Yoksa ‘biz cambaza bakarken’ mi demeliydim bilemiyorum ama ülkenin halihazırda, somut; gözle görülen elle tutulabilen en ciddi sorunları beklemeye alınmışken ve de mevcutlardan da çok daha ciddi sorunlar kapıdayken başta hükümet arkada millet aylardır “darbeye bak darbeye” senaryolarıyla meşgul.
Ergenekon tam “cemaat soruşturması yapan” Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı’na sıçramıştı ve oraya bakıyorduk ki aralarında çok sayıda orgeneral, oramiral, korgeneral, tümamiral, tümgeneral, tuğamiral, tuğgeneralin olduğu 48 emekli ve muvazzaf askerin gözaltısı geldi. Ertesi gün bazıları tutuklandı, bazıları serbest bırakıldı, bazılarının gözaltısı sürüyor.
Bu arada hükümet üyeleri toplanıp bu ciddi durumu görüştü, herhalde bilenler bilmeyenlere veya bu kadar önemli günlerde hep seyahatte olanlara anlattı... Ama artık neredeyse Genelkurmay Başkanı ile Kuvvet Komutanları dışında ordunun üst düzey tüm eski ve yeni mensuplarını kapsayan bir suçlama ve gözaltı sürecinde bu durumu konuşmak için toplanan generaller yine bazı gazeteler tarafından “Ne o, yoksa darbe mi yapacaktınız” benzeri saldırılara maruz kaldılar.
Yani mesele sadece “2003’te orduda birileri darbe yapmak istemiş” meselesi değil, “ordu açıklama yapamaz, en ağır şekilde suçlansa bile bu konuda görüş bildiremez” de değil, “TSK kendi arasında bile konuşamaz tartışamaz” noktasına getirildi iş...
Ve ülke bu konuya yoğunlaşmışken öte yanda Türkiye’nin geleceğini belirleyecek, siyasetten bağımsız ve böylece tarafsız olması gereken en önemli kurum olan yargının, daha da önemlisi (daha önemli çünkü şu anda tarafsızlığından emin olunan sadece onlar kaldı) yüksek mahkemelerin üyelerini Meclis’in seçmesini sağlayacak olan yargı reformu için faaliyet hızla sürüyor.
Medyaya tüküren Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “şu dört kurum demokratikleşecek” dediği medya, yargı, ordu ve üniversitelerden demokratikleşmeyen yani hükümetin kontrolüne geçmeyen, görevini gerektiği gibi yapmayı sürdürebilen ya da altı üstüne getirilememiş bir yüksek yargı ve Danıştay’la Yargıtay’a üye seçen HSYK kalmıştı, şimdi büyük bir kararlılıkla onları Meclis’in (yani liderin seçtiği milletvekillerinin, liderin seçtiği iktidar çoğunluğunun) kontrolüne alma operasyonunda sıra...
AĞZINDAN KAÇIRIVERDİ
Eğer AKP Kahramanmaraş Milletvekili Avni Doğan “40 yıldır onlar bizi fişledi, şimdi biz onları fişliyoruz” diyerek olup bitenin nedenini anlatmasaydı (milleti de nasıl ustaca bölüp düşmanlaştırıyor birileri) yine AKP’nin Çorum Milletvekili Ahmet Aydoğmuş iktidara karşı çıkanlara “kansızlar” demeseydi, onlara disiplin cezası gündemde olmasa ve TBMM’den en az 330 oyla geçmesi gereken “Anayasa değişikliği için referandum” tehlikeye girecek olmasaydı daha da kolay gerçekleşebilirdi her şey.
Milletin kafası fena halde karışmışken ve bu referandumla ne yapılmaya çalışıldığını da henüz kimse tam olarak anlamamışken kısa sürede bu iş de aradan çıkarılırdı.
Aynen ülkenin bir kez daha seçim kanunu değişmeden seçime sürükleneceği gibi... Yüzde 10 barajı, Siyasi Partiler Kanunu değiştirilmeden, biz cambaza bakarken zamanı akıtarak seçime gidileceği gibi...
Bu bilgisayarlı oy toplama sistemiyle “bilgisayarlara dışardan müdahale çok kolaydır, bu sistem hilelere açıktır” diyen elektronik uzmanlarına rağmen aynı sistemle seçime götürüleceği gibi...
Bütün bunlar bir yana, Türkiye “2003’te olacaktı da olmadı” denen darbe plânları peşinde koşarken Ermeni Soykırımı Tasarısı da ABD Kongresi’nden geçme yolunda... Eğer bu kez, Yahudi lobisi de kenara çekildiği için geçerse, Türkiye Kanada’da olduğu gibi ABD’de de ders kitaplarında “20’inci yüzyılın Nazi Almanyasından önce ilk soykırımcı ülkesi” olarak yazılacak... Sonra aynı gelişme tüm Avrupa ülkelerine sıçrayacak...
Ve arkadan tazminat, toprak gibi istekler gelecek.
Hiç duydunuz mu iktidardan bu konularda tek bir tükürük, pardon yorum?
Kadın Bakanı nerede?
Daha 3 gün önce bir üvey babanın, bir de öz babanın şu yerkürede, tarihte ve bundan sonra olmuş/olabilecek en büyük ahlâksızlıkla kendi çocuklarına tecavüz ettiği haberini duymuştuk. Aynı gün gazetelerde Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan Aliye Kavaf’ın “Dizilerdeki erotik sahnelerden rahatsız olduğu” açıklaması vardı.
Ben de ‘erotik sahnelerden rahatsız oluyorsa töre diye diri diri babaları ve/veya erkek kardeşleri tarafından toprağa gömülen, boğulan, kesilen kızlardan rahatsız olmuyor mu, neden hiç sesini duymuyoruz’ diye sormuştum.
Önceki gün Zonguldak Ereğlisi’nde bir başka sapık babanın 19 yaşındaki kızına (Allah kahretsin) 6 yaşından beri, 13 yıldır taciz ve tecavüzde bulunduğu ve çocuğun hamile kaldığı haberi vardı.
Bu acayip, bu medeniyeti keşfedememiş, bu adaletsizliğin zirvesini yaşayan ülkede yolunda yürüyen gençleri ezen trafik katillerine ve diğer katillere bile hak ettikleri cezalar verilmediği için tecavüz denen vahşet çerez mahiyetinde suç olarak görülüyor. Bu aile içi tecavüz felaketini bile 2-3 yıl ceza verip manyakları tekrar aynı aileye ve çevreye pislik saçmaları için gönderiyorlar.
Son olaylar (kaldırımda, yolda gençleri ezen minibüs canavarları da) bardağı taşıran damla olsun ve haydi bekliyoruz, Kadın Bakanı çıkıp “bu davaların ‘savcısı’ olacağım. Gözüm üstünüzde, bakalım bu canilere 30 yıldan aşağı ceza verecek misiniz” desin.
Hiç değilse dizilerden ‘irrite’ olduğu kadar bunlardan da olduğunu göstersin.
Önce ABD’de ‘kendi öz kızına tecavüz eden vahşilere’ ne ceza veriyorlar onu incelesin. Türkiye’de hukuk yoksa bilelim, vatandaşın bunu bilmeye hakkı vardır!

