Bir sivil itaatsiz!

Haberin Devamı

Daha en hızlı iletişim araçları; radyosu, TV’si, bilgisayarı ortaya çıkmadan önce çığırtkanlar halkın önüne dikilip böyle “Ey ahali, duyduk duymadık demeyin..” diye bağırarak haberleri duyururlarmış ya, bizim memlekette iletişim organlarının “kadın ve çocuk kıyımı” konusundaki duyarsızlıklarını, siyasi haberlere hatta dedikodulara verdikleri önemi “insan hayatına” vermediklerini gördükçe ben de aynen böyle ‘Ey ahali’ diye haykırma isteği duyuyorum.

Aynı yazıları 2002 öncesinde ANAP-MHP-DSP hükümeti döneminde de (25 yıl öncesinde de), 2002 sonrasında da bin kez yazmış, yanlışlara kadın hukukçular ve örgütlerle birlikte aralıksız tepki göstermiş, bu nedenle iki Komisyon üyesinin hakkımda açtığı davalarla yıllar boyu uğraşmıştım (Dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk nasıl bir mücadele yaşandığını iyi bilir). Yine kadınlara, çocuklara saldırılıyor, yine suçlular utanmazca kurtarılmaya çalışılıyor, yasa adı altında skandal maddelere imza atılmak isteniyordu. Bugün değişen sadece ‘vahşetin boyutunun ve vurdumduymazlığın artmış olması’.

BARBARLIĞA SIRTINI DÖNEREK..

Kısa süre öncesine kadar AKP’li kadın milletvekilleri “Hadım Yasası” çıkmasını istiyoruz, cezalar arttırılsın diye öne çıktılar, milleti buna inandırdılar, biz de alkışladık. Sonra “Komisyon’da tartışma vs” gibi haberlerin arkasından konu kapatılıverdi, Meclis gündeminden çıkartıldı.

En sonunda da 2 ay öncesinden alelacele “seçim tatili”ne sokuldu Meclis. Tabii şaşırmamak, bunu da kalabalıklarla birlikte sineye çekip susmak bekleniyor, “sessiz çoğunluğa katılmak” marifet değil midir bu ülkede?

Seçimin “çocukları ve kadınları mahveden Taş Devri olaylarından daha önemli” olduğu düşünülüyorsa, istenen yetkiler-yasalar Meclis kapanmadan şıp diye çıkarılırken “çocuk tecavüzcülerine, kadın cellatlarına ağır ceza getirecek yasalar erteleniyor, barbarlığa sırt çevrilerek seçim bölgesi gezmeye gidiliyorsa o sahipsiz insanlar da, canavarların eline düşen çocuklar da, bunlara katlanamayanlar da susacak... Sanki millet şu anda neye, kime oy vereceğini bilmiyor da kapı kapı gezip ikna edecekler..

VİCDANI OLAN HERKES!

Ben yaşadığım toplumun “yeni saldırılarını, yeni kurbanlarını düşünmeden halkın arasına bırakılan canavarlarla yaşamaya mahkum edilmesine, çocuklara 60 kişinin tecavüz edip serbest bırakılmasına, çocuk tecavüzü kanıtlanmış suçluların mahkum edilmemesine” susmayı kabul etmiyorum. Tam aksine “vahşete de susmaya mahkum edilme” karşısında, görevlerini yapmayan-suçluları cezalandırmayan hakimlere hiçbir yaptırım uygulanmaması karşısında sivil itaatsizlikte bulunmak, Meclis’in önüne gidip ‘Ne tatili, millete yasa çıkaracağız, ağır ceza getireceğiz dediniz, bu meseleyi halletmeden nereye gidiyorsunuz” diye bağırmak, tüm partilere “Bu barbarlığa sırtınızı dönüp kaçarken vicdanınız hiç mi sızlamıyor” diye haykırmak istiyorum..

14 Nisan Perşembe günü, babam nedeniyle bütün çocukluğum ve üniversite yıllarımda saatler-günler geçirdiğim, her koridorunu ezbere bildiğim TBMM’nin bu kez kapısının önünde demokratik eylem hakkımı kullanıyor olacağım. Meclis harekete geçmek için ‘bir çocuğa 150 kişinin tecavüzü’nü mü bekliyor, iktidar kavgası bu konudan nasıl daha acil oluyor bilmem ama bu barbarlığı sonlandıracak, suçluların serbest bırakılması yerine derhal tutuklanması, mağdur çocuklara adli tıpta bin kez daha işkence çektirileceğine ‘davaların en kısa zamanda bitirilip, Batı’daki gibi en az 30-40 yıllık (ve asla affa uğramayan) ağır cezaların verilmesi’ için bir çağrı, bir konuşma bile yapmamaları kabul edilemez.

‘UTANIYORUZ’ EYLEMİ

En azından Adalet Bakanı ile Kadın ve Aile Bakanı “çocuk tecavüzcülerinin halkın arasına salıverilmesi ve 60 kişilik tecavüz olayı” konularında mutlaka açıklama yapmalıydı. “Ayşe Paşalı cinayeti” davasının duruşmasının da yapılacağı 14 Nisan Perşembe günü; Türkiye’nin en eski kadın sivil toplum kuruluşu olan “Türk Kadınlar Birliği”, “Kadın Haklarını Koruma Derneği” ve isimlerini daha sonra vereceğim başka kadın örgütleri de orada, “BU UMURSAMAZLIKTAN UTANIYORUZ” eyleminde olacaklar. Duyarlı tüm vatandaşların, annelerin, babaların, gençlerin (hatta çocukların) katılması elbette iyi olur ama kimse olmasa da tek başıma “İstenen her yasa çıkarılırken bu sorunu halletmeden Meclis’i kapatma”ya, siyasetçilerin bu konu yokmuş gibi davranmasına isyan edeceğim!

*****


Aman rektör kaçmasın!

Her geçen gün, her yeni olayda savcı ve hakimlerin “suçu sabit tecavüzcü ve katillere duyduğu güveni, tutuksuz yargılamak için can atmalarını” nedense “suçunu bile bilmediği halde, imzasız ihbar mektuplarıyla veya yazdığı kitaplar nedeniyle içeri tıkılmış gazetecilere, rektörlere, hayatı terörle mücadeleyle geçmiş askerlere” göstermedikleri daha net ortaya çıkıyor.

Çocuk tecavüzcülerinin, azılı katillerin “tutuksuz yargılanması” mümkünse, onlar kaçmaz, delil karartmaz, aynı suça tekrar yeltenmezlerse, örneğin torun torba sahibi bir rektör veya generalin, aile-iş-güç sahibi bir gazetecinin bunları yapacağı nasıl söylenebilir?

Artık hukuk filan aramanın hiçbir anlamı kalmadı ama hani haksızlığın veya mantıksızlığın da bir sınırı olmalı değil midir?

DİĞER YENİ YAZILAR