Kısa süre ayrı kaldığım odama bir girdim ki üç ay uğraşsam içinden çıkamam. Mektuplar, mektuplar, dergiler, gazeteler yığın yığın... Şu anda aralarında kendime küçük bir yer açmış ve dağılmış vaziyette oturmaktayım.
En çok mektup "Boğaz'da gürültü" konusunda gelmiş. Çengelköy'de basın bildirisi sunan Gültekin Orhon başta olmak üzere sayısız mail... Hepsi Kuruçeşme, Arnavutköy, Ortaköy'deki kulüplerin çevresinde veya karşı sahilde oturanlardan geliyor ve hepsi gürültüden ne kadar rahatsız olduklarını anlatıyor.
Gayet iyi anlıyorum rahatsızlıklarını da ben 'kulüplerin gürültü yönünden sorumlulukları olmadığını' yazmadım ki zaten. Söylediğim; yüksek volümlü müzik yayınını susturmak için tek çarenin "hepsini bir defada kapatmak" olmadığı idi.
Nitekim konuşmasını yayımladığım Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal da "yetkinin kendilerinde olduğu dönemde bire bir konuşup anlaşarak gece yarısından sonra müziğin kısılmasını sağladıklarını, bir sorun çıkmadığını" anlatıyordu.
O da kabul ediyordu kulüp sahiplerinin bu anlaşmazlıkta rolü olduğunu, ben de biliyorum. Ama belli saatten sonra görevlilerin sıkı kontrollerle sesi kıstırabileceklerini, başka yaptırımlarla gürültüyü önleyebileceklerini, daha önce önlediklerini de biliyorum. Yani içindeki çok sayıda restoranı da gürültüye kurban etmek ve bir hafta kapatmak elbette tartışma götürür bir konudur.
Öte yanda Çevre İstanbul İl Müdürü Doç. Dr. Emin Birpınar beni telefonla arayarak yüksek para cezasını denediklerini, bu miktarı giderek arttırmalarına rağmen sorunun çözülmediğini, kulüpler kapatılıp açıldıktan sonra ise gürültünün tümüyle bittiğini söyledi ve kulüplere teşekkür etti.
Hâlâ aynı fikirdeyim; Boğaz gibi dünyanın en güzel manzarasına sahip bir yerde kurulmuş kulüplerin, yaz sezonu ortasında 11'ini aynı anda kapatmanın yanlış olduğuna inanıyorum ama bu olaydan hukukçuları yalanlayan bir sonuç çıktığını da görüyorum.
Kim demiş "ceza vererek yanlışları düzeltemezsiniz" diye? Demek şıp diye hallediliyormuş. Bundan sonra kulüpler de müzik volümlerine geç saatlerde dikkat etsinler ve bitsin bu sorun.
Binbaşı'dan mektup
İncirlik Üssü'nde ABD'li güvenlik görevlileri tarafından eşi ile birlikte yere yatırılarak kelepçe takılan Binbaşı Ferih Dinçer'den de bir mektup geldi; şöyle diyor:
"Merhaba Ruhat Hanım... Bugünkü, İncirlik olayıyla ilgili yazınız için sizi tebrik ederim. Olayı bu kadar güzel anlayıp yorumladığınız için... Bence 3-4 gündür süren haberlere en akılcı, en doğru ve sonuçta çıkan açıklamalara en güzel cevabı siz verdiniz. Teşekkür ederim. Saygılar."
Genelkurmay'ın açıklaması ile o gece İncirlik'teki tesisin nöbetçi amiri tarafından tutulan rapor arasında ciddi çelişkiler olması ise apayrı bir konu. Hem kelepçeleyip, hem yerde yatarken dizleriyle sırtına bastıran ve Türk güvenlik görevlilerinin tepkilerine de kulak asmayan ABD'li askerler için bugün, olay iyice aydınlandıktan sonra bile bir resmi özür istemeyeceklerse elden ne gelir ki?.. Üzüntü ve eziklik duygusundan başka?
Çevre ve Orman Bakanlığı'nın Fırtına Vadisi'nde "Heyelana karşı önlem" bahanesiyle taş ocağına izin vermesine gelen "bu kararın bilimsellikle hiçbir ilgisi olmadığı" yönündeki tepkiler başlıbaşına bir yazı konusu.
Sorunlar ve vurdumduymazlık hiç bitmiyor!
Bitmeyen sorunlar!
Kısa süre ayrı kaldığım odama bir girdim ki üç ay uğraşsam içinden çıkamam. Mektuplar, mektuplar, dergiler, gazeteler yığın yığın...
Haberin Devamı

