Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ağızlarındaki bir baklayı daha çıkardı. Şimdi Hakkari gündemde olduğu ve toplumun hassasiyeti iyi bilindiği için orayı örnek göstererek (ve o arada Çankaya, Kadıköy ve Nişantaşı’na tepki çekerek) demiş ki:
“Hakkari’nin Çukurca ilçesindeki çocuklarımızla Çankaya, Kadıköy, Nişantaşı’ndaki çocuklarımız üniversite sınavına girerken aynı sorulara muhatap oluyorlar. Halbuki ABD’de bu dezavantajları asgariye indirecek uygulamalar yapılıyor.”
Bu konuyu “tartışmaya açtığını” söyledikten sonra eğitim uzmanlarından fırsat eşitliği konusunda görüş istediğini belirtiyor.
Oysa Türkiye’de durumun farklılığını görmek için uzman olmaya gerek yok. ABD ile Türkiye’yi eğitim açısından bu tartışmada bir araya getirmek imkansızdır, aldatmacadır, laf oyunudur.
Amerika’da ve AB ülkelerinde en ücra il ve kasabadaki şartlarla büyük şehirler arasında bizdeki gibi (hele okulu, kütüphanesi, laboratuarı, bilgisayarı olmayan Güney ve Güneydoğu kasabaları, köyleri) uçurumlar yoktur. Ancak “kusursuzluk” açısından karşılaştırılabilir.
Türkiye’ye Bakan’ın söylediği uygulama getirilecek olursa ortaokul, lise ve yüksek okullarda öğrenci bilgi düzeyinin düşmesinden başka bir yenilik sağlanamaz. (Belki bir de tarikatlara, cemaatlere ait dershanelerde eğitilen çocukların okullara daha kolay girmesinden başka...)
Milli Eğitim Bakanı, olmayacak karşılaştırmalarla bu tür “fırsat eşitliği”ne kafa yoracağına diğer kabine arkadaşlarıyla Doğu, Güney ve Güneydoğu’yu kalkındırmaya, şehirlerdeki eğitim kalitesini sağlamaya çalışmalı.
Türkiye’nin farklı şartlarında yapılması gereken budur, laf cambazlığı değil!
Leyla Zana intikam mı alıyor?
DEP eski milletvekili Zana yine Barzani ağzıyla konuşmuş ve AB ile ABD’ye sık sık Roj TV’leri ve bildirileriyle, görüşmelerle verdikleri mesajları bir kez de toplantı kürsüsünden vermiş.
Kanlı teröristlere “kardeşimiz, kardeşiniz” diyerek. Öcalan’ın “halktan koparılmayacak bir yere bırakılması”nı isteyerek. Türk askerlerinin alçakça pusularla öldürülmesine gerekçe olarak “Kürtlerin özgürce konuşamamasını, kültürünü, dilini yaşayamamasını” göstererek.
Elini vicdanına koyan herkes Leyla Zana’nın samimiyetsizliğini, bu ülkenin bir vatandaşı olarak acımasız ve devletine düşman tavrını teslim eder.
Bu düşmanlığın nedeni (ki iç düşmanların hepsinin şahsına özel bir gizli nedeni de var) milletvekili olamayışı mıdır bilmiyoruz. Ama Amerikalı’nın Avrupalı’nın bile “terörist” dediği (AB’nin DTP’ye de bu çağrıyı yaptığını unutmasın) bir örgüte “kardeşimiz” demesi, yaptığı konuşma sabır ve ifade özgürlüğü sınırlarını aşan bir durumdur.
Zana’nın adeta “Beni yeniden tutuklayın ki PKK’nın bizi temsil ettiğini dünyaya duyurabilelim” gayreti içinde olduğu görülüyor.
Acaba PKK’nın derdi “Kürtlerin dilini konuşamaması”mı?
Öldürdüğü askerlerin anaları, kardeşleri canhıraş feryatlarla Kürtçe ağıtlar yakıyor. “Biz de Kürdüz, bu kanlı örgüt ne istiyor” diye bağırıyor.
Kendisi toplantıyı Kürtçe konuşmayla açıyor. Hangisine engel olan var?
Ayrıca halk bu politikaları benimsiyorsa Güneydoğu’da DTP yerine diğer partilere, örneğin AKP’ye verilen oyların sebebi nedir?
“Öcalan’ı bırakmalarını istediği yer” neresi, Meclis mi, her şeyi söylüyor da bunu ve “Anayasa’ya konmasını istediği 2 madde”yi neden açıklamıyor?
Kendisi de sınırı aştığını bildiği için mi acaba?
Aslında Zana, PKK’nın son eylemleriyle Türk ordusunu Kuzey Irak’a çekme çabasının açıklamasını yapıyor.
Bir “ortak çalışma”nın sözcüsü gibi... Önemli olan onun cümlelerini “iyi okumak”tır .
Cevap bekleyen önemli soru
MİT Müsteşarı Emre Taner’in aylar önce yaptığı açıklamada MİT’in 2006 yılında hazırladığı Irak, Kerkük ve PKK konulu raporunun etkili olduğu söylenmişti.
Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığa da gönderilen bu raporda “PKK’nın ilkbahardan başlayarak 2007’de ulusal devleti hedef alan eylemlerini arttıracağı, ABD ve Irak’ın ise PKK konusunda gerekli adımları atmadığı” da yazılıydı.
PKK’nın 2007 eylemleri, 2006’da biliniyorsa, uyarı yapılmışsa nasıl oluyor da karakollar hâlâ pusuya düşürülebildi ve devlet gerekli önlemleri almadı, bunu açıklayabilecek olan var mı?

