Hiç unutmamaya çalıştığım bir ingiliz deyimi vardır; "Take it for granted"... Aslında onlardan çok bizim bilmemiz gerekiyor, onun için anlatacağım.
Anlamını "sahip olduğun şeylerin kıymetini bilmemek, öylesine kabullenivermek" olarak açıklamak mümkün. Örnek vereyim; Boğaz manzaralı yalılarda oturma şansına sahip olanlardan kaçı bu ulvî güzelliğin gerçekten farkındadır? Penceresinden kaç kez bakarak, üç beş kişinin başına konmuş devlet kuşuna sahip olmaktan dolayı şükreder? Kaçı o güzelliği sindirerek karşısında bir kahve yudumlar?
Kaçımız aç, susuz, muhtaç olmadığımız için mutluyuz ve sonu gelmeyen ihtiraslarla bu mutluluğu köreltmiyoruz? Aramızdan kaç kişi ailesinin, sevdiklerinin ve kendisinin sağlıklı, birlikte, huzurlu olmasını mutluluk için yeterli sayıyor ve yarış ati gibi koşturmadan, kavgalar, kıskançlıklarla tadını kaçırmadan bu mutluluğu yaşıyor.
Kaçımız demokratik, özgür bir ülkede yaşamanın bizim için büyük şans olduğunun farkında.
Bomba altında demokrasi
Cumartesi akşamı TV'de Irak halkının kuşaklar boyu baskı rejimine katlandıktan sonra ilk kez demokratik bir seçim için (silahlar, bombalar altında olsa da) sandık başına gitmekten duyduğu mutluluğu, dişlerinin yarısı dökülmüş bir kadının, oyunu kullanıp çıkarken kulaklarına kadar yayılmış tebessümüyle "Şu anda dünyanın en mutlu insanı benim" deyişini izlerken bunları düşündüm. "Take it for granted" sözü bir kez daha böyle geldi aklıma. Şanslarımıza nasıl da alışıveriyoruz!
Aynı akşam CHP Kurultayındaki çağ dışı kavgaları, karşılıklı hakaret dolu konuşmaları, yarılan kafalardan akan kanlan izlerken de aynı sözü düşünmekteydim..
Dün sabah gazetelerde Sarıgül'ün Bakırköy Belediye Başkanı'na attığı yumrukları, Baykal'ın sözlü şiddet haberlerini, o konuşurken Sarıgül saldıracakmış gibi ayağa fırladığında onu tutmaya çalışanları, şiddet filmlerinde gördüğü kavga figürlerini sahneleyenleri, "Ben aşirettenim, ölürsünüz lan" diyen silahlı milletvekillerini gördüğümde de "sahip olduklarını takdir edemeyen"leri düşünüyordum yine...
Bunları gördükçe, kendisine emanet edilen çocuklara tacizde, tecavüzde bulunanları duydukça insanlığımdan utanıyorum. Tüylerim diken diken oluyor.
Hayır, hayır, ne o, ne bu... Bu davranışı sergileyenlerin hiçbiri genel başkan olmamalı aslında.
Medeniyet!
Biz hak ettiğimiz medeniyeti istemeliyiz artık. Kendinden, ihtirasından başka bir şey düşünmeyen bunun için de her şeyi göze alan, ülkeye sürekli zaman ve prestij kaybettiren insanlar tarafından yönetilmemeyi istemeliyiz.
Rüşvet yiyenleri, haksızlıklara gözyumarak yoksul bir halkın hakkına tecavüz edenleri, iktidar uğruna yolsuzluk dahil her kötülüğü meşrulaştıranları kabullenmemeliyiz.
"AB'ye gireceğiz" diye koşturanlar önce gidip o ülkelerin sokak sokak nasıl bir düzene kavuşturulduğunu, halklarının medeniyet düzeyini görsünler, öğrensinler.
Elindekinin kıymetini bilemeyenlerin yeni güzelliklere hakkı yoktur, bu kafayla daha çok bekleriz biz!
Okul çocuklarını tutukluyan Amerika!
The Times'ın 28 Ocak Cuma günü verdiği haberi okumadan önce, çok kısa süre önce duyduğum bir başka ABD haberini kafamda tartışmaktaydım.
Öylesine, kendi kendimi kemirerek...
Los Angeles'ta, intihar etmek isteyen biri önce bileklerini kesip, göğsüne de bıçak sapladıktan sonra arabasını paralel iki tren yolunu kaplayacak şekilde rayların ortasına çekiyor. Aksi yönlerden gelen iki tren araca çarparak yoldan çıkıyor ve 11 kişi ölüyor, 200'den fazlası yaralanıyor. Onların geldiğini görerek arabadan atlayan yaralı ise kurtuluyor. Ve mahkeme, yanlış hatırlamıyorsam adamı 11 kez idama mahkum ediyor. Yani, mümkün olsa her ölen yolcu için bir defa öldürecek...
Bizde ise, kendi hataları sonucu 38 kişinin yaşamını yitirdiği, 81 kişinin yaralandığı bir tren kazasına veya herhangi bir "can alan kazaya" neden olanların hepsi hiçbir ceza almadan kurtuluyor. Haydi, hep beraber düşünelim; adalet hangisi acaba?
Gelelim diğer habere; Florida'da bir okulun iki öğrencisi, üçüncü bir öğrenciyi vahşice öldürdüklerini (bıçakla veya asarak) anlatan çizimleri öğretmenler tarafından fark edilince tutuklanıyorlar.
Yaşlarını mı merak ettiniz; 9 yaşındalar. Aileleri itiraz ediyor "suçluluklarını kabul ediyoruz, okuldan atin ama tutuklamayın" diyorlar ama nafile. Polis "Üçüncü çocuk da resimleri gördü ve ruh sağlığı bozuldu, bunu dikkate almak zorundayız" diyerek öğrencileri bırakmayı reddediyor.
Biz, örneğin futbol maçında bıçak çeken, yaralayan, öldüren gençleri "17 yaşında" oldukları takdirde doğru dürüst sorgulayamıyoruz bile... Sizce hangisi adalet?
Türkiye'nin bu karşılaştırmaları yapması ve ceza kanunlarını bir kez daha gözden geçirmesi mutlaka gerekiyor. TCK'nın "en iyi şekilde" düzeltildiğine inanmak çok zor.
Bize "toplu psikolojik seans" lâzım!
Hiç unutmamaya çalıştığım bir ingiliz deyimi vardır; "Take it for granted"... Aslında onlardan çok bizim bilmemiz gerekiyor, onun için anlatacağım
Haberin Devamı

