Bir dirhem korku

Bizde sık sık bazı aydınlar tarafından dile getirilir "Artık paranoyalarımızdan kurtulmalıyız, artık güvenmeyi öğrenmeliyiz" türü sözler söylenir ya ben bunun tümüyle doğru olduğuna inanmam

Haberin Devamı

Bizde sık sık bazı aydınlar tarafından dile getirilir "Artık paranoyalarımızdan kurtulmalıyız, artık güvenmeyi öğrenmeliyiz" türü sözler söylenir ya ben bunun tümüyle doğru olduğuna inanmam. Daha doğrusu "bir miktar korku taşımanın" ya da "her türlü kötü ihtimali de göz önüne almanın" pek de fena fikir olmadığına inanırım. Sadece olaylar karşısında değil karşılaştığımız her şeyde... "Güvenmek" ve "rahatlamak" için nedenleriniz olmalı. Bu güveni ve rahatlığı size ancak somut veriler sağlamalı. Yoksa neymiş; "İnsanları severim ve hepsine güvenirim", yok böyle bir şey. Güvenirsen çoğu kez ağzının payını da alırsın. İyilerin yanında kötülerin sayısı da hiç az değil çünkü.

Bunu siyasetle ilişkilendirirsek bugüne kadar karşılaştığımız "kötü"lerin sayısı iyilerden fazla olduğu için korkuların azalması da daha zor. Örneğin... "Kültür ve Turizm Bakanlığı'na İlahiyat mezunlarının alınması" tartışması oldu geçenlerde. Çok ilginç bir tartışma aslında, savaş kargaşasında hak ettiği dikkati çekmedi.

AKP Samsun milletvekili Musa Uzunkaya, Kültür ve Turizm Bakanlığı'na İlahiyat Fakültesi mezunlarının da alınmasını önerdi. Gerekçe olarak da "İlahiyat mezunlarına da ihtiyacınız var itiraf edin" dedi. Elbette onlara da ihtiyaç var ama "dinî konularda" olduğunu unutmuş olmalı Musa Uzunkaya. Sonuçta CHP'li komisyon üyelerinin ve hatta AKP'li Bakan Mumcu'nun bile (her nedense) karşı çıkmasıyla önergesini geri çekti.

Normal olarak okuduğunuzda rahatsız edecek bir şey görmeyebilirsiniz bu tartışmada. Hafif bir paranoyanız varsa (ki Türkiye'de olmayan kalmadı) çok şey görürsünüz. Meselâ bu tartışmanın bir şekilde 'sanki birbirine karşı imiş' gibi görünen iki AKP'li tarafından en azından başlatılmış, alıştırmasının yapılmış olduğunu düşünebilirsiniz. Devletin her kurumunda kadrolaşmayı birinci görev sayarak dal budak salan AKP yakında ilahiyat mezunlarını almayı tekrar gündeme getirebilir. Böylece "8 Yıllık Eğitim" çıkalı öğrenci sayısı azalan 'İmam-Hatip'lerin tekrar cazip hale getirilmesi de sağlanabilir.

"Orman niteliğini yitirmiş hazine arazilerinin satışı" da böyle... Bu iş "kaynak yaratma" açısından cazip gelirse "orman niteliğini yitirmemiş" ormanlarımıza da zaman içinde niteliği yitirtilebilir ve Türkiye çöle dönüştürülür mü? Elli yıl sonrasını kimse düşünmediğine göre neden olmasın? Ve şu SARS hastalığı... "Türkiye de önlem aldı, uçaklar kontrol ediliyor" dendi, "Vay be, aferin bizimkilere, bak medeni işler yapıyorlar" diye sevindik. Hong Kong Başkonsolosu'nun kızkardeşi oradan geldi "Konsoloslukta da mikrop görüldü" dedikten sonra ekledi "Ama burada hiç sıkı kontrol edilmedik... Sadece soru sordular."

Harika yani değil mi? Yahu mikrop Hong Kong'dan Kanada'ya, Avustralya'ya kadar sıçradı, siz niye bu kadar rahatsınız? Neden oralardan gelen uçakları karantinaya almıyorsunuz?

İşte böyle korkularım var benim. Ama asıl büyük korkum bu ülkedeki başıboşluk. Keşke ben de güven öneren aydınlarımız kadar huzurlu olabilseydim!


Yazarını iyi seç!
Geçenlerde "Siyasetçiler ülkeyi köşe yazarlarının ve gazetelerin yorumlarına bakarak yönetiyor, kararlarını bunlara göre oluşturuyorlar. Ama bazı yazarlar duruma göre sık sık yön değiştirebilir, bari yazarlarını doğru seçseler" demiştim. Hayır, hayır, ısrar etmeyin lütfen 'söylediğim çıktı' filân demiyeceğim şimdi de. Ama şunu diyeceğim; Ne fakslar, mektuplar aldık "ABD'nin vereceği kredi için böyle kanlı bir savaşa mı girelim. Bu savaşı mı destekliyorsunuz" gibi sözler içeren... Oysa elbette böyle haksız, berbat bir savaşı (veya hiçbir savaşı) destekliyor filân değildik, sadece bugün Powell'ın ziyaretinden sonra bayıla bayıla geldikleri noktaya ilk günden gelmelerini istedik. O zaman da savaşa aktif olarak katılmayacak ama geçişlere zamanında izin vererek savaşın -belki de, büyük ihtimalle- daha kısa sürmesine ve daha az zarar vermesine yardımcı olduğumuz gibi 26 milyar dolar gibi bir kredi (ve hibeyi) zararlarımız için kullanabilecektik.

Bugün aynı imkânları sağlıyoruz ama 1 milyar dolar bile kesinleşmiş değil.

Şimdi hep birlikte tekrarlayalım; "Bunun adı budalalık değilse nedir?"

NOT:
(Üstelik ceplerindeki geriye kalan deliği bizim sağlayacağımız yeni "kaynak"la kapatmak istiyorlar. Sahi bunlar seçilmeden önce "kaynağımız bol" diyorlardı, bunu mu kastettiler dersiniz?)

Laik Kadınlar
Milliyet Gazetesi Dış Haberler Servisi'nin hazırladığı bir haber dikkatimi çekti: "Irak Savaşı İslâm ülkelerinde laik kadınları dine yöneltiyor" başlığı ile verilen haberde savaş görüntülerinin kadınları "örtünmeye yönelttiği" anlatılıyor.

Bu ikisini, ("dine yönelmek"le "örtünmeye yönelmek") kesinlikle ayırmak gerekir. Böyle bir haber insanlara direkt olarak "Laik kadınlarla dindarlığın bir arada olmadığı" görüşünü empoze ediyor ki tümüyle yanlış. Laiklik dinin siyasetten, devlet işlerinden ayrı tutulması, devletin her inançtan vatandaşına eşit mesafede durması demektir, dine inanmamak, dindar olmamakla bir alâkası yoktur.

Böyle haberler bazılarının ekmeğine yağ sürüyor, yabancı dergilerde bu şekilde verilse bile bizim, olayı bizzat yaşayan bir toplum olarak dikkat etmemiz gerektiğine inanıyorum.

Meslektaşlarımın bu noktaya dikkatini çekmek istedim.

DİĞER YENİ YAZILAR