Uyku haram bize anlaşıldı. Türk müsün derdin var, Türk müsün huzuru rüyanda görürsün.
Önümüzdeki aylarda da nasıl bir ufkumuzun olacağının, bize hangi huzursuzlukların reva görüleceğinin işaretleri gelmeye başladı. Bağdat'ta Türkiye Büyükelçiliğine yapılan intihar saldırısı, Kuzey Irak Kürtlerinin "Türkleri Kuzey Irak'tan geçirtmeyiz" sözleri, buna karşılık Genelkurmay'ın "Saldırırlarsa vururuz" cevabı, hiç üstümüze vazife olmayan bir savaşa atılacağımızı şimdiden açıkça anlatıyor.
Elbette bu durumda "Ne zannediyordunuz, böyle bir işe girişirken her şey göze alınmalı. Asker icabında ölmeyi de bilmeli" diyenler olacaktır. Ama böyle bir işe girişirken kaybedeceklerimiz (hele bu kayıp yüzlerce askerimizin canıyla ve yıllarca sürecek endişe ve üzüntülerle ölçülecekse) karşılığında ülkenin gerçekten buna zorunlu olup olmadığı da iyice düşünülmeli.
Amerika ne PKK, ne de Kuzey Irak'taki diğer potansiyel sorunların çözümü konusunda kesin bir söz vermiş değil. Yani 11 Eylül olayıyla terörün doruk noktasını yaşamış olan bir ülke, PKK gibi bir terör örgütünün faaliyetini önleme şartı için kendisine verilecek cevabı bekliyor.
Cevap olumsuz ise belki hiçbir şey yapmayacak. Hatta belki de bu kez kafamıza çuval geçirmek yerine PKK-KADEK'i ve Kuzey Irak Kürt'lerini ceza olarak kullanacak. Kim bilir, her şey olabilir. Aynı Amerika geçmişte işbirliği yaptığı lider ve örgütlerin karşısına sonradan düşman olarak çıkmadı mı? Çıktı.
Bunları ve Irak'ta kaynayan bir cehennem kazanı olduğunu bilerek, üstelik ABD'den kesin bir olumlu yanıt bile almamışken neden o kazana atlıyoruz? Aklımızı mı kaçırdık?
İnsan artık bu işini bilmezliğe bu "zamanlama"dan anlamazlığa isyan ediyor.
1 Mart'ta çıkarılması gereken kararı çıkaramıyoruz çünkü "TBMM istemiyor, demokrasi var, susalım" vs. vs.
Şimdi çıkmaması gereken karar (üstelik 8.5 milyarcık -bizde gidenlerin yanında devede kulak- bir kredi kararından hemen sonra) çıkıyor, çünkü bu kez Tayyip Bey başbakan, kafamıza çuvalları giyip dersimizi de almışız. Hükümet de 1 Mart'taki hatasının Türkiye'ye nelere patladığını görmüş.
Ama el insaf. İktidarın bir yandan tabanını, bir yandan zevahiri kurtarmak için yaptığı üst üste hataların cezasını hep 70 milyon çekiyor.
Gururumuz ayaklar altına alınıyor, memleket ateşin içine atılıyor, 1 Mart tezkeresinin kayıplarını telâfi edeceğiz diye çok büyük başka kayıplara kapı açılıyor.
Türkiye ABD'ye de "diplomasi"yi hatırlatmak ve bu hatadan dönmek zorunda.
Onların paralı askeri durumunda "biz barış gücüyüz" palavrasıyla ne kimseyi inandırmamız, ne de bu işten kârlı çıkmamız mümkün.
ABD'den başka hiç kimse tarafından istenmeyen barış gücü olur mu?
TRT izletmeli
İngiltere-Türkiye maçı konusunda dün başladığımız yazıya devam ediyoruz...
'Türklerin şiddete başvurduğu' İngiliz basınında yaygın şekilde empoze edildi. Biz bunları sineye çekip, halı altına süpürdüğümüz için olaylar birikerek "Türkiye'ye karşı uluslararası nefret"e dönüşüyor. Bu kanı yaygınlaştıkça İngilizlerin yaptığı gibi "organize moral bozma komplosu" bile haklı bir zemin bulabiliyor.
TRT'nin elindeki maç arası görüntüler tekrar tekrar yayınlanmalı, yabancı TV'lerde gösterilmesi sağlanmalı ve mutlaka İngiliz Futbol Federasyonu (ya da her ne ise) ile halkına izlettirilmeli.
Tamamen suçlu olduklarını, sporun "centilmenliği" ile ilgisi olmayan tutumlarını hiç değilse görsünler. Bu kez de susar ve kabullenirsek helâl olsun İngilizlere. İyi tufaya getirdiler bizi!
Bir avuç dolar için...
Uyku haram bize anlaşıldı. Türk müsün derdin var, Türk müsün huzuru rüyanda görürsün...
Haberin Devamı

