Bir jürim olsaydı!

Cuma akşamı Profilo'da Gene Hackman, Dustin Hoffman gibi dev aktörlerin rol aldığı Jüri filmini izledim. Ve bu müthiş Amerikan filmini izlerken ne "ah"lar çektim bilemezsiniz

Haberin Devamı

Cuma akşamı Profilo'da Gene Hackman, Dustin Hoffman gibi dev aktörlerin rol aldığı Jüri filmini izledim. Ve bu müthiş Amerikan filmini izlerken ne "ah"lar çektim bilemezsiniz. Ahh bilemezsiniz!

Başarısızlığı nedeniyle işten çıkarılmış biri çalıştığı kuruluşu basarak silahla 11 kişiyi öldürüyor. Bunlardan birinin eşi cinayette kullanılan silahı üreten firma aleyhine yüzlerce milyon dolarlık tazminat davası açıyor. Kadının avukatı Dustin Hoffman, silah firmasının jüri ile ilgili danışmanı ise Gene Hackman. Hackman kötü adam...

Ateşli silahlara karşı bir kadının açtığı ve tek başına mücadele ettiği haklı davada jüriyi tek tek satın alarak kararı belirlemeye çalışıyor.

Bir kadın... Ateşli silahlarla ölen masum insanların (ve tabii eşini kaybettiği için kendisinin) hakkını arıyor. Yanında da avukatından başka kimse yok. Karşısında ise çok zengin ve güçlü bir kuruluş.

Son aylarını çocuk ve kadın tecavüzleri ile töre cinayetlerinde ceza idirimlerine karşı açtığım savaş nedeniyle mahkeme mahkeme dolaşarak geçirdiğim, karşımda ise güçlü iki profesör bulunduğu için film beni fazlasıyla sardı ve etkiledi.

'Jüri" filminde yargı sisteminde jürinin varlığı da sorgulanıyor. Üyelerin baskı veya etki altında bırakılmalarının zor olmadığı... Ama, buna rağmen hiç kimseyle görüştürülmedikleri, çok iyi korundukları takdirde bence çoğu kez jüri karan tek bir hakimin vereceği karara tercih edilebilir. Beş veya on kişiden çıkacak sonuç daha adil olabilir.

Örneğin ben hakkımda açılan davalarda bir halk jürisinin olmasını herhalde tercih ederdim. Gönderilmeye devam eden yüzlerce mail ve faksta, bu davayı kendi davaları olarak gördüklerini, bana hak verdiklerini söyleyen kişi ve kuruluşlar, oluşturulacak bir jüriden ne yönde karar çıkacağını tahmin etmeme yetiyor.

Bir sahne var. Dustin Hoffman'la Gene Hackman karşı karşıya.

"Hoffman: Sonunda mutlaka kaybedeceksin.

Hackman: Belki ama bugün değil. Hoffman: Bunu kazansan da, bir sonrakini kazansan da yakında bir gün mutlaka kaybedeceksin. Bugüne kadar zarar verdiğin insanların ahı seni cezalandıracak."

Benim de şu anda yapmaya çalıştığım sadece bu "yerini bulma"yı çabuklaştırmak. Mümkün olduğunca çok insanımızın, çocuğumuzun hayatinin kurtarılmasına yol açabilmek. Yoksa adaletin bir gün mutlaka yerini bulacağına filmdeki avukat gibi inanırım. Bunun örneklerini bugüne kadar çok gördüm.

Jürili veya jürisiz... Mutlaka yerini buluyor!

Burası Türkiye
Dönemin Amerika, İngiltere ve Türkiye başbakanları bir araya gelmiş ve toplantı sonunda basının sorularını yanıtlıyorlarmış. Gazeteci sormuş:

"Ülkenizde 4 kişilik bir aile ne kadar gelirle rahat bir hayat sürebilir, siz onlara ne kadar kazandırıyorsunuz?"

Amerika başbakanı: "Amerika'da 4 kişilik bir aile 5000 dolar ile rahat bir yasam sürebilir, biz onlara 6500 dolar ödüyoruz, geri kalan 1500 doları naparlar bilmiyorum" cevabını vermiş.

İngiltere başbakanı atılmış: "İngiltere'de aynı aile 4000 pound ile rahat yaşar, biz 5000 veriyoruz, 1000 pound nereye gidiyor bilmiyoruz."

Türkiye başbakanı kafasını kaşımış, biraz düşünmüş ve şöyle cevaplamış: "Türkiye'de aynı ailenin açlık sınırı 800 milyon TL'dir. Biz onlara 300 milyon TL. veriyoruz, geriye kalan 500 milyon TL'yi nereden buluyorlar biz de anlamış değiliz."

Sevgili okurlar, yarın "bol paralı meslekler" konusunu tartışıyorum (kendi kendimle): Acaba Başbakan gazeteci olmak ister mi? Ben bu soruyu neden soruyorum?..

Merak ediyorsanız beklerim efendim.

DİĞER YENİ YAZILAR