Biraz abartmadınız mı?

Geçen akşam “haberler”de yeni cezaevlerini gösteriyordu, gözlerime inanamadım. Dev spor salonları, son teknolojili dil laboratuvarları, bilgisayar odaları, konferans salonları... Hani bir saten çarşaflı yatak odalarıyla buhar banyolu masaj odaları eksik

Haberin Devamı

Geçen akşam “haberler”de yeni cezaevlerini gösteriyordu, gözlerime inanamadım.

Dev spor salonları, son teknolojili dil laboratuvarları, bilgisayar odaları, konferans salonları... Hani bir saten çarşaflı yatak odalarıyla buhar banyolu masaj odaları eksik.

Onları da koyup Bali’den masajcı kızlar getirirlerse Antalya’nın beş yıldızlı otellerinden farkı kalmayacak.

O kadar da özendirici, plânıyla projesiyle anlatıyorlar ki benim bildiğim bu ülkede suça meyilli insanlar bu lükse kavuşmak için cezaevine koşa koşa girer.

Hatta cinayet suçuna bile para cezası kesen veya hepten cezasız salıveren hakimlere “Lütfen beni içeri alın” diye yalvarabilirler.

Ve bilin bakalım bu cezaevleri için ne harcanmış? Tam 24 milyon 480 bin YTL... El insaf! Ell innsaff!

‘Cezaevleri dolu diye katilleri, tecavüzcüleri, kapkaçcıları salıvermeyin, cezaevi yapın’ deyip durduk ama kimse de “her şey gibi bunu da abartın, suyunu çıkarın” demedi.

Bu haberi TV’de görünce hemen aynı gün Anadolu okullarından gelen “kitabımız yok, kütüphanemiz yok” mektuplarını, İstanbul’da bir üniversite öğrencisinden gelen “Doğru dürüst bilgisayarımız yok, çoğu eski ve çalışmıyor” şikayetini, cebinde 10 YTL’si olmadığı için sergi gezemeyen veya aç dolaşan gençlerimizi hatırladım. Dile kolay 24,5 milyon YTL!

Türkiye’de devlet “nerede, nasıl, ne zaman, ne” yapacağını hiç öğrenemeyecek mi acaba? Yazık, çok yazık!

***

Atatürk’ü kim oynasın?
İngiltere’de yaşayan Türk yönetmen Fuad Kavur yıllardır yapılması plânlanan Atatürk filmine yakında başlanacağını açıklamış.

Türk-İngiliz-Amerikan ortak yapımı olacak film için 75 milyon dolar bütçe kararlaştırılmış ve Atatürk rolü için de iki ünlü oyuncu üzerinde duruluyormuş: Son James Bond Daniel Craig ile Jude Law.

Bence Daniel Craig’in bazı yüz hatları Atatürk’e benziyor ama bakışları onun kadar anlamlı, zeki ve kararlı değil. O ifade Jude Law’da var. Ayrıca Law kesinlikle daha yakışıklı...

Keşke önce Türk halkına bir internet oylamasıyla sorup öyle karar verseler. Jude Law’un çıkacağına eminim ben.

***

Cennet Mahallesi bu kez de müzikal!
Televizyonda çok zor dizi ve film izlerim. Hele içinde şiddet, silah, cinayet filân varsa beni asla oturtamazsınız. Bizim dizilerde de bol bol var...

Daha önce, Müjdat Gezen’in de bulunduğu bölümlerde yazmıştım, hiç sıkılmadan izlediğim dizilerin başında Cennet Mahallesi gelir. Yüzüncü bölümünde “mafyanın peşine takılıp, onun yerine Pembe’yi öldürmeye kalktığı cesur kadın gazeteci Ruhat Mengi” olarak beni “konuk sanatçı” seçtikleri için değil elbette.

O bölümden sonra diziyi hiç yazmadım. Oysa Melek Baykal, Özkan Uğur, Zeki Alasya, Alişan, Çağla Şikel, Erol Günaydın, Ümit Yesin, Şeyla Halis, Levent Tülek, Aylin Kabasakal, Ayten Erman gibi çok değerli sanatçılardan oluşan bu müthiş ekipte tek bir sahnede bile beraber olmak mutlaka yazılacak bir deneyimdi.

Tam tahmin ettiğim gibiydi neşeleri, eğlenceli çekimleri... Ama ya o yetenek? Yönetmen Yaşar Seriner “başla” dediği anda bütün ekip nasıl doğal, nasıl olağanüstü bir profesyonellikle oynuyordu, ben ki çok zor etkilenirim gözlerime inanamamıştım. Ağzım açık onları seyretmekten kendi rolüme bir türlü konsantre olamadım.

Zaten bir aceminin bu kadar güçlü sanatçılar yanında rol yapmaya çalışması da kolay iş değil.

Yazmak istemiş, yazımın başlığını bile seçmiştim: “Cennette bir gün”...

Ama yanlış anlaşılır, kendim olduğum için yazdığım düşünülür diye vazgeçtim.

Dün yine Cennet Mahallesi’ni aynı zevkle izleyince ‘zamanı geldi’ dedim.

(Yerimiz kalmadı, ne yapalım yarın devam ederiz.)

DİĞER YENİ YAZILAR