Bir genç okuyucumdan gelen, ama kendisiyle aynı durumdaki 5 arkadaşını da kapsayan bir mektup beni o kadar üzdü ki bunu hem Hükümet'in ilgili üyelerine duyurmak, hem de diğer okurlarımla paylaşmak istedim. Bakın kahve köşelerinde zaman öldüren bu genç ne diyor;
"Ben üniversite mezunuyum ve işsizim. Malûm son zamanların deyimiyle beyaz yakalı işsizler sınıfındanım. Tabiî sadece ben değil, benim gibi binler, on binler var belki de ülkede. Ancak bu pozisyonda olan, benim tanıdığım ve aynı kaderi paylaştığım beş arkadaşım var ve bizler ortalama 28-29 yaşlarındayız. Yani ülkemiz için en faydalı olacağımız ve aldığımız eğitimi, bilgi ve becerileri en etkin biçimde kullanabilecek dönemdeyiz. Ama ne var ki, bahsettiğim şeyleri kahvehane köşelerinde, dumanaltı olmuş masalar etrafında iskambil kâğıtları ve okey taşlarının eşliğinde her geçen gün biraz daha yitirmekte olduğumuzu düşünüyor, hatta bundan da öte bu şekilde olduğunu görüyoruz. Her ne kadar bu dönemde herşey aleyhimize gelişiyorsa da bizler yine de iş konusunda umudumuzu yitirmiyor ve 'belki bugün' diye yeni bir güne başlıyoruz her gün. Tüm iş ilânlarını yazılı basından takip ediyoruz. Ancak şu ana dek bir sonuç elde edebilmiş değiliz.
Ben ve bahsettiğim arkadaşlarım 2000 yılının Kasım ayında yapılan Devlet İşçi Sınavı'nı (DSİ) kazandık ve bizlere "kazandı" belgesi gönderildi. Ama ne var ki halâ atamalarımız yapılmadı. Hatta bu sınava ilişkin hiç fakülte mezunu ataması yapılmadı diye biliyoruz. İşçi Bulma Kurumu'na defalarca sormamıza karşın 'böyle bir talebin olmadığı' bilgisini aldık.
Madem ki bu konuda bir işe alım ve atama yapılmayacaktı neden böyle bir sınav yapıldı? Neden bizlere 'kazandınız' diye belge gönderildi. Sınav üstüne sınav yaparak insanların umutlarıyla halâ neden oynanıyor?..."
Ömer İzgi veya Bülent Arınç'ı tanımıyorlar
Okurumuz haklı, onun ve arkadaşlarının durumunda binlerce genç var. Onlar ne yazık ki, eski Meclis Başkanı Ömer İzgi'yi ve yeni Başkan Bülent Arınç'ı da tanımıyorlar. Onların veya başka iktidar, koltuk sahiplerinin oğlu, kızı, akrabası, kuaförü, şoförü, bakkalı, çakkalı da değiller. Ne yazıkkk!
Yazık, çünkü eğer olsalardı TBMM gibi devletin en önemli kurumuna, bırakın fakülteyi ilkokul diploması bile sorulmadan şıp diye, ve üstelik kadrolu olarak girerlerdi. Böyle sorunlar yaşamazlardı. Bu durum bir levlet için yüz karasıdır. Üniversite eğitimli gençler kahve köşelerinde, işsiz sürünürken öte yanda bu "SKANDAL"lar yaşanıyor ve kimse sesini çıkaramıyor. Çıkarsa da kimse tınmıyor. Güç kimdeyse dayatma, zorbalık ona geçiyor.
Önce Çalışma Bakanı'na, sonra Başbakan Abdullah Gül'e sesleniyorum;
* Bu hayati sorunu halletmek ayrıca torpile son vererek "haksız rekabet"i durdurmak zorundasınız.
* Türkiye'de gençlerin yaşamlarının bir ümit boşluğu (hope gap, anlatmıştık ya) içinde tükenmesine izin vermeyin.
* Hiç değilse açılan sınavları kazananlara hakettikleri iş imkânlarını sağlayın.
* TBMM'deki 'kadroya alma' skandalını durdurun.
* Ve şu savaş bahanesi bittiği an, var gücünüzle üretimin artması, işsizliğin azalması için gerekeni yapın. "362 kişi" değil misiniz, daha ne bekliyorsunuz?
"Siyah-Beyaz Anılar"
Hiç yorulmayan, dinlenmeyi sevmeyen, üretmeden duramayan ve bu haliyle insanı hayretten hayrete sürükleyen biri o... Yıllardır tanıyorum, ben durup dinlendiğini hiç görmedim, görebilen var mı bilmem.
Tam 43 yıllık Sinema ve TV yönetmeni, çok daha uzun bir zaman sanat yapmış bir müzisyen ve üstelik yazar. Dört kitabının dışında gazete çalışmaları da olan bir yazar.
Kim bu marifetli adam? Bilin bakalım, işte size bir yarışma sorusu... Durun biraz daha ipucu vereyim:
* Önemli filmleri arasında Kanlı Nigar, Paydos, Kâtip, Güneşe Giden Yol, Dudaktan Kalbe, Kısrak gibi birkaç tanesi sayılabilir.
* Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit'ten Zeki Müren'e, Filiz Akın, Belgin Doruk, Yıldız Kenter'e kadar sayısız ünlü ile çalışmış.
* Geçen Ramazan'da bir TV kanalında, 5 yılda hazırladığı 'Direklerarası Show' yayınlandı ve Huysuz Vırjin sundu.
Eh, halâ bilemedinizse sizin sinemayla, TV'yle filân ilginiz yok demektir zaten. Yıkılın karşımdan... Dermişim meselâ.
Efendim ünlü yönetmen Ülkü Erakalın'ı anlatmaya çalışıyorum dakikalardır (Tabiî siz saniyede okudunuz, 'ne dakikası' diyorsunuz değil mi? Neyse...) Erakalın'ın son kitabı "Fotoğraflar Siyah-Beyaz, Anılar Renkli'yi okumaktayım şu anda. Bir sinema aşığı olarak 'bir nefeste' diyebileceğim hızla sonuna yaklaştım. Sadece sinema değil, müzik dünyasının da ünlü isimlerinin de yer aldığı kitaptaki fotoğraf ve anılar öyle sıcak ve ilgi çekici, bazen de öyle komik ki...
Özellikle sinemaseverlere ve hele Türk Sineması'nı sevenlere tavsiye ediyorum. Bu da belgesel gibi bir kitap. Babadan oğula (veya kıza) kalacak...
Bir yanda işsizlik, bir yanda çiftlik!
Bir genç okuyucumdan gelen, ama kendisiyle aynı durumdaki 5 arkadaşını da kapsayan bir mektup beni o kadar üzdü ki bunu hem Hükümet'in ilgili üyelerine duyurmak, hem de diğer okurlarımla paylaşmak istedim.
Haberin Devamı

