Güzel olan, insana huzur veren her şeyi bozmamız, yakıp yıkıp geçmemiz şart mı? Bu atalarımızdan miras kalan, genlerimizde mevcut bir kötü özellik mi?
İnanın bana Türkiye'nin hangi köşesinde bir doğa harikası manzarayla karşılaşsam içim burkularak, titreyerek bakar oldum artik... Korkuyorum... Acaba ne zaman sıra buna gelecek? Fazla uzun sürmez, farkına vardıkları anda burayı da keser biçerler. Ne yeşil kalır, ne mavi... Beton ve çelikten duvarlar örerler buralara da...
İşte bu korku sarıveriyor beni ve güzelliklere huzurla, gururla, mutlulukla bakmamı engelliyor. Sahillerimiz, dağlarımız, göllerimizin yağmalandığı yetmiyormuş gibi şehirlerimizde artık pek azı kalan güzel köşeler de birer birer yok ediliyor. Ve kimse sesini çıkaramıyor, vatandaşın soru sorma, hesap sorma hakkı yok bu ülkede.
Moda Köprüsü
"Moda-Kalamış arasına otoyol ve köprü" projesini haftalar önce yazarak 'insafınız yok mu, şarkılara konu olan iki semte bunu mu layık görüyorsunuz?' diye sormuştum. Belediyeden ses çıkmadı tabiî. Geçen Cumartesi Okay Gönensin, Pazar günü Gülay Göktürk, Salı ise Haşmet Babaoğlu bu otoyoldan söz etmişlerdi köşelerinde (ellerine sağlık.) Onlar da Moda gibi güzel bir semtin, en gözde köşesi olan sahili için alınan karara itiraz ediyorlardı.
Biliyoruz ki belediye başkanları kendi dönemlerinde ne işler başardıklarını(!) göstermek için çarşı, cami, köprü, havuz ve elbette kaldırım yaptırmaya bayılıyorlar. Onlar için doğal güzellikleri, kuşaktan kuşağa miras kalacak tarihi bölgeleri ve eserleri bile bu uğurda yok etmenin hiçbir önemi yok.
Ama birileri bu gidişe mutlaka "dur" demeli artık. Dünyanın birçok ülkesinde semt sakinlerinin o bölgede yapılacak en ufak bir değişiklikte söz hakkı vardır. Bir kere o bölge belediyesinden izin alınmadan bunlar yapılamaz. Bizde de yapılamamalı.
Hele Moda ve Kalamış gibi İstanbul'un gözbebeği iki semtin ikisini birden rezil edecek bir değişiklik.
Üstelik yolun Fenerbahçe tarafı binalarla sıkı sıkıya örülü haldeyken.
Neymiş efendim "Trafik rahatlayacak" mış (Aslında o bölgede böyle bir rahatlamaya gerek bile yok.)
Belki de asıl 'İhaleleri alacak olanlar' rahatlayacaktır kim bilir?
Ali Müfit Gürtuna İstanbul'un sayfiye yeri sayılan ve olduğu gibi korunması gereken bu semtleri tümüyle değiştirecek otoyol ve köprü kararını alırken kimlere danıştığını, böylesine ciddi bir konuda 'tek karar verici' olma hakkını kendinde nasıl gördüğünü açıklamalı.
Moda ve Kalamış sakinleri de seslerini duyurmalı tabiî... Bu semtler hepimize, ama önce onlara emanet. Gelecek kuşaklara borçları var!
Huysuz kadınlar!
Haber şöyle; Ankara Barosu Kadın Danışma Merkezi'ne başvuran kadınların arasında polis eşleri de varmış. Bu kadınlar eşlerinin işyerinde yaşadığı stresi akşam eve geldiklerinde kendilerinden çıkardığını, kocaları tarafından dövüldüklerini ve kimseden yardım isteyemediklerini söylüyorlarmış.
Buyrun bakalım! Bundan daha trajik bir haber olabilir mi?
Kimden yardım isteyecekler ki, karakola mı gitsinler? Dayağı atan zaten karakolun kendisi...
İşte bu olayın New York'ta (veya başka bir medeni ülkede) yaşanması mümkün değil. Hele de böyle birden fazla olay aynı anda oluyorsa o polisler derhal görevden uzaklaştırılır. Kendi evinde şiddete başvuran polisin toplumla karşıkarşıya gelemeyeceğine, görevini sağlıklı şekilde yapamayacağına anında karar verilir.
Bizde ne yapılıyor? Senelerdir yazar dururuz, "kadınlar karakola bu tür şikayetle gittiklerinde polislerden kimbilir ne yaptın da kocandan dayak yedin' gibi lâflar duyuyorlar, bu önlenmeli" diye ısrarla vurgularız ama değişen bir şey olmaz.
Eğer bu polis eşleri 'Kadın Danışma Merkezi'nden başka bir yere gitmiş olsalardı aynı sözleri duyacaklardı. Üstüne üstlük "problemli, huysuz kadın" damgasını yiyerek çaresizlik içinde evlerine -yeni dayaklar yemek üzere- döneceklerdi. Şimdi nasıl bir çözüm bulunabilecek orası da meçhul ya!
Türkiye'nin asıl problemi erkek egemen yapının ısrarla korunmasından kaynaklanıyor. Kadının söz hakkı yok. Evinde de, işyerinde de, nerede olursa olsun konuşup hakkını arayan kadın "huysuz kadın" oluyor. Bu baskı bir kere hissettirildi mi kadın siniyor, susuyor ve kaderine razı olup köşesine çekiliyor.
Şeker Kız Candy
Oysa erkekler için her yol geçerli. İstediği gibi konuşur, tartışır, baskı kurar, gerekirse döver ama istediği sonuca ulaşır. Kimse de ona "Aa ne huysuz adam bu böyle" demez. Neredeyse doğu bölgelerimizde kadınlar üzerinde kurulan baskının bir benzeri kısacası.
Artik bu abuk, adaletsiz, tek taraflı sistemin değişmesi gerekiyor. Bu değişiklik de ancak kadınların kendilerine biçilen "Kadın dediğin 'Şeker Kız Candy' gibi olur" imajına başkaldırısı ve dayanışmasıyla gerçekleşebilir.
Kadınlar, her durumda hakkınızı arayın.
Uysal ve sessiz olmak, size biçilen imaja uymak için haksızlıklara susmayın.
Gerektiğinde 'huysuz' damgası yeseniz bile.
Yaşasın huysuz kadınlar!
Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner'den bu polisler konusunda gerekeni yapmasını, sonucu da açıklamasını bekliyoruz.
(Not: Buradaki 'baskıcı erkek' tarifine uyan kadınlar da yok değil. İstisna sayılmakla birlikte onlar da aynı derecede zararlılar.)
Birileri Gürtuna'yı durdurmalı!
Güzel olan, insana huzur veren her şeyi bozmamız, yakıp yıkıp geçmemiz şart mı? Bu atalarımızdan miras kalan, genlerimizde mevcut bir kötü özellik mi? İnanın bana Türkiye'nin hangi köşesinde bir doğa harikası manzarayla karşılaşsam içim burkularak, titreyerek bakar oldum artık...
Haberin Devamı

