Çocukluğu ve yaşamının büyük kısmı Romanya'da geçmiş, eşi de Romen olan bir Türk hanımla konuşuyorum. Tarih 13 Aralık... Yani dün. Yani bizim halâ 2004-2005 tartışmalarını sürdürdüğümüz saatler.
"Romanya AB'ye 1992'de müracaat etti, 94'te 'aday-adaylığı' kabul edildi, 1999'da müzakere başladı. 7 yıllık mücadele, halâ da sürüyor. 2007'de girecek. Neredeyse 15 yıldır hamur gibi yoğuruyorlar memleketi. Bugünkü Romen gazetelerini İnternet'ten okudum 'Türkiye bu yıl AB'yi öyle meşgul etti ki bizden istedikleri yeni şartlar, beklediğimiz kadar ağır olmadı. Onlara teşekkür borçluyuz' diyorlar..."
*Sence Romanya'yı neden bu kadar beklettiler?
"Bilmem, aslında orada politik sorun filân yoktu, sadece ekonomi problemdi ama yine de uzun sürdü. Ayrıca Romanya'nın nüfusu 22 milyon, bunun da %90'ı okur yazar, eğitimli..."
*Gerçekten eğitimli oranı o kadar yüksek mi?
"Elbette. Bulgaristan'da da durum aynıdır. Oralarda okula gitmeyeni polis zoruyla götürürler."
*Peki, şu ana kadar bir yararını gördü mü Romanya "aday ülke" olmanın?
"Hem de nasıl. Bir kere, geçen yıl 1 Ocak'ta Avrupa'da 'serbest dolaşım' hakkımız başladı. -Bulgaristan'ın nüfusu 7-8 milyon, onların 'serbest dolaşım'ı bizden 6 ay önce başlamışti-Bunun üzerine, son birkaç yıldır yatırımlar müthiş bir hızla artmasına rağmen Romanya'da neredeyse işçi kalmadı."
*Ne gibi yatarımlar yapıldı?
"General Motors geldi. Daevvoo fabrika kurdu. 'Renault Avrupa' Romanya'yı merkez yaptı. Bunun gibi birçok yeni iş alanı açıldı."
*Romen işçilere ne oldu?
"Büyük çoğunluğu, hepsi de eğitimli olmasına rağmen, daha kazançlı olduğu için İspanya'da çilek topluyorlar. Bir kısmı İtalya'da."
*İspanyollar bu işe bozulmuyor mu?
"Sanmıyorum, çünkü onların tarım işçileri de, daha iyi maaş aldıkları için Fransa gibi zengin Avrupa ülkelerine gidiyorlar. Aynı şey İtalyan işçileri için de geçerli. İşin iyi tarafı İspanya, İtalya gibi ülkelere gidenlerin hepsi kontratla, sigortalı olarak işe alınıyor. Onun için de herkes hayatından memnun..."
İşte size Avrupa Birliği'nin peşine düşen ülkelerin kazanımlarından sadece bir tanesi. Üstelik bir aday ülkede, yaşayan birinin ağzından... Hani Perşembe akşamı Star'da, Reha Muhtar'ın programında AB'ye karşı olanların yaptığı gibi "Neden gireceğiz? Kendi yağımızla kavrulmak varken" diyenlere kısa bir cevap. Kendi yağın işe yaramıyorsa, yanık yağsa yenisini, daha iyisini ararsın.
Etki tepki olayı
Bu arada nüfusu 22 milyon, 8 milyon ve bu nüfusun %90'ı eğitimli olan ülkeleri 10-15 yıl bekleten bir güce karşı 70 milyon ve çoğu eğitimsiz nüfusunla "Neden istediğim tarihi vermiyorsun? Vermezsen sonu kötü olur" şeklinde de kafa tutamazsın. Bizimkilerin yaptığı şekilde şantaja, tehdide, kafa tutmaya kalkarsan önce komik olur, sonra karşındakilerde "Bakın, beklemekte haklıyız. Endişelerimiz doğru çıkabilir, bunlar sorun yaratmaya başladılar bile" düşüncesi uyandırırsın.
O zaman onlar da, 12 Aralık'ta AB Dönem Başkanı Rasmussen'in başlattığı gibi "Tarih belirlendikten sonra Türkiye'nin tavrı AB ile ilişkilerini belirleyecektir. Umarız verilecek tarihin mesajını doğru algılarlar" tarzında konuşmaya başlarlar. Uzun lâfın kısası;
Evet, 2004'ün Mayıs'ından önce müzakere tarihi verilse bizim için daha iyi olurdu ama sonra verilmesi de fazla birşeyi değiştirmeyecek. Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Yunanistan gibi ülkelerin 'okey' kararına yeni katlan küçük ülkelerin karşı çıkması zor bir ihtimaldir.
Bizim yapacağımız, hiçbir ülkeyle sorun yaratmadan, iç ve dış siyasetimizi akıllıca yöneterek, AB'ye uyum sağlayacağımızı uygulamalarla da göstererek gözümüzü hedeften ayırmadan yürümek olmalı.
Hiç durmadan, lâfla peynir gemisi yürütmeye çalışmadan.
Diğer ülkelerden de aynı şeyleri istediklerini unutmayalım!
Bir "Romanya" sohbeti!
Çocukluğu ve yaşamının büyük kısmı Romanya'da geçmiş, eşi de Romen olan bir Türk hanımla konuşuyorum. Tarih 13 Aralık...
Haberin Devamı

