Bize gerçeği anlatın! MGK yok mu Türkiye’de?

Günlerdir ülke gündemi AB’nin Kıbrıs’ta limanların açılması isteğine karşılık Hükümet’in getirdiği öneri problemiyle meşgul ediliyor

Haberin Devamı

Günlerdir ülke gündemi AB’nin Kıbrıs’ta limanların açılması isteğine karşılık Hükümet’in getirdiği öneri problemiyle meşgul ediliyor.

Aslında akıllı ve dürüst bir siyaset içinde hiç de problem olmayacak bir konu büyüyor, büyüyor ve ciddi bir sorun haline gelip günlerce tartışılıyor. Elbette yalnız içte sorun olmuyor, dışarda da Türkiye’nin kendi içinde kavgalı, sorunlu bir devlet olarak gösterilmesine neden olarak küçük düşürüyor.

Öneri akıllıca ve iyi niyetli olabilir, bunun için kendilerini kutlarız ama “terazinin iki kefesi” konusu vardır ve ülke yönetiminde bu konu hiç göz ardı edilemez. Yani siz sürekli olarak yaptığınız bir (+) hamleyi hemen yanında (-)lerle yok ediyorsanız bir anlamı yoktur bunun.

Aynen Nobel kazanmanıza yardımcı olacağını bilerek ülkenizi soykırımcı ilân etmek gibi... Kazandıktan sonra da “Artık siyaset konuşmayacağım” demek gibi.

Niye konuştun o zaman? Konuştuysan şimdi neden susuyorsun? Buyur Ermeni kürsülerinde konferanslara, yabancı gazetelerde siyasi röportajlara devam et, et ve anlat bakalım o “1 milyon ve 30 bin” rakamlarını hangi araştırma sonucunda buldun. Yoksa sen de “Ben bir arkadaşımdan duydum ona sorun” mu diyeceksin? Var mı öyle dünyanın önünde yumurtlayıp da susmak?

Bu olayda da “söyledi, söylemedi, neden söylemek zorunda” tartışmaları hâlâ sürüp gidiyor. Demokratik devlet yönetimlerinde kararı sivil idare, “yürütme” verir, doğru. Ama bu ülkenin bir Milli Güvenlik Kurulu var, böylesine ciddi kararlar alınırken oturup elbette orada tartışır ve en azından Cumhurbaşkanı’na haber verirsiniz. Bunu yapmadan paldır küldür aklınıza geldiği anda açıklama yaparsanız sonunda işte böyle devleti zor duruma düşürür ve olayı da sık sık yaptığınız gibi komediye çevirirsiniz.

AB’YE Mİ OYNUYORUZ?
Tabii böyle durumlarda insanın aklına AB’nin ordu ile ilgili çıkışları geliyor. Ordunun zaman zaman konuşması nedeniyle çıkan “tam demokrasi, yarım demokrasi” tartışmaları geliyor. AB’nin “Ordu ile hükümet farklı görüşte, biz hükümeti dinleyelim” açıklamaları geliyor.

Bunlarla birlikte “Acaba AB karşısında özellikle mi bu tür durumlar yaratılıyor” sorusu geliyor.

“Biz haber vermek zorunda değiliz” kolay ve kalıp bir kaçıştır. Gerçekte olması gereken, asıl önemli olan ise vatandaşın huzurunu bozmamak ve ülkeyi zor duruma düşürmemektir.

Olaya sade vatandaş gözüyle baktığımda; beni her gün ayrı bir polemikle, ayrı bir kavgayla meşgul eden ve huzur vermeyen devleti tümüyle suçlar buluyorum kendimi.

AB’ye girmek sadece şekilde girmekle olmuyor, gidin bakın bakalım o ülkelerde vatandaşın “siyasetten başka konu konuşamaması” gibi bir sorunu var mı?

***

Yalan!
Dün en çok mektup “Orhan Pamuk ve Nobel” konusunda gelmişti. Enteresan noktalara değiniyordu okur, bunlardan yalnız ikisini sizinle paylaşabiliyorum. İşte Selçuk Tınaz’ın yazdıkları:

“Bence Nobel’in Pamuk skandalı en büyük zararı ahlak değerlerine verdi. Bu ödülden sonra artık anneler, babalar ve öğretmenler yalancılığın kötü bir şey olduğunu çocuklara anlatamazlar.”

Taner Çapın isimli okurumuz; bir TV kanalının Orhan Pamuk için “Haydi Havaalanına” kampanyası başlatmasına kızıyor ve kanalı kınıyordu. Ona göre “Nobelli yazar olarak Ermeni iddiasının kabulünde daha büyük zarar verecek ‘Türklerin Nobelli yazarı bile (sözde) Ermeni soykırımını kabul etti’ dedirtecek”ti.

Toplumun Nobel gibi büyük bir ödülü bile mutlulukla karşılayamayacağı bir durum yaratılmış olması ne acı değil mi?

*****

Bir yurt şikayeti daha!
Kredi ve Yurtlar Kurumu bu öğrenci yurtlarını hiç mi kontrol etmez, öğrencileri kaderiyle başbaşa mı bırakır anlamıyorum.

Atatürk Üniversitesi öğrenci yurdunda kalan üç kız öğrenciden mektup gelmiş. “Yarı özel” olduğu söylenen 5 katlı yurtta sadece 1. ve 2. katlarda su olduğunu, her iki katın tuvaletlerinde de kafalarına lağım suyu damlağını anlatıyorlar.

Ayrıca her katta duş kabinleri olmasına rağmen sadece 1. katta duş alınabiliyormuş. 450 kişilik yurtta sadece 10 kabin kullanılıyor.

Yani 5. kattan bornozunuz, şampuanınız vs’niz ile 1. kata ineceksiniz ve belki ancak sabaha doğru sıra size gelecek. Ders çalışmaya, uykuya filân gerek yok, yıkandınız ya!

Hayatımda böyle şey duymadım, bari tuvalet ve banyoları bir de bina dışına koysalardı da işkence tam olsaydı.

Hele de bu ismi taşıyan bir üniversitenin yurdunda hiç olmaması gereken bir ihmal. Öğrencilerin mağduriyetinin giderilmesini bekliyoruz!

DİĞER YENİ YAZILAR