Datça'da yerel bir gazetede kaymakam beyi sinirlendirecek yazı yazdığı için aylarca cehennem azabı çektirilen, bölge bürokratlarının ahbapları olan kaymakamın isteğini gerçekleştirmek üzere birbirine kenetlenmesiyle bir örümcek ağının içine düşen gazeteci Sinan Kara tüm basının ve avukatı Burhan Apaydın'in çabalarına rağmen cezaevine kondu. 21. yüzyıl Türkiye'sine bir koca alkış daha. Bu ceza tüm Türk basın mensuplarına da, hele de tüm yerel gazetecilere "Ayağınızı denk alın, asabımızı bozarsanız kendinizi içerde bulursunuz" demek oluyor. Yani "kızım sana söylüyorum, gelinim sen duy..." Bugün ona, yarın diğerlerine.
Sonra da Avrupa Birliği "Kardeşim sizde demokrasi filân yok. Biz öyle kâğıt üstünde demokrasi anlamayız. Uygulayın da öyle gelin karşımıza" dediğinde biz Kasımpaşalılaşıyoruz;
"Bilmem valla. Biz de o zaman AB'yi tekrar düşünürüz!!."
Düşünün... Hatta isterseniz düşünün, taşının biraz da kaşının. Onların umurunda bile değil. Üye olduktan sonra size tonla para akıtacak, imkân sağlayacak bir "güçler organizasyonu", sizin milletinizin ömür boyu yuttuğu martavalları yutmaz.
Türkiye'de bu "astığım astık, kestiğini kestik" usulü sistemle, bir tutamcık özgürlüğe ve söz hakkına sahip toplumla ve "toplumun aynası" denen basınla hiç kimse kalkıp da "Bu ülkede demokrasi var" diyemez. Bir kaymakamın hatasını yazamayan basına da "Basın" denmez. Dense dense "Basmayın" denir.
Düşünce ve ifade özgürlüğü sınırlarını genişletmek için çırpınan bir ülkede Sinan Kara'nın tutuklanması sembolik bir yüz karasıdır.
Basının bütün üyelerinin ve demokrasiye samimiyetle inanan genel başkanlarla siyasetçilerin karşı çıkmasını gerektiren bir yüz karası!
Gümüş madalya
Yılbaşı kutlamaları yağıyor. Kartlar, kartlar.. Takvimler. Ve arada küçük armağanlar... Okurlarımızdan, kurum ve kuruluşlardan... Yıl boyunca icabında eleştirilerde bulunduğumuz kamu kuruluşları başkanlarından, bazı siyasilerden gelen kutlama mesajları sevindirici. Zira onların "basının görevini yapması" ve bunu yaparken de tarafsız olarak, hatır gönül dinlemeden yapması gerektiğine inancını gösteriyor bu mesajlar.
Neyse ki birkaç yıldır büyük yılbaşı paketleri, hediyeler kalktı. Gazetecilerin, hele de ekonomik sıkıntı içinde bir ülkede ve zaten meslekleri gereği hediyeye hiç ihtiyaçları yok.
Ama... Bazen öyle hoş, öyle yaratıcı şeyler geliyor ki mutluluktan gözleri yaşarıyor insanın. Benim en çok hoşuma giden armağan, her zaman yazmışımdır adıma okutulan çocuklar. Bugüne kadar birçok kuruluş sayesinde, kendi katkılarım dışında da çok sayıda çocuğumuzun, gencimizin eğitiminde payım oldu. Bunların hiçbirinin adımı öğrenmelerini istemedim ve bunu da sağladım. Onlar okusunlar, yetişsinler ve kimseye de minnet duymasınlar, özgür, huzurlu beyinler olsunlar.
Bu yıl "Frito Lay" bana "Gümüş Madalya" başlıklı bir kart göndermiş yılbaşı kutlaması olarak: "Sayın Ruhat Mengi, adınıza Frito Lay tarafından yapılan katkıyla bir denizyıldızı daha özlediği eğitim ortamına kavuşuyor. Bağışınızla bir ilköğretim öğrencisinin aylık öğrenim giderini karşıladınız" diyor.
ÇEV'e adıma yaptıkları bağış için çok teşekkür ediyorum.
Vakko'nun minik bir bordo minder, fes şeklinde kadife kutu içinde lokum ve üzerinde aşk, barış, mutluluk, dostluk, cesaret, sabır gibi sözler yazılı metal taşların bulunduğu küçük kadife keseden oluşan bohçası ile Altınyıldız'ın "sizin için özel dokunmuş olan kumaştan yapılmıştır" notuyla gönderdiği zarif gömlek, takvim ve ajanda paketi ise herhalde bu yılın en yaratıcı hediyeleri olmalı.
Yeni yılımı kutlayan herkese, sevgili okurlarıma ve arkadaşlarıma gönül dolusu sevgilerle teşekkür ediyorum.
Bir tutam basın özgürlüğü
Datça'da yerel bir gazetede kaymakam beyi sinirlendirecek yazı yazdığı için aylarca cehennem azabı çektirilen gazeteci Sinan Kara tüm basının ve avukatı Burhan Apaydın'in çabalarına rağmen cezaevine kondu
Haberin Devamı

