemanları olarak Diyarbakır halkına desteğimizi sunmak için yola çıkıyoruz. Diyarbakır ve bölge halkının ezilmesine ve isyan etmesine sebep olan tüm koşullar bizim hayatımızı da çekilmez hale getirmektedir. Öyle ki Diyarbakır ve bölge halkının haykırışına kulak tıkamak aynı zamanda bizim de susturulmamız anlamına gelmektedir. Bizlerin öğrenci ve öğretim elemanı olarak deneyimlerimiz bölge halkını ezen dinamiklerden bağımsız değildir. O yüzden bölge halkının isyanını anlıyoruz."
Daha sonra Bingöl'de öldürülen 14 PKK'lıdan başlayarak yaşamını yitirenleri (ama Şırnak'ta ve Bingöl'de daha sonra öldürülen 5 asker, 1 polisi de eklemeleri lâzım) anlatıyor, medyanın "halklar arasında" düşmanlık tohumları ektiğinden söz ediyor ve "Kürtlerin dışlanmasına yol açan siyasetlerin aynı şekilde kendilerini de dışladığını" söylüyorlar.
Halk pencerede!
"Mazlum (zulüm gören) Kürt halkı" ifadesini kullanarak...
Bu bir grup "öğrenci ve öğretim üyesi" yazıyı yazmadan önce, olayları gören Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı Kutbettin Arzu'nun Çarşamba akşamı Siyaset Meydanı'nda yaptığı konuşmayı dinleselerdi keşke...
Kutbettin Arzu olayların bir sokak hareketi olduğunu, bölge halkının genelinin şiddet olaylarına katılmayıp penceresinden izlediğini anlattıktan sonra "Bu gelişme hepimizi rahatsız etti, tam huzur ortamını yakaladık derken, bölgeler arası gelişmişlik farkı ortadan kalkacak diye beklerken aklı başında hiçbir vatandaş böyle terör olaylarını tasvip etmez, hepimiz aynı gemideyiz" dedi.
Kim bunlar?
Diyarbakırlı bir sivil toplum kuruluşu başkanı bunu söylerken, olayların halka değil, kışkırtılmış bir gruba ait olduğunu vurgularken Boğaziçi Üniversitesi 'nden bir grubun bu "destek telaşı" nedir, söz konusu "terör olayları" olduğuna göre kime destek veriyorlar anlamak oldukça zor.
Zor olduğu için de Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cem Behar'a sordum ve Üniversite'nin hiç haberi olmadığını öğrendim. Behar, Rektörlüğün bu olayda insiyatifi olmadığını, açıklamayı 10 bin öğrenci ve 2000 personel arasından "birilerinin" göndermiş olacağını söyledi.
Bu durumda, bir grubun üniversitenin adını kullanarak ve davranışlarını tüm öğrenci ve öğretim görevlilerine mâlederek duyuru yapması oldukça sakıncalı. Boğaziçi Üniversitesi'nin de bir açıklama yapması iyi olacak gibi görünüyor.
Adaletin olmadığı yerde...
Dün VATAN'da üç dehşet verici haber yanyana verilmişti; birincisi boşandığı karısıyla, imâm nikahlı eşini öldüren adam, diğeri 13 yaşındaki kız öğrenciye şantaj yaparak tecavüz eden 6 liseli ve üçüncüsü de arkadaşını falçatayla yüzünden yaralayan, daha sonra da tehditlerini sürdüren öğrenci... En ağır cezaları hakeden üç haber.
Eşini öldüren kişi suçunu itiraf ettikten sonra tutuklanmış, 15 yaşındaki öğrenciler tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış, falçatalı 15 yaşındaki şiddet sanığına ise ev hapsi, okul değiştirme gibi eften püften cezalar verilmiş.
Yeni ceza kanununda bu suçların hepsinin karşılığı ağır cezalar var. Örneğin; iki eşini öldürene ömür boyu hapis cezası, tecavüz eden ve yaralayan öğrencilere 15 yaşında oldukları için belki daha hafifletilerek uygulanan cezalar mutlaka olmalı. En azından, hapis cezası verilemiyorsa bu öğrenciler aynı eylemleri tekrarlamamaları için İslah evine gönderilmeli ve psikolojik tedavi görmeli.
Ben hâlâ bu uygulamaları asla anlayamıyorum, yani o çocukların yaşı "plân yaparak tecavüz edip, bir de bunu görüntülemeye" müsait ama cezaya müsait değil. Falçatayla arkadaşı yaralayıp tehdit edecek kadar aklı kötülüğe çalışıyor ama ceza verilemiyor (suç oranlarını büyük ölçüde azaltan ABD'deki örnekleri bir incelesinler).
Böyle kanun, böyle adalet olamaz ve hakimlerin de bu kadar ciddi ve plânlı suç işleyenleri -her ne sebeple olursa olsun- tekrar toplum içine salmaya karar vermesi kabul edilemez.
Türkiye'nin bir mafya cenneti, kanunsuzlar cenneti olmasında bu ihmallerin büyük rolü var, bu kafayla biz daha çook "şiddet sempozyumu" düzenleriz.
Adaletin olmadığı yerde suç böyle kol gezer işte!
Boğaziçi Üniversitesi şaşkınlığı!
"Boğaziçi Üniversitesi Öğrencileri ve Öğretim Üyeleri" imzasıyla ve "Basına, kamuoyuna duyuru" başlığıyla internette dolaşan bir açıklama bana Avukat Nazan Moroğlu ve birkaç okurum tarafından gönderildi...
Haberin Devamı

