Yoksa; Cumhuriyet rejimi “laik, demokratik, hukuk devleti” demek olduğuna ve Türkiye’de demokrasiyle hukuk “guguk” haline geldiğine göre “Cumhuriyet’i bile sakız şeklinde kullanmaktan vazgeçin” mi demek lâzım?
Önce CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş salı günü yaptığı konuşmada “Kurultay’da Deniz Baykal dışında kimsenin ortaya çıkmaması gerektiğini” pek güzel ima ettikten sonra “Aday olacakları kınamayız” diyerek bu girişimin kınanacağını gayet net anlattı. Sonra CHP sözcüsü Mustafa Özyürek “Baykal’ın aklındaki adayın Kemal Kılıçdaroğlu olabileceğini” söyledi. Ama hemen arkasından CHP Genel Başkanı Deniz Baykal bunu düzeltme gereği duydu ve “Aklımda herhangi biri yok, olursa da bunu ben açıklarım” dedi.
Aynı sıralarda gazete internet sitelerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Genel Başkan uygun görürse aday olabileceğini” söylediği yazıldı (ki ben bunu söyleyebileceğine inanmıyorum, inanamadım), kısa süre sonra da aynı sitelerde “Adaylığının söz konusu olmadığı” açıklaması görüldü.
Dün “Adayları sindirme operasyonu” başlıklı yazımda CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş’in “diğer milletvekillerinin (veya milletvekili olmadığı halde adı öne çıkanların) aday olmayı göze almaması”nı sağlayacak konuşmasından söz etmiş ve ‘CHP demokratik bir parti ise bu baskıyı kimse yapmamalıdır’ demiştim. İkinci yazımda ise Baykal’ın geç saatlerde yaptığı ve “Bundan sonra bir ‘onursal başkan’ gibi hareket edeceğini, Anadolu’ya partinin genel başkanıymış gibi yine çıkacağını” söylediği TV açıklamasını yazmış, Deniz Baykal’ın böyle bir durumda yeni genel başkan üzerinde baskı kurmayacağının garantisini vermesi gerektiğini belirtmiştim.
ASLA VAZGEÇMEYECEK
Oysa dün Baykal ile CHP yönetiminin yaptığı açıklamalar, diğer tarafta tüm anketlerde birinci sırada görünen Kılıçdaroğlu’nun bile “adaylığı ağzına alamıyor olması” CHP içinde (aynen AKP’de olduğu gibi) parti içi demokrasiden halâ söz edilemeyeceğini, Baykal’ın ise onursal değil, kesinlikle Genel Başkan gibi hareket edeceğini açıkça gösteriyor.
Pek takdir toplayan “yeni bir isim çıkmalı” sözünde samimi olmadığını, şartlar tümüyle aleyhine olsa da, bu durumun partisini ve ülkenin geleceğini etkileyeceğini gayet iyi bilse de koltuğu son noktaya kadar kendi isteğiyle bırakmayacak. Ve bu baskıyı Genel Sekreter Önder Sav ile bir kaç sadık adamı aracılığıyla geri plandan veya açıkca sürdürecek. (Bu durumda bir daha nasıl demokrasiden söz edecek, orası belli değil.)
CHP toplantısında; Kurultay’a kadar genel başkanlık görevini vekâleten yürütecek olan Cevdet Selvi yanında olduğu halde konuşmayı Sav’ın yapması ne anlama gelir? Parti örgütüne “Baykal’ın yokluğunda kimse heveslenmesin. Buranın hakimi halâ biziz” mesajı vermek değilse nedir?
Dün gelen okur mektuplarında -ki aralarında hayatı boyunca CHP’li olduğunu söyleyenler var- CHP’nin yeni bir başlangıç yapmasına izin verilmesi isteği çoğunlukta idi. Ve aynı çoğunluk Önder Sav ile parti yönetiminin de değişmesini istiyordu.
BAŞKASI OLAMAZ MI?
CHP Gençlik Kolları’ndan yazan bir okuyucumuz ise “Baykal giderse yerine kimi koyacağız?” diye ağlaşan, açlık grevi yapanlara kızarak ve onlara seslenerek aynen şöyle demiş: “Allah gecinden versin Sayın Baykal kalp krizi geçirip vefat etseydi ne yapacaksanız şimdi de onu yapmalısınız.Bu parti Atatürk gibi bir liderin yerini bile İnönü gibi bir başka liderle doldurmayı bilmiş ve İkinci Dünya Savaşı’nın ortasında nice zorlukları dayanışma ile aşmıştır.”
Türkiye öyle “geri dönülmez bir nokta”nın eşiğinde ki CHP’nin entrikalarla oyalanma lüksü yok.
Ya bu oyunları bıraksınlar veya “bıraktırsınlar”. Yoksa hatalarının cezasını ülke ödeyecek.
Kimin aklî dengesi bozuk?
Daha neler duyacağız bakalım.. Dünyanın “internette en çok porno izleyen ülkesi” olduğu araştırmalarda ortaya çıkan (ne büyük utanç) Türkiye’de Deniz Harp Okulu’nun dört teğmeni ve 31 öğrencisi; bilgisayarda porno film saklayıp izledikleri için “depolama” suçundan (güldürmeyin yahu) askeri mahkemeye verilmiş. (HaberTürk gazetesi 12 Mayıs)
Evet porno film izlemek ‘aferin’ alacak bir davranış değil, belki bir disiplin suçu olarak yaptırım görebilir ama dikkat; yatılı bir erkek okulunda geçiyor olay. Düşünün. Ne yapsalardı yani?
Ya da şöyle soralım; dünyanın diğer ülkelerinde (her ülkesinde) yok mudur benzeri?
Şimdi 35 denizci, hem de en ağır yolsuzlukların, tecavüz, cinayet suçlarının cezasız kaldığı ülkede 9 yıl hapis istemiyle yargılanacaklarmış. Pes ki ne pes!.. Bu da yetmemiş, psikiyatr “şüphelilerin aklî dengesi araştırılmalı” deyince bahriyeliler “aklî kontrol cezadan beter” diye itiraz etmişler.
Yerden göğe kadar haklılar yani, böyle bir durumda ‘kimin aklî dengesi daha fazla bozuk’ sorusu da çıkıyor ortaya...
İnanın bana olup bitenlere tümüyle bakınca; “Türkiye’de salaklık kontenjanı doldu, daha fazla yapmayın” dedirtecekler insanlara sonunda!

