Birleşmiş Milletler'in sonu mu?

ABD Dışişleri Bakanı Powell'ın son açıklamasıyla Bush. Türkiye'nin ve Birleşmiş Milletler'in kararı ne olursa olsun Irak'ın diktatörünü yerinden oynatmaya kesin kararlı olduğunu bir kez daha gösterdi

Haberin Devamı

ABD Dışişleri Bakanı Powell'ın son açıklamasıyla Bush. Türkiye'nin ve Birleşmiş Milletler'in kararı ne olursa olsun Irak'ın diktatörünü yerinden oynatmaya kesin kararlı olduğunu bir kez daha gösterdi.

BM Güvenlik Konseyi'nden onay alınmadan Irak Savaşı'nın başlaması çok daha ciddi bir sorunu gündeme getiriyor; Eğer Fransa, Almanya ve Rusya hâlâ savaş karşıtı kararlarında ısrar ederlerse ve ABD buna rağmen saldırıyı başlatırsa bu Birleşmiş Milletler'in sonu olabilir mi? Amerika'nın, bundan sonraki uluslararası sorunlarda BM kararlarının ciddiye alınmaması gibi bir durumun ortaya çıkacağını bilmesine rağmen beklemeye yanaşmaması ve meydan okurcasına savaşın başlayacağını hissettirmesinden sonra, Fransa ve Almanya'nın beklenmesini istedikleri süreyi "bir ay"a indirmeleri belki de bu endişenin bir sonucu.

Öyle ya ABD söylediği gibi bu savaşı kısa sürede bitirebilir ve Irak'a demokrasiyi, Ortadoğu'ya huzuru getirmeyi, teröre de gözdağı vermeyi başarırsa ve bunu BM'e rağmen yaparsa bundan sonra onu durdurmak, kontrol etmek nasıl mümkün olacak?

ABD ile Avrupa'nın ve Birleşmiş Milletler'in karşı karşıya geldiği yeni bir dünya düzeni mi kurulacak?

"Küreselleşme" tarihe mi karışacak yoksa ABD'nin reçetelerine göre mi oluşacak?

Bu arada Irak uzmanı Kenneth Pollack "Newsweek" dergisine yaptığı konuşmada İkinci Dünya Savaşı'nda bir milyon Alman ve Rus'un hayatını kaybettiği şehir çarpışmasını hatırlatarak Saddam'ın hiç çekinmeden Bağdat'ı "Mezopotamya Stalingradı"na çevirebileceğini söylemiş. Bundan daha korkunç bir ihtimal düşünülebilir mi?

Bütün verileri bir araya getirdiğinizde, özellikle de biyolojik ve kimyasal silahların kullanım kolaylığını göz önüne aldığınızda çok ciddi bir "aşağı tükürsen sakal..." durumu söz konusu. Ama bu dünya çapındaki tükürük olayı bizim iktidar partisinin içinde bulunduğu durumla kıyaslandığında hafif kalıyor. Onlar bir yandan partinin bölünmesi, öte yandan koltukları tümüyle kaybetme korkusuyla dehşet bir paniğin içindeler.

Biz ise nefesimizi tutmuş, gözlerimizi TV'lere dikmiş, diken üstünde bekleşiyoruz. Televizyonlarda uzmanlar, gazeteciler, diplomatlar herkes konuşuyor. Asıl konuşup dakika dakika halkı bilgilendirmesi gerekenler dışında herkes...

Bakalım Tayyip Erdoğan siyasi çıkarlar ile ülke çıkarlarının çatıştığı bu sorundan hangi tercihle çıkacak ve bakalım "Başbakan"lık sınavını geçebilecek mi?

Powell'a verdiği "2. Tezkere Meclis'e gelebilir" sözünü gerçekleştirebilecek mi?


Sıcak!
Ne tesadüf ki o gece de sıcak bir geceydi, hem de çok sıcak... Rumelihisarı'nı dolduran kalabalığın arasında oturmuş sahnedeki güzel sesli erkek sanatçıyı izliyordum.

Sadece sesi değil fiziği de hoştu doğrusu. Esmer, ince uzun boyluydu ve kalemle çizilmiş kadar güzel yüz hatları vardı. İngilizce şarkılarını da Türkçe'ler kadar güzel söylediğini görünce (hatta bunlarda daha başarılıydı diyebilirim) ertesi gün onunla ilgili bir yazı yazmaya karar vermiştim. Ama bu kararı verirken o sıcak gecenin devamının beklenmedik bir sürprizle geleceğini ve ertesi gün bana bu konser dahil her şeyi unutturacağını bilmiyordum.

Tarih 17 Ağustos 1999'du... Sabaha karşı Adapazarı depremiyle sarsılarak uyandık. Ertesi gün, ondan sonraki ve daha sonrakiler öyle acılara sahne oldu ki Emre Altuğ'un o gece başarıyla yer aldığı sahneyi yalnız ben değil, orada olan tüm basın unuttu gitti. Şimdi, yıllar sonra gayet iyi hatırladığımı fark ediyorum. Onu ilk ve son kez izlemiştim ve unutulmayacak kadar iyiydi.

Geçenlerde Okan Bayülgen'in programında, bu kez farklı bir unutulmayacak sahne yarattı; kendisi gitar çalarken köpeğine şarkı söyleterek. Hiç kimse hayatında böyle bir şey görmemiştir.

Sahne 3... Son albümü SICAK'ta yer alan 'Gidecek Yerim mi Var' isimli şarkı ve klibi de en zor beğenen müzikseverleri bile etkileyecek kadar güzel. Aşkı, tutkuyu bu kadar güzel ve doğal anlatan bir müzik ve klip zor bulunur.

Emre Altuğ'u ve albüme emeği geçen herkesi kutluyorum. Bence Altuğ'un sadece biraz daha hırsa ihtiyacı var. Malûm sansasyonu olmayan yetenek, bir de sessiz ve sakinse ağzıyla kuş tutsa "uyanıklar"ın önüne geçmesi zordur. Uyanıklar ülkesi burası!

DİĞER YENİ YAZILAR