Bitmeyen 19 Mayıs’lar!

Haberin Devamı

Annemin lisede 19 Mayıs törenlerinde çekilmiş fotoğraflarını özenle saklarım. Ben de iki yıl üst üste 19 Mayıs törenlerine katıldım ikisinde de büyük bir mutluluk duydum... O yıllarda da daha sonraki yıllarda da nedense 19 Mayıs’lar son birkaç yıl içinde sürekli olduğu gibi “bitmeyen bir hikâye” olmazdı hiç...
Öğrenciler (kendimden biliyorum) o güne kadar pek güzel öğrendikleri şanlı tarihlerinin gururuyla, yoktan bir ülke yaratan atalarının kendilerine bıraktığı emaneti (bu emanet onlara bırakıldığı içindir ki Samsun’dan başlayarak bir meşale söndürülmeden gençler tarafından Ankara’ya götürülür) omuzlarında taşıyor olmanın coşkusuyla hem eğlenir, hem de güzel gösteriler yaparlardı.
Şimdilerde, nasıl olduysa oldu, her 19 Mayıs sorun haline getiriliyor. Yok stadyum gösterileri kaldırılmalıymış da, gençler buna zorlanmamalıymış da, zorla coşku olmazmış da...
Tek dertleri gençlerin yüreğinden tarihlerini, atalarının (özellikle de Ata’larının) anılarını söküp almak, böylece onları “köklerinden bihaber”, kendilerine bırakılan hiçbir mirası sahiplenmeyen (devrimler, Cumhuriyet başta) ve atılan yalanlara, sürüklenmek istedikleri yanlış yollara kolayca çekilebilen bir hale getirmek.
Yoksa değişen bir şey yok. Gençlerin senede bir kez böyle onurlu bir törene katılmaktan şikayeti filan yok. Ama birilerine fena halde dert bu durum. İlla ki yaza çize, söyleye beyin yıkayarak yıldan yıla bu duyguyu da çürütecek, yozlaştıracaklar.
O coşku yok edilmeli ki bu ülkenin rejimi daha kolay oyuncak edilebilsin.
Bugün beyni yıkanan gençler, yarın bu aptal koroya katılabilsin. Şükran ve sorumluluk duyguları ortadan kalkıp istenen yöne çekilebilsinler.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı bu yıl da neşeyle, mutlulukla, coşkuyla kutlandı, inşallah sonsuza kadar da kutlanacak. O coşkuyu hissedebilmek için gençlerin yüreklerine, beyinlerine girebilmeleri gerekir ki, onu çok şükür henüz başaramadılar.

ARINÇ’LA AYNI FİKİRDEYİM

Bu girişi yaptıktan sonra gelelim kıyafetlere... Manisa’daki Celal Bayar Üniversitesi öğrencilerinin kıyafetleri “Ankara” da beğenilmemiş, özellikle TBMM eski Başkanı Bülent Arınç’ın beğenmediği söyleniyor.
Bülent Arınç’la daha önce hiç aynı fikirde olmadım ama bu konudaki görüşüne katılıyorum. Ben de bu kıyafetleri yazacaktım, fırsat olmadı.
O “öğrenciye yakışmayan” sapsarı boyalı saçları, aşırı makyajı, sahne kıyafeti gibi dekolte ve kısacık etekli veya beli açık kıyafetleri görüp de yadırgamayan oldu mu bilmem...
Kim hazırlamış bunları, nasıl kabul etmiş? 19 Mayıs’a mı, Eurovision’a mı katılıyorlar?
Öğrencilere uygun kısa kollu veya kolsuz tişört-şort ya da şort boyu pilili etek (dizden en fazla bir karış yukarda) olamaz mıydı?
Mutlaka bir uçtan ötekine fırlamak mı gerekiyor, arada makul bir kıyafette karar kılmak neden bu kadar zor?
Manisa Belediye Başkanı gelecek yıl aynı sorunun yaşanmayacağını söylemiş. Hazır olalım, bu sefer de uzun kollu, dizin iki karış altında spor kıyafetleriyle veya eşofmanlarla çıkacaklardır karşımıza...
Ortası yok ya bunun!

*****


Ne yapmış Üskül, ne yapmış?

Yani gerçekten Türkiye iyice şaşırdı, doğruyla yanlış “sapla saman” oldu, başka açıklama gelmiyor insanın aklına...
Bugüne kadar AKP Mersin Milletvekili Zafer Üskül’ü de defalarca eleştirdiğim, farklı görüşte olduğum konular çıkmıştır ama bu son “eşcinseller” olayının konu edilmesine bile hayretler içinde kalıyorum. Başka meselelerden dolayı kuyruk acısı hisseden birileri çıkıyor ve eşcinsellerin toplantısına katıldığı, “AKP eşcinsellere de aynı mesafede” dediği için Üskül’e hakaret anlamında isimler takıyor, biri “Beynimden vurulmuşa döndüm, bu sapıklarla ne işi var” diyor.
Bıraksanız falakaya yatıracaklar neredeyse, insaf yahu!
Bir kere Zafer Üskül “İnsan Hakları Komisyonu Başkanı”... Sadece görevi nedeniyle de tüm insanlara, vatandaşlara ayrımcılık yapmadan bakmak, davranmak, haklarını gözetmek zorunda. İkincisi “demokrasiyi, demokratik hakları” kendi için olunca hiç dilinden düşürmeyen bir partinin mensubu, bu iki durum bile “insan hakkı ve demokrasi deyince benim aklıma sadece dini sembol hakkı gelmiyor” demesi için yeterli.
Çağdaş insan hakları marjinal kesimlere bakış kalitesiyle ölçülüyor artık dünyada ve eşcinseller de bu haklar kapsamında kabul görüyor, kendi yaşamlarını istedikleri şartlarda, kendi tercihlerine göre sürdürmeleri sağlanıyor, bazı ülkelerde evlenmelerine de izin veriliyor. Kaldı ki bazılarının doğuştan, hormonları nedeniyle bu duygulara sahip oldukları bilimsel olarak da ortaya konmuş durumda.
Peki aynen Leyla Gencer’e “Bizim Boğaz’ımızı kirletmesin” dedikleri gibi eşcinsellere ve onlara eşit davranılacağını söyleyenlere de hakaret edenler bu ayrıcalığı, bu hakları nereden almışlar acaba?
Kendin karşı olabilirsin, uzak durabilirsin, “rol model” olmamaları gerektiğini savunabilirsin ama aşağılayamazsın, hakaret edemezsin. Böyle bir hak-kın yook !
Aslında bütün bunlar “demokrasi”den dem vuran kimilerinin imkanları olsa “kendilerine benzemeyen”lere ne kadar demokrat (!) bir anlayışla yaklaşacaklarının küçük bir göstergesi.
Ve üstelik... Yıllarca normal insan görüntüsünde uzun yıllar topluma karışan ne sapıklar görmüş bu ülkede kimsenin kimseye söyleyecek lafı yok!
Bence, her konuda ne düşündüğünü anında söyleyen Başbakan Erdoğan bu konuda da ne düşündüğünü, Zafer Üskül’ün haklı mı, haksız mı olduğunu mutlaka açıklamalı.

DİĞER YENİ YAZILAR