Yaz tatili demek deniz, güneş, dinlenme, eğlenme ve lezzetli yemek demektir çoğumuza göre. Özellikle turistler için kesin öyle...
Büyüttükleri devasa göbeklere baktıkça Türkiye'ye gelmelerinin birinci nedeni yemek gibi geliyor bana. Bizim yerli turistler de pek farklı değil. Günün önemli bir kısmı, hatta deniz sefası ve gece eğlencesi bile yemekle özdeşleşmiş vaziyette.
Bodrum da, yerli turistin en çok tercih ettiği tatil beldelerinin başında geliyor. Araba plakalarına baktığınızda Muğla'dan çok İstanbul, Ankara, İzmir görüyorsunuz. Hatırlayacaksınız, heyecanlı (aşırı heyecanlı) bir uçak yolculuğundan sonra kısa bir tatil için Bodrum'a geldiğimi söylemiştim.
Eh akşamlan da kafeleri, restoranları belediye görevlileri gibi teftişe çıkmam alışılmış bir durumdur malûmunuz... Geçen yıl da restoran ve otelleri anlatmış, bazılarını önermiş, bazılarını yetersiz bulduğumu belirtmiştim.
Burada bir not düşeyim; yemek konusunda naçizane biraz iddialı olduğumdan bana yemek beğendirmek zordur. Onun için değerlendirmelerimde mümkün olduğunca hoşgörülü davranmaya çalışıyorum.
Buna rağmen... Bodrum restoranlarının fazlasıyla ticari olmaya başladığı görülüyor. Ne balık restoranlarında güzel balık, ne et restoranlarında harika bir lezzet, ne de servislerde gereken özen var. Çoğunun, özellikle de büyük şehirlerden gelen turistin en çok rağbet ettiği Türkbükü'ndeki "deniz üstü" restoranlann aklı fikri alacakları adam başı 50 milyon TL fiks fiyatta. Hiç düşünmüyorlar ki; bu parayı veren müşteri yemeğin de, servisin de en iyisini bekler.
Türkbükü'nde bir kaç yerde arkadaş yemeklerine davetliydim. Benden 10 üzerinden 8 alan tek mekân Maki oldu.
Bodrum'da Turkcell ile Ericsson'un muhteşem bir şekilde onararak ışıklandırdıkları, M.Ö. 337 yılında Karya Kralı tarafından şehri korumak üzere yaptırılmış olan Myndos Kapısı'nın nerede ise içine inşa edilmiş bir otel ve restoran var; LAmbiance...
Bodrum'da yaşayan değerli bir arkadaşım tarafından davet edildiğimde önce böylesine tarihi kalıntıların içine yapılmış (yanlış anlamayın yine) havuz ve restorana şaşıp kaldım, sonra da yemeklerine.
Ahçıya da söylediğim için tekrarda mahzur yok; yani böyle rüya gibi, böyle olağanüstü özel ve turist dolu bir yerde bu kadar mı lezzet yoksunu olur yemeklerin hepsi birden?
Buna eşdeğer atmosferde, buna eşdeğer bir yer daha var; Kale'nin eteğinde Hadi Gari. Akdeniz kıyısında Türk yemeği ile alâkası olmayan garip bir mutfak. Neymiş, İspanyol mutfağıymış...
Ve gelelim tüm Bodrum'da en lezzetli yemekleri, en kusursuz servisle sunan restorana. Yalıkavak'ta Cennetköy Plaj Restoranı benden ilk kez tam not alan mekân. Süper bir manzarada süper lezzetler tatmak istiyorsanız öneriyorum. Onun dışında Bodrum lokantaları eski tas, eski hamam!
Muhafazakar mı, mutassıp mı?
Üç gündür bu köşede eski Demokrat Partililerin ağzından AKP'nin "muhafazakâr demokrat" ve aynı zamanda "DP'nin devamı" olma iddialan hakkındaki görüşlerini okudunuz.
Yaptığım röportajlarda kendilerinden başka kimlerin yer aldığını bile bilmedikleri halde, konuşmacıların hepsi birbirine benzer açıklamalarda bulundular.
Oğuzhan ve Yavuz Koraltan, Hüsamettin Cindoruk, Nilüfer ve Ahmet İhsan Gürsoy'a göre DP'nin muhafazakâr demokratlığı ile AKP'nin çizgisi arasında büyük farklar var.
Anlatılanlardan AKP'nin "muhafazakâr" dan çok mutaassıp tanımına uyduğu, DP döneminde ise taassup ve bugünküne benzer bir tesettür olmadığı sonucu çıkıyor.
Eski DP'liler iki parti arasında felsefe ve ilkeler açısından en ufak bir benzerlik bulunmadığını, bunu açık şekilde anlamak için DP'nin tüzüğüne ve programına bakmanın yeterli olacağını, o partinin Atatürk ilkelerine, laikliğe, Milli Mücadele'ye değer verdiğini söylüyorlar.
Rejime bağlılığından ve dinle, inançla ilgili konuların o dönemde hiçbir sorun yaratmadığından söz ediyorlar. Siyasetçilerin dini siyasete alet edip, bununla gösteriş yapmaktan kaçındığını ama geleneklere saygılı, halkın isteklerine önem veren bir parti olduğunu anlatıyorlar. Kısacası "muhafazakâr demokrat" bir partiyi, insan haklarına saygılı, geleneklere bağlı olduğu kadar rejime, laik, demokratik hukuk devleti tanımına, Atatürk ilkelerine ve devrimlerine de bağlı, o konularda da muhafazakâr olarak tarif ediyorlar.
O dönemde israf yapılmadığını, yüz milyarlarca liralık makam otoları, yüzlerce koruma kullanılmadığını, yolsuzluğun ise sözünün bile edilmediğini belirtiyorlar.
Demokrat Parti'nin de bugüne kadar Türkiye'yi yöneten bir çok parti gibi siyasi hataları olmuştur.
Ama halkın büyük oy çoğunluğu ve desteği ile iktidara gelen bu partinin, hiçbir zaman toplumda rejim korkusu yaratacak veya yolsuzluklara, haksızlıklara neden olacak uygulamaları olmamıştır.
Nitekim Yassıada'da yapılan yargılamalar sadece siyasi nedenlere dayanmıştır.
Sonuçta bu röportajların bizleri olduğu kadar AKP yöneticilerini de aydınlattığını umuyorum. Devamı olduklarını söyledikleri Demokrat Parti'nin felsefesini gerçekten benimsemek, dini inancı siyasetle karıştırmamak, vatandaşın hakkını önce başkalarına yedirip sonra da katrilyonlarca liralık açıklan ek vergi olarak onların sırtına bindirmemek herhalde en çok yine kendilerine yarayacaktır.
Ve tabii rejime, devletin temel ilkelerine, hakka, hukuka saygılı bir parti tarafından yönetilirse topluma da...
Bodrum, Myndos Kapısı ve yemek
Yaz tatili demek deniz, güneş, dinlenme, eğlenme ve lezzetli yemek demektir çoğumuza göre. Özellikle turistler için kesin öyle...
Haberin Devamı

