Bir küçük dev adam!

Bizde sanatçı ve her şey olmak çok kolaydır. Gelişmiş, değerleri yerli yerine oturmuş ülkelerde ise çok zor... Bizde "Ben Türkiye'nin Madonna'sıyım" diyeni Madonna zannetmeye başlarlar, bu ülkelerde ise Madonna olmak için "çok özel yetenek ve ses" gerekliği bilinir, gülerler size

Haberin Devamı

Bizde sanatçı ve her şey olmak çok kolaydır. Gelişmiş, değerleri yerli yerine oturmuş ülkelerde ise çok zor... Bizde "Ben Türkiye'nin Madonna'sıyım" diyeni Madonna zannetmeye başlarlar, bu ülkelerde ise Madonna olmak için "çok özel yetenek ve ses" gerekliği bilinir, gülerler size... Bizde uyanıklar "lâfla peynir gemisi yürütmeye" her gördüğüne inanır hale gelmiş çoğunluğu uyutmaya alışmışlardır; kendini pazarlama yeteneği, reklâm, çıplaklık, ilişkiler, maddi güç desteği başarının temel şart olmaya ve bir tekiyle yetinmeyip her dalda at koşturmaya yeter, oralarda yetmez...

Gerçek yetenek değilseniz hak etmediğiniz yere kimse sizi allayıp pullayarak çıkaramaz.
Sanıyorum 29 Kasım Salı akşamı Swiss Otel'de Çelik Motor'un 45. yıl kutlaması için gelen Paul Anka'yı izleyenlerin çoğunun aklından geçmiştir bu düşünceler... Dünyanın en iyi 20 müzisyeninden biri olduğu söylenen Paul Anka, Anadolu Grubu'nun hazırladığı kusursuz kutlama gecesinde ilk şarkısına, komşu kızına yazdığı "Diana"ya seyircilerin arasında başlayarak çıktı sahneye...

Büyüleyici ses

Görmek için aramak zorunda kaldık onu. Kısa boylu, gösterişsiz, gür siyah saçlı gençlik fotoğraflarıyla karşılaştırdığınızda asla tanınmayacak, orta yaş üstü bir adam...

Ama güçlü ve etkileyici sesini, muhteşem tekniğini, yorumunu duyduğunuzda, dinlemeye devam edip her şarkıda biraz daha büyülendiğinizi hissettiğinizde o küçük adamın giderek bir deve dönüştüğünü farkediyorsunuz.

Arkasındaki orkestranın, her biri Fransa, İtalya, Amerika gibi farklı ülkelerinden konser için gelen elemanlarının tümü kendi enstrümanında harikalar yaratıyor. Ve tabii sonuç olağanüstü bir müzik ziyafeti.

Paul Anka'nın yalnız Diana, You are my destiny, Put your head on my shoulder, Puppy Love ve "Frank Sinatra için yazdığım ilk şarkı" dediği "My Way" gibi unutulmaz sarkılan değildi bende hayranlık uyandıran.

Saygı ve tevazu

Kendisi gibi sesi, sarkılan ve karizmasıyla dünya klâsikleri arasına girmiş Sammy Davis Jr. ile Frank Sinatra'yı anlatırken, onlar için yazdığı sarkılan söylerken bu ustalara gösterdiği saygıydı.

Onların büyüklüklerini söylemekten, kendi programında yer verip onore etmekten zevk duyuyordu. Örneğin Frank Sinatra ile ünlü olan "My Way"i söylerken "I did it my way" demiyor, nakaratı "He did it his way" şeklinde değiştirerek her tekrarda onu hatırlatıyordu. Anka ve kendisi gibi yaşamını müziğe adamış başarılı orkestra elemanları o gece konseri izleyenlere mükemmel müziğin yanında bir saygı, tevazu ve içtenlik gösterisi sundular.

Paul Anka'nın ilk kez geldiği İstanbul'a hayran olduğu için, kendisini davet eden Çelik Motor'a armağan olarak "My Way"i bir gecede KÎA'yı anlatan sözlerle aynen orijinaline benzer şekilde yazması ve bunu okuması da oldukça etkileyiciydi.

Bu kadar müthiş bir müzik olayını yaşamak bir ayrıcalıktı, yaşayamayanlarla hiç değilse anlatarak paylaşmak istedim.

Paul Anka'dan önce sahne alan ve ünlü müzikallerden, operalardan şarkılar söyleyen ENBE grubunun da çok beğenildiğini atlamak istemiyorum. Kendi gerçek sanatçılarımızla da gurur duyuyoruz.

Şimdi Sezen Cumhur Önal Paul Anka için Türkçe sözlü bir şarkı yazıyormuş. Anka söyleyeceğine söz vermiş. Bakalım sözünü tutacak mı?

Kapkaç gibi...

Okurumuz Mehmet Özata "Sadece bu bölgede değil, İstanbul'un kalabalık olan her semtinde görebilirsiniz, ben Kadıköy'de çalıştığım için bu örneği veriyorum" diyerek Kadıköy'deki cep hırsızlarını anlatıyor.

Sabit bir noktada sadece yarım saat dursanız ve etrafa baksanız önünüzde, sağınızda veya kendi cebinize, çantanıza elini sokmuş birilerini görebileceğinizi söylüyor ve polisin bu konuda hiçbir gayret göstermediğinden yakınıyor.

Emniyete bildirdiğinizde polislerin "iyi de kardeşim ben yakalıyorum, savcı bırakıyor, ne yapayım" cevabını verdiğini belirterek "Vatandaş bu durumda ne yapsın, cezalan kendisi mi versin" diye soruyor. Aynı durum ve polisin aynı cevabı ev hırsızları için de geçerli. O zaman halk adına sormak lâzım; ne yapsınlar? Silahla kendisini koruyan vatandaşı kanunlar koruyacak mı?

Bu istenmiyorsa Emniyet yakalama ve cezalandırma görevini yapacak mı? Soruyu "Doğurabildiğiniz kadar doğurun" diyenlere sormak lâzım aslında... Doğurulup sokağa bırakılan veya göçlerle büyük şehirlere dağılan işsizler ordusu, toplumun başına dert oldu.

Haydi doğurmaya teşvik ettiğiniz gibi çaresini de bulun. Zira sizler "Orada 200 bin vatandaşımız yaşıyor" diyerek 10 günlük yurtdışı gezilerini arka arkaya yaparken 70 milyon vatandaşın yaşadığı ülke işsizlik, hırsızlık, can güvenliği başta olmak üzere büyük sıkıntılarla boğuşuyor. Ve onlar uzun tatillerle sıkıntıdan kaçamıyorlar. Hükümet'in çare üretmesini bekliyorlar.

Ne kadar sürecek bu bekleme, sonsuza kadar mı?

DİĞER YENİ YAZILAR