Cengiz Semercioğlu TV dizilerinde birbirine benzer sahneler olduğunu sık sık yazıyor. Yerli dizilerin birbirine benzerliğinden söz ederken, yerli dizilerde yabancı filmlerden alınmış sahneler de dikkatini çekti mi bilmiyorum. Şimdi yazacağım benzerliği o veya başka biri daha önce yazdı ise benim gözümden kaçmış olacak.
Asmalı Konak benim de hiç kaçırmadan izlediğim nadir dizilerden biriydi. Benim bir diziyi "sadık izleyici" boyutunda takip etmem hep tesadüfle başlar. Önce bir bölümüne tesadüfen rastlarım. Zevkle izlemişsem bir sonrakine de bakarım, bağlandım bağlandım, bağlanmadıysam kaçtım demektir.
O bittikten sonra Bir İstanbul Masalı yakaladı beni. Nihayet TV'leri salkım saçak kaplamış olan dağ, köy, ağa, aşiret filmlerinden farklı, uzun zamandır özlediğimiz bir kent yaşamı dizisi...
Harika bir ekip; Arşen Gürzap, Altan Erkekli, Mehmet Aslantuğ ve başarılı birçok oyuncu başrollerde. Yönetim iyi, mekân, kostüm her şey mükemmel.
Senaryosunu da 5 kişi yazmış.
Ama daha ilk bölümü izlerken hepimiz "Aa... Aynen Sabrina" dedik. Dizinin konusu bire bir Sabrina filmine benziyor. Biraz daha ilerleyince Sabrina'nın yetmediğini ve nişan yüzüğü seçme sahnesinin (kızın gözleri bağlı olarak bir kuyumcu mağazasına getirilmesi) tıpatıp "Sweet Home Alabama" filminin başlangıç sahnesine benzediğini gördük.
İşte burada film koptu. TV'de değil, bizde.
Bu kadar kusursuz çekilmiş, Altan Erkekli'nin oynadığı "şoför"ün ailesiyle bir aile sıcaklığını etkileyici şekilde yansıtan, renkli, hareketli harika bir dizi tartışma konusu haline geldi.
Tartışma sürdükçe aynı konunun birçok izleyicinin dikkatini çektiğini fark ettim. Bu tartışma yaygın olarak yapılıyor.
Demek ki iyi bir sinema izleyicisi benzerlikleri anında fark ediyor. Hele böyle baştan sona benzerlik veya sahnenin olduğu gibi alınması bir de üstüne rahatsız edici oluyor.
Peki o zaman ne gerek var bunu yapmaya sorusuna geliyor insan. Fikri tabiî ki alınabilir, biraz etkileşim olabilir ama aynısını alıp yeni bir senaryo gibi sunmak olacak şey değil.
Bunu söylediğimizde diziyi hazırlayanlar kızabilirler, öyle olmadığını iddia edebilirler. Ama bu, bir kitap veya köşe yazarının yabancı yazarların yazılarını, üslubunu, fikirlerini veya romanlardan bölümleri olduğu gibi almasına benziyor. Basında da bu sorunla karşılaşmak mümkün, o zaman bunlar da yazılıyor. Veya en azından yüksek sesle konuşuluyor.
Çünkü alışkanlık haline geldiğinde bu aldatmaca sonsuza kadar sürüp gidiyor.
Eğer senaryo aynen alınıyorsa bunun "uyarlandığı" söylenebilir. Tiyatroda dürüstçe yapılan şey dizilerde de yapılabilir.
Bir İstanbul Masalı'nı zevkle izlemeye devam edeceğim ama bunu hatırlatmadan geçemedim.
Bu arada Perran Kutman'ın Hayat Bilgisi dizisini de aynı zevkle izlediğimi söylemeliyim. Kutman yine müthiş, tüm ekip harika, bence her şeyiyle kusursuz bir dizi. Tebrikler doğrusu!
Pop müzik yarışması
Coca Cola'nın sponsoru olduğu Pop Müzik Yarışması'nda yarışmacılarla jüri arasında çıkan tartışmaların da çok rahatsız edici olduğunu söylemek istiyorum. "Tok, açın halinden anlamaz derler, jüri üyeleri oraya gelen gençlerin bunu yapmak için kendi içlerinde mücadele verdiğini, müthiş bir medeni cesaret göstererek ve hayallerini gerçekleştirme umuduyla oraya geldiğini çoğu
kez unutuyorlar.
"Olmadı, olmadı" uyarısı her seferinde epeyce acımasız geliyor kulağa. Bazen bu kelimeyi bile aşıyor reaksiyonlar. O gençlerin gururu, zedelenen kişiliği, kırılan cesareti düşünülmüyor.
Acaba neden sonuçları hemen oracıkta bildirmek yerine bir listeyle sonradan açıklamıyorlar?
Her iki taraf için de çok daha kolay olmaz mıydı?
TRT iyi ki görüntüleri sattı
İşte Ayşe Özgün-Ruhat Mengi karşı karşıya. Ne heyecanlı maç olurdu ama. Dediğinden kolay kolay dönmeyen iki kadın. İkisi de konularını ilk günün coşkusuyla işler. Asla vazgeçmez.
Erkekler konuyu kapattı, biz İngiltere-Türkiye milli maçını bitiremedik. Ben; TRT elindeki görüntüleri Avrupa'ya (özellikle İngiltere'ye), UEFA'ya ve lüzumlu her yere izletmeli dedim. Ayşe ise dünkü yazısında "TRT, İngiltere maçının kavga görüntülerini satmamalıydı" görüşünü savundu.
Neden olarak da İngiliz Spor Bakanı'nın ekranda "Bu çirkin ve ahlâk dışı görüntüleri izleyen çocuklarımız, örnek olarak ertesi gün aynı kavgaları kendi aralarında yapabilirler" demiş olmasını gösterdi.
TRT logolu bu görüntülerin bizi küçük düşürdüğüne inanıyor Ayşe Özgün.
Kavgada kimin haklı, kimin haksız olduğunu bir yana bırakarak olaya bir de diğer açıdan bakalım.
Bu görüntüler izletilmediğinde (özellikle maç arasında koridorda yaptıkları saldırı ve sahada bizim futbolculara karşı küçümseyen davranışları) İngiliz basını halkı her şeye inandırabiliyor. O zaman da İngiltere ve onların medyasından olayın yorumlarını izleyen herkes sadece Türklere tepki duyuyor. Biz "Barbar Türkler" oluyoruz. Bu olaylar birikerek genel bir kanı oluşturuyor.
İyi düşünmek lâzım. Bence TRT doğrusunu yaptı. Olan biteni gözler önüne serdi.
Sonuçta Bakan'ın söz ettiği o "çirkin kavgayı" yapanlar da kendi sporcuları, kendi gençleri değil mi?
Onlan biraz eğitsin Spor Bakanı sinirleneceğine.
Bir İstanbul Masalı
Cengiz Semercioğlu TV dizilerinde birbirine benzer sahneler olduğunu sık sık yazıyor. Yerli dizilerin birbirine benzerliğinden söz ederken, yerli dizilerde yabancı filmlerden alınmış sahneler de dikkatini çekti mi bilmiyorum
Haberin Devamı

