Boğaz tünelinden önce depremi düşünsek?

Haberin Devamı

“İstanbul trafiği yer altına iniyor” diyordu haber.. Okur okumaz insanın aklına hemen “trafikten önce depremin düşünülmesi gerektiği” geliyor. Çünkü bu tünel İstanbul Boğazı’nın altında açılacak ve büyük paralar ve zamanlar harcanacak. Tarihi Yarımada içinde ve Haliç’te trafiği azaltacağı söylendiğine göre mutlaka trafiğe faydası dokunacaktır ama “olmazsa olmaz” mı acaba?

Yani göze görünür, Batı ülkeleri düzeyinde yeniliklerin getirilmesi özellikle seçmenler açısından iyi oluyor ama sorunlar arasında “öncelik taşıyanlar”a bu önceliğin verilmesi, örneğin “can güvenliği açısından birinci derecede önemli” olanların öne alınması daha doğru değil mi?

BAŞKANLAR ‘HAZIR DEĞİLİZ’ DEDİ

İstanbul, büyük deprem beklenen ve Türkiye’nin en kalabalık, en büyük kenti. “Deniz altında tünel”den önce bütün hastanelerin, bütün okulların, binlerce kişinin çalıştığı “devlet ve özel kuruluş binaları”nın, sonra tüm apartmanların, viyadüklerin tek tek depreme dayanıklı hale getirilmesi tamamlandı mı?

Böyle bir deprem sonrasında ambulansların, itfaiye araçlarının, kurtarma ekiplerinin en hızlı ve güvenli şekilde geçeceği yollar “yıkılmayacak şekilde” hazır mı? Milyonlarca insana yetecek prefabrik yapılar, çadırlar bölgelerde stoklandı mı? Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş da, İstanbul ilçe başkanları da “yeni bir şehir kurulmadıkça on binlerce binanın yıkılacak halde olduğunu” açıkladılar.

Fazla bir güçlendirme çalışması filan görmediğimize göre buna yol ve köprüleri de ekleyebiliriz. O halde “şehrin en kısa zamanda ve tümüyle yenilenip ‘depremde hasar ve can kaybı’ önlemlerinin alınması” için ne bekleniyor?

Bir iki bölgeyi rahatlatacak “trafiğin yer altına inmesi” projesi için harcanacak zaman ve düşünme mesaisi deprem için neden yapılmıyor?

DEVLETTEN PARA ÇIKMAYACAK MI?

“Yap-işlet-devret” modeli ihaleyi Türk-Kore Girişimi’nin kazandığı bildirilmiş. Bu büyük projede mutlaka devletin de ödemeleri olacaktır ve böyle “deniz altına tünel”leri filan hepimiz isteriz ama bütün sorunlarını halletmiş bir AB ülkesinde olmadığımıza göre şu durumda devletin maddi-manevi tüm gücünü; başta İstanbul olmak üzere tüm deprem bölgelerinde depreme hazırlık çalışmalarına vermesi gerekiyor.

Yüzbinlerce, milyonlarca can kaybına yanmak ve yine çaresizliğimize ağlamak istemiyorsak tabii. Bakın Van’da hala depremzedeler “karakış bastırıyor, çadırlarda yaşayamayız, bizi unutmayın” diye haykırıyorlar!

****


Bayramda mezarlık hırsızları!


Biz neden böyleyiz? Ya da ne zaman böyle olduk? Neden her tür yasa dışı-insanlık dışı olay bu ülkede, böyle insanlar da bu toplumda kendine yer bulabiliyor? Acaba; kötüleri ve kötülüğü eksiltemediğimiz, tam tersine “her tür fesatlıkta sınır aşımına” geldiğimize göre hepimiz mi suçluyuz?

Yani, bunca iyi ve akıllı insanı da olan bir toplumun hızla daha kötüye gitmesinin nedeni o iyi ve akıllı insanların kötülere baskın çıkamaması, gerekli önlemleri alamaması mıdır? Neden medeni ülkelerde görülmeyen veya milyonda bir görülen her suç bizde bu kadar yaygın? Bence sosyologların, psikologların Türkiye ile ilgili olarak mutlaka araştırması gereken bir konu bu..

KENDİNDEN BİLE UTANMAZSAN

Bayramda Zincirlikuyu Mezarlığı’na anacığıma dua etmeye gittim. Hiç değilse orada insanın huzurunu kaçıracak bir şey olmamalı, hiç değilse orada kötüler biraz Allah’tan korkmalı diye düşünürsünüz değil mi? Değil işte.. Bahçıvanımız Ayhan Bey eksik olmasın bayramlarda mezara taze, pembe çiçekler eker zira annem bu çiçekleri çok severdi ve ben de sık sık ve tabii bayramlarda ona bir buket vermeyi hiç unutmazdım. O ekmiş, utanmaz ama kendinden bile utanmaz birileri gelip çoğunu kökünden sökerek alıp götürmüş.

Mezarın üstü karmakarışık, mermerleri çamur içinde.. Dua etmeye gitmişken bedduaya başladığımı farkettim inanır mısınız, insanın çileden çıkması bu demek olmalı.. Etrafta bir güvenlik görevlisi aradım yok, gördüğümüz tek görevli (ki montunda ‘özel güvenlik’ yazıyordu) trafik memuru gibi tıkanan araçlara yol açmakla meşguldü, şikayet dinleyecek hali yoktu.

KAMERA KOY, ÖNLEM AL

Bu mezarlığın kapısında “Her canlı bir gün ölümü tadacaktır” şeklindeki ayet yazılıdır, biliyorsunuz. Bu gidişle altına “Her ölü burada bir mezar hırsızıyla karşılaşacaktır” da yazmak gerekecek. Mezarlıklar Müdürlüğü’nün görevleri arasında mezarlıklarda güvenliği sağlamak da var. Özel veya resmi bilemem ama güvenlik görevlileri doğru dürüst çalışmalı, çalışmayacaksa orada yardım, temizlik yapan gönüllü gençleri saat 3’te neden çıkarıyorlar?

Kamera taksalar bu tür olaylar engellenebilirdi, hiç değilse bunu düşünsünler!

****


Big Brother’ın sorununa bak!


ABD Ankara Büyükelçisi Ricciardone hem konuşmayı ve aykırı bir şeyler söylemeyi seviyor, hem de “aman ilişkileri bozacak bir hata yaparım” diye korkuyor ki kendisinin bazen söylediklerini “ertesi gün ABD’den ayarı alınca hemen toparladığı” da görülmüştür.

Bu Büyükelçi, Bayram’dan önce CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na bir ziyaret yapmıştı. Kılıçdaroğlu’nun “Türkiye’de ABD’nin PKK terör örgütüyle mücadele konusunda destek vermediğine ilişkin bir izlenim var” demesi üzerine “Böyle bir izlenimin varlığından haberdar olduklarını ancak gerçeği yansıtmadığını, istihbarat paylaşımının başarıyla sürdüğünü” belirtmiş.. 24 şehit verdiğimiz saldırıda 200 teröristin en ağır silahlarla sınırı geçmesi de bu başarılı paylaşımın sonucu olmalı! Acaba kendi sınırlarını da böyle mi izliyorlar?

DEMOKRASİNİN DERSİ!

Ricciardone devam ediyor; “Aslında biz CHP’yle de istihbarat paylaşımının ayrıntılarını konuşmak isteriz. ABD’de bu tür kritik konular muhalefetle de paylaşılır. Demokrasinin gereği de budur. Ancak burada Türk hükümetinin izni olmadığı için sizinle ayrıntıları paylaşmam mümkün değil”.

Bunun üzerine Kılıçdaroğlu Dışişleri Bakanlığı’na başvurarak bilgi istiyor. Öncelikle “demokrasi” konusunda Türkiye’ye çok haklı olarak bir ders verme fırsatına kavuştukları için üzücü.. Sonra ülkemizin; parlamentosunda “milli iradenin seçtiği partiler” arasında, en önemli sorunumuz olan terör konusunda bile “rekabet, birbirinden bilgi saklama, küçümseme, değer vermeme” gibi çocukça problemler olduğunu anlatması açısından üzücü.. (İnsaf yani “terör” bu, yüzlerce can kaybediyoruz, hepsinin kafa kafaya verip çözüm aramaları gerekmez mi?) Hele bu problemleri yabancılara hissettirdiklerinde biz de toplum olarak, ülke olarak küçük duruma düşüyoruz, bu hepsinden üzücü..

Ama neyse ki ABD Büyükelçisi’nin de bir komikliği olmuş. Yani koskoca, anlı şanlı “Big Brother”.. Kendi menfaatlerine dokunduğunda Irak’ı dümdüz eden ülke, bir başka ülkenin önemli sorunu hakkında muhalefet partilerine bilgi vermek için (her ne kadar istihbaratları işe yaramıyorsa da) iktidardan izin mi soruyor? Güldürmesin Ricciardone..

Artık duyduğumuz ya da gördüğümüz hiçbir şey bizi şaşırtamaz, gerçekten!

DİĞER YENİ YAZILAR