Meclis Başkanlığı oylaması sırasında AKP Milletvekili Özlem Türköne CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a yıllar önce çevirisini yaptığı “Demokrasi Kuramı” kitabını hatırlatmış.
Bu kitabın demokrasinin anlaşılması açısından çok önemli bir eser olduğunu söyledikten sonra: “Demokrasiyi özümsemiş biri, bugün nasıl olur da demokrasi konusunda bu noktaya gelir” diye sormuş.
Sadece Baykal’ın “Kürt sorunu açılımı” adıyla atılacak adımla ilgili olarak Başbakan Erdoğan’ın DTP ile görüşmesine karşı çıkması, “Bugüne kadar terörü lanetlememesi halinde DTP ile görüşmeyeceğini söyledi ama o ilkesini koruyamadı. Bu durumda PKK ile görüşmüş sayılır” demesi midir bu sözün nedeni?
Özellikle bu konuyu vurgulamak için mi söyledi bilemeyiz ama öyle bile olsa aynen “biraz hamile” olmanın mümkün olamayacağı gibi “biraz demokrat” olmak da mümkün değildir. Demokrasiye inanıyorsanız bu; tüm alanları, tüm insan haklarını, tüm özgürlükleri kapsayan ama “Anayasal kurum ve kuralların işlevine de saygı duyulmasını gerektiren” bir kavramdır, bir yönetim şeklidir. Yani siz bir yandan “Ben DTP’nin istediği ‘açılım’ı yapacağım, çünkü demokrasi bunu gerektirir” diyorsanız öncelikle diğer eylemlerinizin de demokrasinin, demokratlığın gerektirdiği şekilde olması mutlaka beklenir.
Bir yandan açığa çıkmasını istemediğiniz yolsuzlukların yargılanmasını engelliyor, suçluları koruyorsanız... Öte yanda suçunu bilmeyen insanların aylarca “mahkûm gibi” cezaevlerinde sürünmesine göz yumuyor ve hatta onları “suçu kanıtlanmış mahkûm” durumuna sokuyorsanız...
Demokrasinin iki can damarı olan bağımsız medya ile bağımsız yargıyı ortadan kaldıracak bir baskı uyguluyor, üniversiteler (YÖK) başta olmak üzere tüm kurumların yanında yüksek yargıyı da iktidara bağlamak böylece tam bir “tek el”ci yönetimi sağlamak istiyorsanız... Ve bu isteği adım adım gerçekleştiriyorsanız...
Partinizdeki milletvekillerine “farklı görüş bildirenin kafası kesile” mesajları gönderiyor, (2-3 kişi dışında) TV’lere çıkmalarını bile yasaklıyorsanız...
Seçim öncesi halka açık açık “Bize oy vermezseniz ilinize, ilçenize yardım olmaz, işlerinizi halledemezsiniz” diyorsanız, tepki gösteren, şikayet bildiren, vatandaşları hatta öğrencileri polisle susturuyorsanız... Sadece “Kürt açılımı yapıyorsunuz” diye demokrat sayılmayı bekleyemezsiniz.
Makamının gerektirdiği tarafsızlığı sergilediği, demokrat davrandığı için Köksal Toptan’a “bundan hoşlanmadığını” söyleyen bir başbakanın demokratlığına kuşku ile bakılacağı gibi, özgür bir MEDYA ile özgür bir YARGI’yı istemeyenlere, kendi medyasını, yargısını yaratanlara da büyük kuşku ile bakılır.
Türkiye demokrasiden söz edilemeyecek bir ortamın içine itilmişken Özlem Türköne’nin bu sözü önce (cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, meclis başkanlığı, “yasama” ve “yürütmeyi” ele geçiren) kendi partisine yöneltmesi, sonra da “Demokrasi Kuramı” kitabını dikkatle okumalarını önermesi gerekiyor.
Son zamanlarda demokrasiye tümüyle aykırı girişimler konusunda milleti ve iktidarı uyaran tek kişi durumundaki Baykal’dan önce!
40 KERE SÖYLERSEN OLURMUŞ!
Öyle derler ya; bir şeyi 40 kez söylersen olur diye inanırım ben buna... Denemesini bile yapmışımdır ve tuttu... İşte bizde de bazı köşelerde, hatta bazı karikatürlerde bile “yargı TBMM’ye müdahale ediyor”u o kadar çok tekrarlamakta, desteksiz atmaktalar ki tutuyor... Bazı okurları (TV’de ise izleyicileri) inandırmayı başarıyorlar.
Geçenlerde yazıma gelen yorumlar arasında dikkatimi çekti; bir okurum önce bir yorumcuya “Yargı, yasama ve yürütmeye müdahale ediyorsa zihniyetinize bir özeleştiri gerekiyor bence” demiş. Sonra başka bir yorumcuya “Lütfen dünya siyaset tarihi ve gündemini araştırın. Yönetim ne şekilde seçiliyor, işlevi ve fonksiyonları nedir” diye öneride bulunmuş. Öneri güzel, ben bu yorum tartışmalarını destekliyorum, seviyorum ama ilk yorumla ilgili olarak da ben bir öneride bulunacağım bu okurumuza... O da Anayasa mahkemelerinin tarihini ve işlevini araştırmalı.
Burada söz edilen (yani birilerinin papağan gibi tekrarlayıp durarak beyin yıkama yaptığı) yargı “Anayasa Mahkemesi”... Bu nedenle de iddia tümüyle yanlış. Daha önce gazetede de, TV’de de defalarca açıklandı, ben yazdım, hukukçular anlattılar. Anayasa Mahkemeleri’nin tüm dünyada (ve kuruldukları günden bugüne kadar) görevi zaten Meclis’in çıkardığı hatalı, Anayasa’ya aykırı yasaları durdurmak. Tekrarlayalım; daha önce Hitler Almanya’sında olduğu gibi, meclislerin antidemokratik olabileceği, faşist yönetimlere kayabileceği görüldüğünden, gerektiğinde meclise müdahale etmek, denetlemek üzere kurulmuşlar.
Onun için her duyduğunuz söze inanmamanız gerekiyor, zira bunları söyleyenler canları istediğinde, akıllarına estiğinde “Diğer demokratik ülkelerde Anayasa Mahkemesi yok” yalanını söylemekten de çekinmiyorlar. Aslında “yargı yasamaya müdahale ediyor” gibi gerçeğe uymayan bir söze inanan okuyucuyu da anlayışla karşılamak gerekiyor. Hukukçu olan ve Meclis Başkanlığı yapmış olan Bülent Arınç “Velev ki yanlış olsa, halkın seçtiği 450 kişinin verdiği karara yargı nasıl engel olabilir” diyerek AYM’lerin kuruluş nedenini ve (seçilmiş de olsa) TBMM’nin Anayasa’ya uyma zorunluluğunu bilmiyor gibi davranırsa, böyle büyük bir yanılgının yanında okuyucunun yanılgısının lafı mı olur?
Demokrasi ne sadece halkın kararıdır, ne de sadece Meclis’in. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ama millet egemenliğini Anayasa’nın koyduğu esaslara göre “yetkili organlar eliyle” kullanır. Hiç unutmamak lazım.

