Birinci ağızdan Kürt sorunu!

Haberin Devamı

Bu güne kadar “neredeyse sözcülüklerini yapan” bir takım akademisyen ve yazarın da desteğiyle kendilerini Kürtlerin temsilcisi gibi gösteren BDP ile PKK teröre neden olarak “Kürtler’in demokratik hak ve özgürlüklerinin ellerinden alınmasını” gösteriyorlardı. Hükümetin “Açılım” adı altında başlattığı girişim de, her ne kadar Türk ve Kürtler anayasal olarak tüm temel hak ve özgürlüklere eşit şekilde sahip olsalar da “bölgedeki demokratik eksiklerin giderilmesi” üzerine kurulmuştu.

Oysa demokratik hak için mayınlar döşenmeyeceği, asker-sivil demeden insanların toplu katliam şeklinde öldürülmeyeceği ilk günden belliydi ve bu uyarıları muhalefet partileri de yaptı, medyada da tartışıldı (onların açılımlarının “Hükümet’in açılımdan çok farklı olduğunu” defalarca yazdık, TV’de vurguladık ama o günlerde bu uyarıları samimi olarak yapanlar için maalesef “Analar ağlasın istiyorlar” denmişti). Açılımdan önce, devletin istihbarat kuruluşları terör örgütü ile görüşme yapmadan önce “silah bırakması şartı” konmalıydı (bunu Tony Blair de İRA ile ilgili olarak söyledi), açılım yanlış başlatılmış, terör örgütüne gereksiz tavizler karşılıksız olarak verilmişti ve nitekim karşılığının gelmediği görüldü.

ETA ÖRNEĞİ DE YANLIŞ

Şimdi PKK’nın liderlerinden Murat Karayılan; ETA’nın silah bırakmasını olumlu bulduklarını söylediği konuşmasında “PKK’nın silah bırakması için tek şartın Kürtlere kendini yönetme hakkı tanınması” olduğunu bir kez daha açık açık bildiriyor. Yani “devlet içinde ayrı bir devlet” tanımı yapıyor ve bunları Öcalan çok önce, açılım süreci başladığında söylemişti. İspanya’da ETA da benzer şekilde terör yoluyla özerklik istemiş, İspanya yıllarca terör sorunu yaşamıştı ama orada terör kurbanlarının sayısı 1000’in altındaydı. Burada ise 35 binin üstünde.. Ayrıca ETA silah bırakması karşılığında özerkliğe filan kavuşmadı, önceleri “ETA sizin iç meseleniz” diyen Fransa sonunda “ETA’yı bitirmek için her türlü desteği veririz, onları toprağa çakarız” deyince ve halk desteği iyice azalıp hezimete uğrayınca mecbur kaldı.

Kış geliyor, PKK için şartlar zorlaşacak, yakalanan tonlarca uyuşturucunun geliri de gitti ve şimdi Karayılan “silah bırakma şartı” öne sürüyor. Tek çözüm olarak “bölünmeyi” gösteren PKK acaba bunu tartıştırarak zaman mı kazanmak istiyor sorusu geliyor akla.. Yine de “yeni depremlere” hazır olma zorunluluğu gibi yeni terör eylemlerine de hazırlıklı olmak lazım, Hükümet tüm önlemleri planlamak zorunda!

****


Bravo Avrupa’daki Türklere!


Avrupa ve ABD’de yaşayan Türkler “Ermeni soykırım iddiası” konusundaki haksız ve tek taraflı suçlamaya karşı da bugüne kadar ellerinden geleni yaptılar, şimdi ise Türkiye’deki terör saldırıları için yapıyorlar. Belçika’nın başkenti Brüksel’de 500’den fazla kişi Avrupa Komisyonu ile Avrupa Parlamentosu’nun bulunduğu meydanda ellerinde Türk Bayrakları ile terörü lanetlemiş, meydana “üzerinde şehitlerin fotoğrafı bulunan” ve bayrağa sarılı sembolik şehit tabutları da konmuş.

Benzer bir gösteri de Avusturya’nın başkenti Viyana’da yapılmış ki Avusturya “Türkiye’deki terör olaylarını en yanlış değerlendiren ülkelerin başında” geliyor.

PKK bu güne kadar AB ülkelerinin başkentlerinde, parlamentolarının veya en önemli binalarının önünde günlerce süren çok sayıda gösteri düzenledi. Yalan yanlış bilgilerin bulunduğu broşürlerini insanlara dağıtarak (aynen Ermeni lobileri gibi) kendi terör saldırılarının sorumluluğunu bile bu saldırılar nedeniyle yapılan askeri operasyonlara yükledi ve suçlu iken mağdur konumuna geçti. Biz ise önceliklerimizi şaşırarak başka ülkelerin sorunlarını dünyaya duyurmak ve çözmek için gösterdiğimiz gayreti terör sorunu için göstermedik. Her saldırının ardından kendi içimizde ağladık ama bunu dünyaya yeterince duyurup destek alamadık.

AB ülkeleri de bu saldırıları “Kürt sorunu” adı altında yıllarca yuvarlanan “demokrasi eksikliğine” bağladı ve terör saldırılarında kaybedilen yüzlerce, binlerce insanı umursamadı. Artık uykularından uyandırılma, yanlış bilgilerden arındırılma, hiçbir nedenin “katliam yapmak” için mazeret olamayacağını Türkiye için de görme zamanları çoktan geldi ve geçti bile.. Bu canice saldırılar kendi ülkelerinde olsaydı, şimdiye kadar dünyayı altüst etmiş olurlardı. Avrupa’daki vatandaşlarımız bu gösterileri sık sık yapmayı unutmamalı.. Nasılsa internet yoluyla organizasyon çok daha kolaylaştı artık!

****


Yargıtay’ın ‘tecavüzü teşvik’ kararı!


Yok artık bu kadarı fazla, herhalde yanlış duyuyoruz, dehşet bir yanlışlık olmalı bunda.. Yoksa çünkü, Allah kahretsin bu memlekette hiçbir sorun çözülemez noktasındayız demektir. Daha önce bunu yapmaya yeltendiklerini yazdım ama kesin değildi, şimdi kesinleşmiş ve önce AKP’li Ömer Çelik “Tecavüz suçlularını aklama insanlık suçudur” diyerek doğru bir tepki vermiş, sonra Kadın ve Aile Bakanı Fatma Şahin bir itiraz açıklaması yapmış.

Mardin’de 13 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz eden 32 sanık; en az 10 yıl cezayı öngören “tecavüz suçu”ndan değil, en az 5 yıl ceza verilebilecek olan “15 yaşından küçük biriyle kendi rızasıyla birlikte olma” suçundan yargılanmış, Yargıtay da bunu yeterli bulmuş. Durun! Facianın hepsi bu kadar da değil, sonra dava “zaman aşımı”ndan düşmüş ve suçlular tümüyle kurtulmuş. Zaten (gazetecilerin, yazdıkları yazı ve kitaplar nedeniyle tutuklu yargılandığı ülkede) bu 32 sanığı “tutuksuz yargılamak üzere” baştan serbest bırakmışlardı. Yani sonuç o zamandan belliydi. Sonra, aralarında bürokratların da bulunduğu bu toplu tecavüzcüleri kurtarmak için yasayı bu şekle getirmek istediler, Bakan Şahin ve hepimizin tepkileriyle yapamadılar.

ZAMAN AŞIMI VE DİĞER SKANDALLAR

Bakın beyler, dünyanın hiçbir medeni ülkesinde bu verdiğiniz karar verilemez. Bu skandala susulamaz. Böyle davalarda “ZAMAN AŞIMI” gibi bir rezalet olamaz. 40 yıl sonra bile atarlar hapse yakalayınca.. 13 yaşında bir çocuğun “cinsel ilişki rızası”ndan söz edilemez ve lanet olsun 32 tane kazık kadar tecavüzcüye bir çocuk rıza gösteremez. Kendi çocuklarına baksınlar, olabilir mi? (Yoksa Prof Doğan Soyaslan’ın dediği gibi “onların çocukları farklı” mı?)

Ama Hüseyin Üzmez’in serbest bırakılmasına ses çıkarılmayan ülkede bunları da görmek mümkün işte.. Biz dizilerimize, eğlence programlarımıza bakalım, ne gam? Yargıtay’ın bu skandal kararını slogan yapıp sonuna kadar mücadele edeceğiz, unutmasınlar!

DİĞER YENİ YAZILAR