"Bize dokunmayın da!"

Dün 'Avrupa, Avrupa duy sesimizi' başlıklı yazım 'bir türlü doğru standartlara getirilmeyen yasaların ancak Avrupa Birliği tarafından baskıyla değiştirilebileceğini' anlatan cümlelerle bitiyordu

Haberin Devamı

Dün 'Avrupa, Avrupa duy sesimizi' başlıklı yazım 'bir türlü doğru standartlara getirilmeyen yasaların ancak Avrupa Birliği tarafından baskıyla değiştirilebileceğini' anlatan cümlelerle bitiyordu. Okurken fark ettim ki Yargıtay Başsavcısı'nın "dokunulmazlıkların bu dönem Meclis'ini etkilemeyecek şekilde çıkarılması" teklifinden söz eden Güngör Mengi de yazısını benzer şekilde bitirmiş;

"Bu anlayış o teklifi de kabul etmez. Tek kurtuluş bu meseleyi AB'nin ağırlığını koyarak çözmesidir" diyor.

Ben AB'nin çözebileceğini yazarken bunun 'çok acı bir durum' olduğunu da belirtmiştim. Gerçekten de öyle değil mi? Hangi konuya el atarsanız atin sonuçta bu noktaya geliyorsunuz:

"Düzelmezler ve düzeltmezler. Bu iş olsa olsa AB'nin yardımıyla halledilir."

Hangi hükümet gelirse gelsin, halk bir sonra seçtiğine ne kadar "eski çürümüşlükten, yozlaşmadan kurtulmak ümidiyle" oy vermiş olursa olsun kafalar değişmiyor. Hep gelen gideni aratıyor.

- Önce dehşet boyutlarda bir kadrolaşma ve devlet kurumlarını ele geçirme politikası, arkadan trilyonluk gelir kaynağı olabilecek tüm köşelerin tutulması (SSK ile iş yapacak özel hastanelerin hepsinin AKP yöneticilerine ait olması son örnek.)

- Belediyeler dahil her alanda iktidara yakın firmalara ihalelerde sağlanan kolaylıklar.

- Dokunulmazlıkların asla kaldırılmaması (ve hatta milletvekilliği bittikten sonra da devam etmesi teklifi yine AKP'den), Seçim ve Partiler yasalarının unutturulması.

"Değiştik, biz farklı olacağız" gibi her hükümet tarafından seçim öncelerinde söylenen ve verilen sözler iktidar ele geçer geçmez anında unutuluyor...

Ve "eski hamam, eski tas" devam. Bu "eski hamam, eski tas" sözünü kaç hükümet döneminde tekrarladığımı da ben unuttum.

Aslında Yargıtay Başsavcısı Nuri Ok'un önerisi yerinde bir öneridir ama Güngör Mengi'nin dediği gibi "o tuzağa bile düşmezler." "Bizi etkilemeyecek nasılsa, çıkaralım" bile demezler. Çünkü, ya bir daha iktidar olursa?

Oysa Medeni Kanun'un Mal Rejimi Yürürlük Maddesi aynen bu kafayla çıkarılmıştı. Devrim niteliğinde, 75-80 yıldan sonra yapılan bir değişiklik; sırf "kendi eşleri yararlanmasın, mallara ortak olmasın" diye kadın nüfusun yansına uygulanmadı.

Bugün SSK'daki "hastane seçimi" olayı hastanelerle ilgili tek "parti çıkarı" sorunu değil tabiî. Hastanelerin ilaç alımı, tetkik cihazı, alet ihaleleri gibi büyük para kaynağı olan ihalelerde de çok benzer uygulamalar var.

Kısacası AB'ye girmeden önce AB'nin çok yardımına ihtiyacımız olacak. Bizi onların değiştirmesi gerekiyor!

Haydi evlendirin!
Yepyeni bir tecavüz haberi dün basında yer aldı. Bayrampaşa'da 14 yaşındaki ilköğretim okulu öğrencisini ağaca bağlayarak sabaha kadar tecavüz eden adam, öğrenci perişan vaziyette bulunduktan sonra da ailesini arayarak "Sakın şikayet etmeyin, hepinizi öldürürüm" diye tehdit etmiş.

Neyse ki tecavüz yasaları değiştirildi, eğer eski haliyle kalmasına göz yumsaydık ve iki profösörün önerilerini dinleseydik bundan sonra da sapıklar "evlenmeye razıyım" veya "o da istedi" diyebilecekler yada bunlara gerek bile kalmadan daha önce toplu tecavüzlerde dahi görüldüğü gibi yakalanır yakalanmaz salıverileceklerdi.

Artık böyle olmayacak. Ama bu yasaların, namus cinayetlerindeki indirimler de kaldırılarak derhal, daha fazla vakit kaybedilmeden Meclis'ten geçirilmesi gerekiyor.

Görmüyor musunuz, henüz çocuk yaştaki bir gencin ve tüm ailesinin hayatı daha karardı.

Kimbilir o çocuğun ve anne babasının ne güzel gelecek plânları vardı... Şimdi bu talihsiz olayı unutarak yollarına aynen devam etmek kimbilir nasıl zor olacak. Sadece düşünün, 'kendinizi yerlerine koyun' bile demiyorum, denmez ki! Vahşet, dehşet, facia...

Ve bu vahşetin sürdüğü bir ülkede insanlar ancak canilere, sapıklara "çok ağır cezadan kurtulamayacağı" korkusu verilirse biraz güvencede olabilirler. Her türlü suça hakettiği en ağır cezalan getirmekten başka hiçbir çare yok!

Not: Neyse ki Adalet Bakanı Cemil Çiçek de suçları önlemek için "Affın ve ceza indirimlerinin kaldırılmasının" tek çare olduğunu açıkladı!

DİĞER YENİ YAZILAR