Tam Nasreddin Hoca hikayesi gibi yemin ediyorum. Hani hoca davete gitmiş, ortaya bir büyük kap nefis çorba gelmiş. Yiyecek, ama ev sahibine yetişemiyor bir türlü. Herkesin elinde küçük birer kaşık, onun elinde kepçe... Üstelik her büyük lokmadan sonra da "Ooh, öldüüm" çekiyor. Dayanamamış sonunda, koluyla ev sahibini dürtüklemiş "Ver şu kepçeyi de biraz da biz ölek!"
Cem Uzan da "Çocuklarıma vasiyet ettim, başbakan da olsam, cumhurbaşkanı da olsam hayatınızı burada kurmayın. Türk vatandaşı olarak ikinci sınıf muamele görürsünüz. Çocuklarım Amerikan pasaportuyla her yere gidebiliyorlar..." demiş. Çok güzel bir tavsiye. Ya da vasiyet. Sadece Uzan için söylemiyorum, aynı durumdakilerin hepsi için geçerli. İnsan onlar kadar zengin olunca çocuklarına da istediği gibi vasiyette bulunabilir, imkân bol... Seçenek bol... Bugün burda, yarın orda. Peki İmarzedeler ne yapsın? Onlar çocuklarına ne vasiyet edebilecekler? "Yavrum, bir köşede iki kuruş paramız vardı, sizin yaşamınızı sürdürmek, geleceğinizi güvence altına almak için emekliliğimizi, tüm birikimimizi İmar Bankasına yatırmıştık. Ama ne yazık ki uçtu. Başınızın çaresine bakın. Ekmeğinizi kendiniz arayın" mı diyecekler?
Uzanlar gibi ne batık banka patronları var, trilyonları, katrilyonları devletin, milletin üstüne yıkıp bir kenara çekilmiş, aynı zengin yaşamını devam ettiren... Jipini, villasını koruyan... Kredi kartını aynı keyifle kullanmaya devam eden. Ne onlar vicdan rahatsızlığı duyuyor, ne devlet "Verin bakalım, bunlar millete ait" diye malı, mülkü ellerinden alabiliyor.
Ama Cem Uzan bir de üstelik siyaset yapmayı sürdürüyor ve millete "haksızlıklardan" dem vuruyor. O zaman da ortaya tam bir "Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu" tablosu çıkıyor. Ortada esaslı bir haksızlık olduğu bir gerçek ama asıl kime veya kimlere haksızlık?
Haydi bırakın açılan katrilyonlarca liralık delikleri toptan milletin ödemesini bir yana, Imarzedelerin ne günahı var?
Onlar neden Hükümet'le Uzanlar arasına sıkışıp kaldılar?
Şimdi "Biraz da biz ölek, biz de keşke çocuklarımızı hiç değilse kaçamadıkları kendi ülkelerinde yaşatabilsek" deseler, haksızlar mı yani?
İki haber
Biri İngiltere'den, biri Türkiye'den tecavüz konusunda iki haber... Gazetelerde de iki gün arayla yer aldı.
İngiltere'de, Shaun Farrell isimli bir psikolog, bir turist kıza tecavüz ederken yakalanınca ömür boyu hapse mahkûm olmuş.
Alanya'da, adı daha önce de cinsel taciz olayına karışmış olan Ali Başan isimli sabıkalı, erkek arkadaşını ağaca bağlayarak gözleri önünde tecavüz erliği Alman turist kız tarafından fotoğraftan teşhis edilerek yakalanmış.
Birinci olayda tecavüze verilen cezayı görüyorsunuz: ömür boyu hapis, ikincide göremiyorsunuz. Henüz verilmediği için göremiyorsunuz şu anda ama, zaten hiçbir zaman da verilmeyecek.
13 yaşındaki çocuklara grup halinde tecavüz eden kazık kadar adamlar salıverilirse, turist kıza tecavüz eden tutuklanır mı? Bence onu yakalayanlar olsa olsa gıptayla bakmışlardır kendisine... Çay, kahve ısmarlayıp karşılıklı sigara bile tüttürmüş olabilirler.
Bana çok acı geliyor bu kadar adaletsiz bir ülkede yaşamak... Size gelmiyor mu? Geliyorsa Alanyalılar neden o güzelim beldenin şerefini korumuyorlar ellerinde pankartlarla sokaklara dökülerek?
Her suç, yapanın yanına kâr mı kalacak bu ülkede? Ve ne zamana kadar?
Halk otobüsü dehşetini yaşadım
Ercan Arıklı'yı sürat yapan bir halk otobüsü yüzünden kaybettiğimiz günden bu yana yazıp duruyoruz... 'Son durağa geç kalan otobüslerin şoförlerine ceza kesiliyormuş, adamlar bu nedenle yarışıyorlar, bir çare bulun' diye çırpınıyoruz, değişen bir şey yok. Ayrıca diğer belediye otobüsleri de süratte onlardan geri kalmıyorlar. Bugünlerde yayaların yüzde 90'ının en önemli şikayeti otobüsler.
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül "Sıfır kazalı Şişli" diye bir proje başlattı biliyorsunuz, ama ben bu otobüsler varken nasıl uygulanabilir anlamış değilim. Daha dün Şişli'deki gazete binamızın önünden bir şehir otobüsünün 'Vınn' diye son sürat uçuşuna şahit oldum.
Gelelim 18 Eylül Perşembe gününe. Saat 18.50'de arabayla Beşiktaş'tan Eminönü yönüne doğru gidiyorum. Arabada 3 kişiyiz, sağ tarafta da kızım oturuyor. İki halk otobüsünün durağa daha önce yanaşmak üzere yarıştığını gördük. Yol araba ve yayalarla dolu iken yapılan bu yarışı hayretler içinde izlerken otobüslerden arkada olanı diğerini geçmek için aniden sola çıktı. Biz de yanında, orta şeritte gitmekte olduğumuzdan hızla üzerimize geldi, en sol şeride kaçmak istedik, doluydu. Yalpaladık, arada sıkıştık ve can havliyle bir şekilde hızla ileri fırlayarak son anda kurtulduk.
Bunun üzerine döneceğimiz yerden sağa dönmeyerek otobüsü izlemeye başladık. Şoför fark edince elini camdan çıkararak af dileme anlamında bir işaret yaptı.
Tamamdır, onun için bu kadar basit olay, elinle af dilersin olur biter. Bitmezse araçtakiler yaralanır, ya da ölür o zaman da biraz para cezası verirsin. Canını sıkar ama olacak o kadar.
Durağa yanaşınca arabadan indim, otobüse girdim ve sürücüye neden otobüsü böylesine dikkatsiz kullandığını sordum. Ehliyeti bile olmayacağını düşüneceğiniz kadar genç sürücü, yanında yardımcısı gibi oturan iri kıyım bir adamla birlikte bağıra çağıra "önlerine bir çocuk çıktığını" söylediler.
Nasıl gözünüzün içine bakarak yalan söyleyebileceklerini fark ettim o anda. Biz arabada 3 kişiydik ve sadece yarış amacıyla sürat yaptıklarını net bir şekilde görmüştük.
34 UMP 61 plakalı halk otobüsünü şikayet etmek üzere "154 Trafik İmdat" servisini aradım. Meşgul... Sürekli meşgul.
Ertesi gün konuşmayı başardığımda, o saatlerde hatların dolu olduğunu söylediler. Bugün, aradan dört gün geçti, ben hâlâ şikayetimin sonucunu, cevabını bekliyorum.
İl Trafik Müdürlüğü'ne de bu şikayeti duyurmak istiyorum. Otobüs yolcularının ve diğer araçlardaki insanların yaşamını bilerek tehlikeye atan şoförlere ne ceza veriliyor bize anlatsınlar.
Ayrıca... Trafik, bütün şehiriçi otobüs ve minibüs sürücülerini hız yapmamaları konusunda uyarmak için ne bekliyor acaba?
"Biraz da biz ölek"
Tam Nasreddin Hoca hikayesi gibi yemin ediyorum. Hani hoca davete gitmiş, ortaya bir büyük kap nefis çorba gelmiş. Yiyecek, ama ev sahibine yetişemiyor bir türlü
Haberin Devamı

