Biz bu yolda yürüyeceğiz!

Farkındayım sıktı, yordu bu AB konusu bizi... Ama durun bakalım daha yolun başındayız. Yorgunluklar yeni başlıyor, pes etmek yok! Önceki akşam şiddetli bir göğüs ve sırt ağrısı şikayetiyle hastanedeydim

Haberin Devamı

Farkındayım sıktı, yordu bu AB konusu bizi... Ama durun bakalım daha yolun başındayız. Yorgunluklar yeni başlıyor, pes etmek yok! Önceki akşam şiddetli bir göğüs ve sırt ağrısı şikayetiyle hastanedeydim.

Rahatsızlık hissi Brüksel'de başladı. Bütün vücudum ağrıyor, kendimi bitkin hissediyordum ve bu benim gibi, bir güne ancak beş kişinin yapabileceği işleri sığdıran ve hiç yorgunluk hissetmeyen biri için son derece anormal bir durumdu. Umursamadım tabii, programı aynen uyguladığım gibi, kaldığımız otelde Brüksel ekibinde olan arkadaşlarla sabahın erken saatlerine kadar süren sohbetlere de katıldım.

Döndüğüm akşam ağrılarım arttı. Özellikle göğsümde ve sırtımda dayanılmayacak hale geldi. Sonuçta sabahın 02.30'unda, herkese önerdiğim gibi kalp konusunda en iyi hastanelerden biri olan Memorial'a koştum. Dr. Bingür Sönmez o geç saatte hastaneye dönmüş, yoğun bakımdaki hastalarını kontrol etmiş ve evine gitmek üzere yeni yola çıkmıştı. Benim geldiğimi haber alır almaz geri döndü ve tüm muayenelerimi yaptı. Kan tahlili, ultrasonlar, röntgenler, gereken her şey.

Korkudan tansiyonum 14.9'a çıkmış olmakla birlikte görünürde -çok şükür- ciddi bir sorun yoktu. Sonuçta Bingür Bey ile Dr. Deniz Şener stres ve yorgunluktan mide spazmı geçirdiğime, aşın asit salgılamasının rahatsızlığımı arttırdığına karar verdiler. Bir ülser ihtimali üzerinde durulabileceğini de hatırlattılar.

Geceyi hastanede geçirdim, ertesi gün dinlenmem gerektiğini söylemelerine rağmen çalışmaya devam ettim, hâlâ da ediyorum. Ne yorgunluk, ne de stres umurumda. Dedim ya, pes etmek yok! Gereken neyse yapılacak ve hepimiz elimizden gelen katkıyı esirgemeyeceğiz.

Şimdi, dün bıraktığım noktaya dönelim. Büyükelçilik'teki resepsiyona. Yine dün bu köşede fotoğraflarını gördüğünüz Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı Başkanı Hella Deign ve yanıma gelerek kendisini tanıtan, eşinin de Reuters'de çalıştığını söyleyen Fransız gazeteci Odile Harvey ve diğer "Batılı dostlar"la "Türkiye'nin neden AB'de olması lâzım ve karşı direnç nasıl kırılabilir" konularında yaptığım konuşmalar benim için çok yararlıydı.

De Gaulle İngiltere'yi istemedi!
Hella Deign başladığımız yolculuğun uzun süreceğini ama önümüze çıkan zorlukların çözümünün bize de AB'ye de kazanç sağlayacağını söylerken Odile Harvey, şu anda Fransa'dan başlayarak AB ülkelerinde referandum yapılsa birçok ülkede halkın Türkiye'ye "Hayır" diyeceğini, ama ne bunun, ne de ileri sürülen şartların bizi vazgeçirmemesi gerektiğini anlattı. 2007'de üye olması beklenen Bulgaristan ve Romanya'nın da yıllardır benzer şartlarla bunaldığını, şu anda hâlâ "yolsuzluklar" bitirilmediği için bekletildiklerini, İngiltere'nin bile De Gaulle'un "Hazır değilsiniz" itirazı nedeniyle iki kez reddedildiğini hatırlatarak "Türkiye alınganlık yapacağına daha çok çalışma ve kendini anlatma yolunu seçmeli" dedi.

Avrupa'daki Türk öğrenciler
Bu arada sempozyum organizasyonunda da görev alan Türk öğrencilerle konuşma fırsatı buldum. Avrupa Hukuku' tahsili yapmakta olan İlker Arslan daha şimdiden Türk öğrencilerin, AB üyesi veya aday olan ülkelerin gençlerine tanınan haklardan yararlandığını, kendisinin de Avrupalı öğrencilere verilen bir uluslararası bursla şu anda Belçika'da okumakta olduğunu anlattı. Diğer aday ülkelerin sadece "tarım ve gıda" konusundaki şartlan yerine getirebilmek için nasıl zorlandıklarını ama başka bir seçeneğin de bulunmadığını sözlerine eklemeyi de unutmadı.

Kısacası; zor mu zor... Ama kazançlı mı kazançlı bir iş bu. Benim tahminim 17 Aralık'ta Türkiye'ye kesinlikle müzakere tarihinin verileceği yönünde ama asıl sınav ondan sonra başlayacak. Hükümet AB'yi istemekte samimi mi, değil mi gerçeği bu tarihten sonra göreceğiz!

DİĞER YENİ YAZILAR