Bitmeyen bekâret kavgası

Bir akıllı kuyuya taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış. Atasözünü değiştirmek zorunda kaldım af buyurun, zira değiştirmezsem dava edebilirler. Edeceklerini TV'de açık açık söylediler

Haberin Devamı

Bir akıllı kuyuya taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış. Atasözünü değiştirmek zorunda kaldım af buyurun, zira değiştirmezsem dava edebilirler. Edeceklerini TV'de açık açık söylediler. Üstelik bunu yapacak olanların çoğu hukuk profesörü. Her ne kadar açıklamaları meslekleriyle çelişiyorsa da durum bu.

Ve durum bu olunca benim durum da zor görünüyor. Aslına bakarsanız küçük çocuklara tecavüzde çocuğun rızasından, yetişkine tecavüzde evlenmeyi kabul eden tecavüzcünün kurtulmasından, namus cinayetlerinde töreden söz edebilen bir anlayışa karşı çıkan, yasaların bu yönde hazırlanmasını isteyenlerin de psikolojik sağlığından şüphe eden kişi bir kadın yerine erkek olsaydı yine dava etmekle tehdit ederler miydi bilmiyorum.

Adalet Komisyonu'nda yaş ve deneyimleriyle ters orantılı açıklamalar yapan üyelerin kadınlara bakış açısı öyle çağdaşlıktan uzak ve aşağılayıcı ki bu tavrın, öfkenin bile karşılarındakinin kadın olmasından kaynaklandığını düşünüyor insan.

Adalet Bakanı'nın danışmanı olan Prof. Doğan Soyaslan'ın tecavüz konusunda söylediği 'Tecavüz eden kişi ile evlenmek Türkiye'nin gerçeğidir. Hiç kimse bakire olmayan kadınla evlenmek istemez" sözleri ülke çapında olay yarattı, hukukçuları, sivil toplum kuruluşlarını ve vatandaşları ayağa kaldırdı biliyorsunuz. Danışmanını koruduğunu düşündürtecek sözleriyle Adalet Bakanı bile (her ne kadar "Ben kimseyi savunmuyorum ama o üniversitede ders veren bir profesör" dese de) büyük tepki aldı.

Çarpık anlayış!
Cumartesi akşamı Basın Kulübü programında (bu program giderek başarı çizgisini yükseltiyor) o sözleri sarf eden Prof. Soyaslan kadın hukukçu ve gazetecilerin karşısındaydı. Sabahın erken saatlerinde programa katılmam için aramalarına rağmen ben katılmamayı tercih ettim. Bu anlayışın karşısında konuşmanın gereksiz olduğuna inandığım için bunu yaptım.

Nitekim programı izleyince katılmadığıma da sevindim. Prof. Soyaslan daha önce söylediklerini arka arkaya, bozuk plak gibi tekrarladı durdu. "Toplumun gerçekleri, Türkiye'nin realitesi" nden başka bir söz, hukukî bir açıklama bulamadı. Ve o beğenmediği;

"Sizin temsil ettiğiniz kadınlar Türkiye'nin kaçta kaçı? Türkiye'nin gerçeği başkadır" dediği, bir ara "Bakın siz okumuşsunuz, avukat olmuşsunuz, daha az dindarsınız" gibi abuk bir cümleyi ağzından kaçırdığı kadın hukukçuların, gazetecilerin bilgisi ve doğruluğu karşısında balon gibi söndü, izleyenleri, başta kendi meslektaşları olmak üzere hayretten dehşete sürükledi.

Kadınlar saatlerce irrasyonel konuşmalara rasyonel karşılıklar aramaktan bitkin düştüler.

Bu programda beni memnun eden iki şey vardı; biri bazı kadın meslektaşlanmızın bugüne kadar ciddi şekilde üzerine eğilmedikleri Türk Ceza Kanunu hakkında büyük bir sorumlulukla çok güzel konuşmalar yapmaları. Kadın haklarının "cinsel özgürlük"ten çok yasalar karşısında erkeklerle eşit muamele görmek, eşit haklara sahip olmak anlamına geldiğini fark etmiş olmaları.

Diğeri ise bugüne kadar ısrarla üzerinde durarak neredeyse dizi yazı haline getirdiğim, yeni tasarıdaki hatalı maddelerin tek tek tartışılması. Prof. Soyaslan'ın bir söylediğini hemen sonraki cümlede değiştirmesi sonucu ortaya çıkan çelişkilerle dolu konuşma bu ülkede yasa yapanların kimler olduğunu göstermesi açısından tam bir ibret tablosuydu.
Devam edecek)



Vahşi futbol!
İngiltere'de Spor Bakanı Türkiye-İngiltere maçının devre arası görüntülerinin TV'lerde gösterilmesine karşı çıkmıştı hatırlayacaksınız.

"Bunları çocuklar, gençler de izliyor. Kavga görüntüleri onlara kötü örnek olur. Taklit etmeye kalkabilirler" demişti. Son günlerde Türkiye'de oynanan maçlarda olup bitenleri izleyen çocuklar neler yapabilir onu da bizden bir ilgili anlatsa bari.

Hakemlere saldırılıyor, tribünlerden takım yöneticilerine ağza alınmayacak küfürler ediliyor, rakip oyuncular birbirini "kan davalısı" gibi görüyor ve daha neler neler. İşin en acı tarafı bunların hepsi Trabzon'da oynanacak bir maç için oraya giden Fenerbahçe taraftarlarının yaptığı yanında detay kalıyor.

Başı sorundan kurtulmayan topluma bir de "toplu maç felâketi" yaşatmak üzere bıçak, pala, balta, satırla maç izlemeye gidiyor beyler.

Yabancı gazetelerin, futbol taraftarlarının "Barbar Türkler" lâfını doğrulamak üzere.

İyi ki sıkı bir kontrol var ve bunların çoğunu stadlara sokmuyorlar (Bu arada Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nü de kutlamak lâzım.)

Bu ölçüsüz, spora saygısız, gözünü kan bürümüş insanlar yalnız kendine ve seçeceği kurbana değil, tuttuğu takıma da büyük zarar veriyor, tepki almasına, adının kötü anılmasına neden oluyor.

Lucescu'nun, "Türkiye'de maçlar savaş gibi geçiyor. Korkarak maçlara çıkıyoruz" sözünün ciddiye alınması için ne bekliyorlar acaba?

Yetmedi mi maçlarda bıçaklanıp ölen gençler?

DİĞER YENİ YAZILAR