Bodrum’un dili olsaydı...

Başlıktaki cümle “dili olsaydı bu haksızlığa isyan ederdi” şeklinde bitiyor. Bütün samimiyetimle söylüyorum Bodrum’un, hakkında anlatılanlarla, bütün o “çılgın eğlence ve çıplaklık” hikâyeleriyle neredeyse hiçbir ilgisi yok

Haberin Devamı

Başlıktaki cümle “dili olsaydı bu haksızlığa isyan ederdi” şeklinde bitiyor. Bütün samimiyetimle söylüyorum Bodrum’un, hakkında anlatılanlarla, bütün o “çılgın eğlence ve çıplaklık” hikâyeleriyle neredeyse hiçbir ilgisi yok.

“Neredeyse” kelimesi ise “bir veya iki iskele dışında” ilgisi olmadığı için kullanıldı.

İki gün önce VATAN gazetesinde New York Times’ın 6 sayfasını Bodrum Türkbükü’ne ayırdığı haberi vardı ve bu haberde de çılgın gece hayatından söz ediliyordu. Nedir bu “çılgın hayat?..” Herhalde yaz tatilini Bodrum’da geçirip de hiçbir çılgınlık görmeyenler neden bu tanımın seçildiğini ve her fırsatta kullanıldığını bir türlü anlamazlar.

Benim tatil için “vazgeçilmez”im çocukluk yıllarımdan başlayarak önce Avşa sonra da hep Kaz Dağları’nın etekleri, özellikle de Altınoluk olmuştur. Annem ve babam Avşa Adası’nı henüz istilaya uğramadığı, elektriğin olmadığı yıllarda keşfetmiş (!) ve çocukluğumun bir kısmında yaz tatillerinde aileyi oraya taşımışlardı.

O senelerde henüz deniz otobüsleri çalışmaya başlamadığı için Erdek’ten Avşa’ya her gidişte, dev dalgalarla boğuşan küçük teknelerin içinde ciddi tehlikeler atlatır, bunun heyecanını da sever ve asla vazgeçmezdik bu doğa harikası adadan...

YUNUSLARLA YARIŞMAK...
Horoz sesleriyle uyanıp, sütümüzü ineklerden kendimiz sağmak, yumurtalarımızı tavukların altından toplamak, altın sarısı uzun kumsalda çıplak ayaklarımızla koşuşturup karpuzları tarlalarından kopararak sahilde yemek, yanıbaşımızda zıplayan yunus balıklarıyla yarışmak, köyün bir ucundan öbür ucuna saçlarımızı rüzgarda uçuşturarak at üstünde gidip gelmek tatil demekti biz çocuklar için...

Sonra yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başladı Avşa, birkaç yıl içinde hızla betonlaştı ve tadı kaçtı. Babam çok üzülerek rotayı önce Akçay’a sonra Altınoluk köyüne çevirdi...

Önceleri Altınoluk da muhteşemdi, doğal köy yaşamı, sakinliği, Kaz Dağları’nın yemyeşil yamaçları, denizinin ve havasının güzelliği büyüleyiciydi. Neyse ki orası uzun yıllar bu doğallığı korudu ama sonuçta belediyelerin özensizliği ile çarpık yapılaşma bu güzel sahilleri de esir aldı.

Zeytinlikler, yeşillikler yok edildi, dağ taş sitelerle, her isteyenin plânsız projesiz diktiği taş yığınlarıyla, kahveler ve dükkânlarla doldu. Sahilde uzun yıllar önce aldığım küçük ama sevimli köy evimi bu yıl sattım.

Son birkaç yıldır Altınoluk’tan çok Bodrum’u tercih etmeye başlamıştım zaten... Bodrum’da çok daha sakin ve doğal güzelliğini koruyan koylar vardı.

ÇILGIN HAYAT NEREDE?
Gelelim “çılgın hayat”a... Magazin programlarına, gazetelere bakacak olursanız Bodrum “Pompei’nin son günleri”ne dönmüş durumda; çılgınlık, çıplaklık öyle had safhadaki gören kıyamet yaklaştı sanır.

Ama Bodrum’da gezen bunları bir türlü göremez. Bu yıl üstelik çok tenha, Türkbükü sokakları bile bomboş ama haberler aynı hızla devam ediyor.

Bir veya iki iskele ile bir veya iki barı, gece kulübünü “Bodrum’da hayat” olarak izletip duruyorlar. Onlara bakarsanız bütün mankenler, sanatçılar orada, gününü gecesine katmış çılgınca eğleniyor.

Kendiniz gezerseniz ortada ne çılgınlık var, ne eğlence... İstanbul fiyatına balık yiyebileceğiniz iskele restoranlar dışında yani...

Onun için çoğunluk yemeğini de evinde yiyor.

Bodrum konuşamadığı için onun adına ben anlatayım dedim.

Medyada gördüğünüz her magazin haberini doğru sanmayın, yanıltıcı haberlerin sayısı az değil.

DİĞER YENİ YAZILAR