İnsanın gözünden yaş gelene kadar gülmesi için gazetelerin ilk sayfasındaki haberlere, bu haberlerde gizli “niyet veya çelişkilere” bakmak bile yeterli.
Haberlerin yüzde 90’ında milletin nasıl “saf” yerine konduğu, o gizli niyet ve çelişkileri fark etmeyeceğinin zannedildiği tabak gibi ortada...
Dünkü haberlerden birkaç tanesine göz atalım ve örtülerini kaldıralım;
- Başbakan Erdoğan “Güneydoğu’da seçime tehdit karıştı, evlerin kapısının altından tehdit mektupları atıldı. Buna demokratik ortam diyemem” demiş.
İyi de biz Başbakan’ın, “bakanları”nın, belediye başkan adaylarının meydanlarda seçmene yaptığı tehditleri, medyaya yaptığı baskıları ve boykot çağrılarını yazarken, bunların “demokrasiyi ortadan kaldırdığını” söylerken Erdoğan bu uyarılara çok kızıyordu. Durum böyleyken kendisinin canı yanınca bu tepkiyi vermesi çok komik kaçmıyor mu?
Ayrıca şu soru da var: Her ne kadar milletvekili seçilmeleri bile kendisinin isteğine bağlı ise de seçilerek bakan olmuş kişiler için “6 Bakanı da atarım” demesi çok mu demokratik bir tavırdır?
- Baykal “Kemal Bey iyi bir genel başkan olur mu” sorusuna “Olabilir, neden olmasın” cevabını verdikten sonra eklemiş “Ben Kemal Bey’i sizlerden çok önce fark ettim. Sizlerin görmediği daha ne Kemal Beyler var bu partide...”
Tamam, CHP’de çok değerli isimlerin bulunduğunu biliyoruz ama Kemal Kılıçdaroğlu “takdirlerin somut olarak oylarla ortaya konduğu, iyi bir genel başkan olacağı da büyük kitleler tarafından dillendirilen bir isim” olarak öne çıktı 2009 yılında... O sorunun anlamı başka yani, cevap kaçamak ve eksik olmuş.
- Adalet Bakanı, emekli olma yaşını yükselten yasa yürürlüğe girmeden birkaç saat önce “13 yaşındaki kızı ile 15 yaşındaki oğlunun sigortalı yapılması” konusunda “Benim haberim yok” demiş. Yoksul ve işsiz, geleceği belirsiz, sigortasız milyonlarca insanın, gencin yaşadığı ülkede bu masala kim inanır? Bir akıllı kendileri mi kaldı Türkiye’de...
- Başkanlığını -hâlâ ama hâlâ- Zahid Akman’ın yaptığı RTÜK’te AKP’li üyelerin oylarıyla eski bir imam “kurumun bütçesini denetleyen” Mali İşler’in, RTÜK’te bekçilik yapan eski bir garson ise Personel Dairesi’nin başına müdür yapılmış.
Daha önce “imam, garson, bekçi” olmaları değil konu, bu müdürlüklerin “çocuk oyuncağı” olduğunu sanmaları ve kadrolaşma konusundaki “gözlerin kararmışlığı” tablosu...
Konunun 40 yıllık uzmanları, en başarılı medyacılar RTÜK’e sokulmazken, yandaşlara bu ne alicenaplıktır?
Son olarak Obama’nın “Suudi Kralı Abdullah’ın önünde eğilmesi”ni ABD’nin büyük olay yapması haberi de Türkiye’yi güldürmeyecek gibi değil... ABD bunu utanç verici bulmuş, ya biz Cumhurbaşkanımızla Başbakan’ımızın Kral Abdullah’ın oteline, ayağına gitmesine, onun bayrağı önünde iki yanına oturup fotoğraf çektirmesine ne diyelim?
Gülelim mi, ağlayalım mı söylesinler bize!
Duyarsızlığa alıştırılmak böyle oluyor!
Türkiye’de her olayın ardından bir katakulli çıktığı için vatandaş artık gördüğü, duyduğu hiçbir haberin “görünüşteki gibi olduğuna bile” inanamaz durumda.
İşte buyrun, helikopter kazası olduğunda da şüphelerimizi, büyük ihmal ve yanlışları belirtmiştik, şimdi kamuoyunun duymadığı bir bilgi ortaya çıkıyor ve devletin resmî kurumu olan “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu”nun kazadan 1 saat sonra olay yerini ilgili birimlere rapor ettiği anlaşılıyor.
Bu rapor verildiği halde kazadan yaralı kurtulan (ama sonra “yeri bulunamadığı için” hayatını kaybeden) gazeteci İsmail Güneş, düşmeden saatler sonra hâlâ 112 Acil Yardım’a yerini anlatmaya çalışıyor “Yaralıyım, donuyorum” diyor, 112 ise onu 20 dk. konuşturarak telefonunun pilinin bitmesine neden oluyordu.
Peki neden rapor kullanılmadı? Çok önemli bir soru bu ve sorumluların (112’dekiler dahil) cezalandırılması gerekir değil mi? Elbette öyle ama görün bakın aynen Uludağ’da Ümit Özgen olayındaki gibi hiçbir sorumlu, suçlu asla cezalandırılmayacaktır.
Yeni anlaşılan bir başka “katakulli” de “Sabah-Atv”nin satışıyla ilgili... Dün çıkan habere göre Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu raporunda: “Çalık’a iki devlet bankasından verilen 750 milyon dolarlık kredi için teminat gösterilen 7 gayrimenkulun ekspertiz değerinin 9 kat üzerinde ipotek edildiği, ayrıca ortakların koyacağı 450 milyon dolara rağmen 2012-2015 arasında ‘kredinin geri ödeme projeksiyonunda’ 51.1 milyon dolar açık olduğu” bilgisi yer almış.
Kim bilir kaç milyon vatandaşın meteliğe kurşun attığı, üç kuruş kredi kartı borcunu ödeyemediği için evine haciz geldiği, çocuklarının eğitimi için bile kredi alamayanların “çocuğunun üniversite kaydını yenileyemediği, eğitimine son verdiği” günlerde “yüzlerce milyon dolar”ın tek kişiye verilmesinden, bunun için 9 kat fazla gösterilen teminata göz yumulmasından, “51 milyon dolar eksik ödeme”den söz ediliyor. Dile kolay!
Türk halkını bu tür hukuksuzluklara da, dev yolsuzlukları yapanların veya başka büyük suçlar işleyenlerin cezasız kalmasına da, kısacası duyarsızlığa alıştırdılar. Bir topluma yapılabilecek en büyük kötülük buydu, oldu sonunda...
Ama neyse ki ülkenin duyarlı vatandaşları hâlâ kafa yormaya devam ediyor; Erdinç Güvenel isimli okurumuz sık sık duymaya başladığı bir ihtimali bana sormuş, tekrar gündeme geleceği açıklanan Anayasa değişikliğinde “Hiçbir hükümet, iktidarı süresince yapmış olduğu kasıtlı/kasıtsız yanlışlardan, hatalardan dolayı geçmişe dönük olarak sorgulanamayacak ve yargılanamayacaktır şeklinde bir maddenin Anayasa’ya eklenmesi mümkün müdür? Bunu yapabilirler mi?” diyor.
İnsan ilk duyduğunda “Yok artık, bu kadarı olmaz. Suç ortaya çıkarsa hukuka böyle bir engel konabilir mi” diye düşünüyor ama burası Türkiye... “Olmaz” diye bir şey yok, en “olmaz”ı bile “olduran”lar çıkabilir.
Onun için hak veriyorum endişelerine, korkulu rüya görmektense UYUMAMAK evlâdır... Uykusuzluktan bittik ama dikkatle izleyelim ve bekleyelim!

