Yeni yılı hep evde karşılarız biz, ailemiz ve sevdiğimiz arkadaşlarımızdan bir grupla... Çocukluğumda da böyleydi, sonra da. En güzel kutlama budur bence...
Yılbaşı gecesi önce şömine, sonra masa başmda tatlı tatil sohbet eder, müzik dinlerken bir baktık saat sabahın 3'ü olmuş.
Beşte uyuyunca dün de (5'te demeyeceğim) çok geç uyandım. Gazetelere ve TV'ye şöyle bir göz attan, yine çok konu var yazacak ama 3 tanesi var ki onları atlamak istemem.
Birincisi Kütahya'dan Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerrefe içine 1 YTL koyup gönderen yoksul çocuk.
"Ben fakir bir ailenin oğluyum. Babam yok, annem hasta, 2 YTL ekmek paramız vardı ama çöpten ekmek buldum. Bunun l milyonunu size gönderiyorum, depremdeki çocuklara ekmek alın" diyerek parayı mektubun içine koymuş ve göndermiş. Müşerref de bunu İnternet'ten dünyaya duyurmuş.
Böyle asil ruhlu çocukların, insanların yaşadığı bir ülke burası... Hemen siyasetçileri çağrıştırıyor bu tür olaylar...
Gücü ellerine geçirir geçirmez milletin parasını (çöpten ekmek toplayan milyonlarca yoksul vatandaşı düşünmeden) kendisinin ve partisinin çıkan için har vurup harman savuran, THY uçakları boş giderken keyif için özel uçak kaldıran veya yolsuzluk yapan siyasetçileri... Bu haberleri onlar da okuyorlarsa vicdanları, inançları nasıl ses veriyor acaba?
Veya hiç veriyor mu?
"Konuş bakalım Yücel Aşkın!"
İkinci olay bir meslektaşımızın, tutuksuz yargılanmasına karar verilen Rektör Yücel Aşkın'a suçlama "iddiaları" ile ilgili sorduğu sorulardı.
"Haydi bakalım çıkın ve 'kimseyi fişlemedim', 'şunu yapmadım, bunu yapmadım' deyin. Zulüm yapmadım deyin, bekliyoruz" diyordu.
Sorularının "iddia"lardan kaynaklandığını belirterek, iddialara göre hareket edilecekse herkes için iddiada bulunmak mümkündür. Örneğin su andaki hükümetin sadece iddialardan dolayı derhal istifası gerekir, bırakın kesinleşmiş olayları.
Bu tür sorulan ise yargılama sürecinde suçlanan kişiye ancak adalet sorabilir, gazeteci, bir bakan veya başbakan değil.
Kahvaltı sırasında televizyonda seyrettiğim Banu Alkan ve yıllardır beraber olduğu erkek arkadaşının konuşmaları da üçüncü olaydı. Maalesef görmüş bulundum ("niye izliyorsunuz" diye soracaklara söylüyorum; tesadüfen!) Sık Sık yayınlandığına da hiç şüphe yok.
Hakaret ve dayak
Erkek kadına (Banu Alkan'a) sürekli hakaretler yağdırıyor, bununla da yetinmeyip eline aldığı yastıkla, dövecekmiş gibi köşeye sıkıştırıyordu.
Aralarında neler geçtiğini, kadının olaydaki rolünü tartışmak ayrı bir konu. Ama izlediğim sahneler, sebep ne olursa olsun bir erkeğin kadına, (üstelik izleyenlerin bulunduğunu bilerek) bu tür davranışlar sergilemesinin tek kelimeyle "iğrenç" olduğunu gösteriyordu.
Bunun aksini iddia eden ve hatta "kadınların dayaktan hoşlandığını" söyleyenler sağlıksız kafa yapışma sahip insanlardır, aynen dayaktan ancak ruhen hasta bir kadının hoşlanacağı gibi...
Fiziksel olarak daha güçlü yaratılmış cinsin kadına şiddet göstermesi bir cehalet ve hastalık göstergesidir, başka bir şey değil!
Yokmuş gibi yaşayanlar!
Her ne kadar Türkiye'de "doğru" ile "yanlış" birbirine karışmış olsa da ve hâlâ "yanlış"lar ödüllendiriliyor olsa da toplumda değerleri yerli yerine oturtabilenlerin sayısı az değil.
Kadınlarda da, erkeklerde de az değil... Bu, gelecek için tümüyle ümitsiz olmamamız gerektiğini anlatıyor.
İşte son iki gün içinde gelen mektuplardan biri, öğretmen bir anne yazmış:
"Merhaba Ruhat Hanım, Tebrikler! Tebrikler! Tebrikler!...
'Dikkat, erkeklik şovunun cezası var' yazınızı,
bilmem kaçıncı defadır okuyorum... Hâlâ önümde duruyor. Sizin mücadelelerinizle kazandığınız bu hukuk savaşı sayesinde Türk kadını seraba kavuştu' bugün. Çünkü onlar da kazandı sizinle birlikte.. Ben de kazandım.."
Yarın devam ederiz...
Bir çocuktan ders almak!
Yeni yılı hep evde karşılarız biz, ailemiz ve sevdiğimiz arkadaşlarımızdan bir grupla... Çocukluğumda da böyleydi, sonra da. En güzel kutlama budur bence...
Haberin Devamı

