Bayram ve Yılbaşı telaşı içinde “biyonik kadın”lığa ara verdim dün... Neden biyonik kadın diyorum önce onu açıklayayım; çünkü efendim gazetecilik, televizyonculuk, yöneticilik, hukuk, sağlık, eğitim gibi zor ve çoğu iddialı alanlarda çalışan kadınlar için hayat aynı alanlarda çalışan erkeklerden çok daha çetrefilli ve yıpratıcıdır.
Beyler her ne kadar bu gerçeği gözardı etme konusunda oldukça uzman iseler de gerçek budur. Kadınlar bir yandan “kendilerinden beklenen” veya zaten kendilerinin de arzu ettiği şekilde evin bakımı; alışveriş, düzen, temizlik, yemek, çocukların yetiştirilmesi veya “onlara yetişmek”, gece evde bir organizasyon varsa onu hazırlamak, tüm aile fertlerinin ihtiyaçlarını sağlamak gibi “görevlerini” hergün ifa etmek ve hem de aynı zamanda erkeklerle aynı alanda “at koşturmak” zorundadırlar.
Erkekler ise otelde yaşar gibi sabah kahvaltılarını eder, işlerine gider ve açıkça her konuda “hazıra konar”lar.
İşte özel günlerde, örneğin Bayram’la Yılbaşı’nın aynı güne rastladığı bir günde bu adeta Süperman gibi (bir uçması eksik) her işe yetişebilen varlık durumunda aksamalar olabiliyor.
BAYRAM, YILBAŞI
Başa dönecek olursak, öyle hızlı ve yoğun geçti ki Pazar günü bari bir günlük tatil alayım dedim, zaten bazı haftalar bu bir günü ister istemez dinlenmeye ayırmak zorunda kalıyorum.
Sonra dün gazeteleri ve “biyonik olmak zorunda kalmayan” erkek yazarların köşelerini okudum. Beni rahatsız eden birkaç noktayı vurgulamak istiyorum.
Önce şu yabancı gazetecilerin “Kurban Bayramı ile Yılbaşı”nı aynı gün, aynı mutlulukla kutlayan tek Müslüman ülke olmamızı yazmak üzere Türkiye’ye gelmeleri haberi... Çok güzel, sık sık vurguladığımız gibi “dünyadaki tek laik-demokratik ve Müslüman çoğunluklu” ülke olmanın gururu az şey değil.
Bununla birlikte sanki “Kurban Bayramı”nın Müslüman, Yılbaşı’nın ise “gâvur” adeti imiş gibi algılanmasına veya bu ikisinin özdeşleştirilerek Yılbaşı’nın “sadece laiklerin kutlayacağı” bir gün gibi algılanmasına itirazım var.
Müslümanlığı tüm kurallarına harfiyen uyarak yerine getiren insanlar da (ki lâikliğin dindarlıkla ilgisi olmadığı için laikliği benimseyenler içinde sayıları hiç de az değildir) yeni bir yıla neşe içinde, kutlayarak, eğlenerek girebilirler, girmelidirler... Böyle olursa yeni yılın daha mutlu geçebileceği inanışının da dinle hiçbir ilgisi yoktur.
SERDAR ORTAÇ VE DOKUNULMAZLIK
Bunun dışında Ahmet Hakan’ın dün “Serdar Ortaç ile bir hesaplaşma” başlıklı yazısında sanatçıya haksızlık yaptığına ve “hesaplaşma”nın da çok alâkasız olduğuna inanıyorum. Aynen bazı yazarların “Kenan Doğulu kardeşim, sen daha askerliğini yapmadın ki Eurovision’a nasıl gidiyorsun” sorusu gibi alâkasız... Serdar Ortaç internet sitesinde Kenan Doğulu’ya yapılan saldırıların haksızlığını, anlamsızlığını gayet güzel anlatmış. Ahmet Hakan ise Ahmet Kaya’nın Kürtçe klibine geçmişte yapılan itirazları getirip “Eurovision’a İngilizce veya Türkçe parçayla katılma” konusuyla karşılaştırmış.
Elmalarla armutları toplamaya kalkmaktır bu ve Hakan gibi zeki bir yazar için oldukça şaşırtıcı...
Can Ataklı ise bir araştırma sonucunda “milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlandırılmasını isteyenler”in yüzde 44.6 çıkmasını “Demek ki iktidarın dokunulmazlıkları kaldırmaya yanaşmamasının arkasında halk desteği varmış” sonucuna bağlamış.
Bence yine hatalı bir yorum.
Bir kere AKP’nin “seçime katılanların yüzde 34 oyuyla” iktidar olduğunu ve hatta cumhurbaşkanı seçmeye kalktığını düşünecek olursak yüzde 44.6 fazlasıyla yeterli bir orandır.
Bunun yanında, halk her ne kadar yolsuzluklardan fena halde şikayetçi ise de çoğunluk hâlâ yolsuzluk/dokunulmazlık ilişkisinin ne kadar önemli olduğunun, “balığın baştan koktuğunun”, hakkında yolsuzluk dosyası olanların başbakan ve cumhurbaşkanı seçilebildiğinin bilincinde değil. O 44.6 sonucunda “bu bilinçsizliğin” çok etkisi var.
Yeni yıla hatalı yorumlarla başlamak istemeyiz değil mi? Nasıl başlarsanız arkası da öyle geliyor çünkü!
Biyonik kadınlar ve yanlış anlaşılabilecek yorumlar!
Bayram ve Yılbaşı telaşı içinde “biyonik kadın”lığa ara verdim dün... Neden biyonik kadın diyorum önce onu açıklayayım; çünkü efendim gazetecilik, televizyonculuk, yöneticilik, hukuk, sağlık, eğitim gibi zor ve çoğu iddialı alanlarda çalışan kadınlar için hayat...
Haberin Devamı

