Yazılarımı dikkatle okuyan sadık okurlarım hemen hatırlayacaklardır, Türk Ceza Kanunu değişikliği sürecinde yaşadıklarımızı...
Toplum yaşamında zaten her türlü ezilmekte olan kadınlar için iki hukuk profesörü akla hayale gelmeyecek kanun maddeleri hazırlamışlardı. Yalnız kadınlar değildi üstelik, çocuklarla ilgili saçmalıklar da vardı.
“Kadınlar kendilerine tecavüz eden sapıklarla evlensinler. Evlendikleri zaman da tecavüzcü ceza almasın. Toplu tecavüzlerde sapıkların biri evlenmeyi kabul ederse hepsi cezadan kurtulsun” diyorlardı.
Çocuk tecavüzlerinde çocuklara “rızası olup olmadığı sorulsun” diyorlardı.
Duyan herkesin aklı başından gidebilirdi, hele bizim gibi ‘Bu tür suçlarda cezalar arttırılsın, caydırıcı olsun. Batı ülkelerinde tecavüzcülere ömür boyu hapis cezası veriliyor ve hiçbir affa uğramasına izin verilmiyor’ diyen kadın hakkı savunucularının çıldırmasına ramak kalmıştı.
Haberi okuduğum gün yazmış ve ‘Bu maddeleri sağlıklı beyinler değil ancak ruh hastaları isteyebilir. Asla kabul edilemez’ demiştim.
KAPATILMALARI GEREKİR!
Daha sonra bu Prof.lardan, Adalet Bakanlığı Müşaviri olan Doğan Soyaslan rahmetli Duygu Asena’nın da bulunduğu bir grup kadın gazeteci ve avukatla TV’de yaptığı tartışmada “Çekilin kadınların önünden, tecavüzcüleriyle evlensinler” deyince dayanamayarak şöyle yazmıştım; ‘Bu maddeleri yazanların hasta olduğunu düşünmüştüm ama artık toplum için çok tehlikeli olduklarına ve kapatılmaları gerektiğine inanıyorum.’
İki profesör hakkımda toplam 150 milyar liralık çok sayıda dava açtılar. Her ne kadar daha sonra bu davaları kaybettiğim yönünde haberleri avukatları aracılığıyla internet sitelerine filân koydurdularsa da, yıllarca süren ve her duruşmada halktan ve sivil toplum kuruluşlarından yüzlerce kişinin Adliye koridorlarını doldurduğu, beni 10’a yakın kadın hukukçunun gönüllü olarak savunduğu davaların çoğunu kaybettiler.
Her biri sadece bir tanesini kazanabildi, faizleriyle birlikte 15 milyar tutarında bir parayı Sulhi Dönmezer’e (ki kendisi birçok hakimin, avukatın hocasıdır) ödedim ve dosyayı AİHM’ye gönderdim.
HANGİ ÇILGIN??
Doğan Soyaslan ise yapmaması gereken bir şeyi daha yapmış ve dava dosyasına, aynı zamanda bir üniversitede hocalık yapmasına rağmen görevini (hakimleri etkileyeceğini bilerek, nasıl etkilemesin ki kendilerini anında ücra bir köşede bulabilirler) Adalet Bakanlığı Danışmanı olarak yazmıştı.
Buna rağmen o da tek bir dava kazanabildi. Yargıtay (genelde kadınlar aleyhinde kararların daha çok çıktığı Yargıtay) kararı bu yönde verdi. Şimdi üç yıldan fazla zamandır sürmesi benim suçummuş gibi 8 milyar cezaya faiziyle birlikte 20 milyara yakın bir para maaşımdan kesilecek.
Kesile kesile elime birşey kalmıyor ama neyi değiştirir ki? Ben yine yazmam gerekeni yazmaya devam edeceğim (Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım!)
Yeter artık bu ülkede kadınlara yapılan haksızlık! Bizlerin o tepkileri sayesinde bu ‘Prof’ların “Tek bir noktasına dokunamazsınız” dedikleri tasarının tüm noktaları değiştirildi.
Helâl olsun diyorum... Hem büyük emeği geçen, bu yasaların mimarı sayılan kadın hukukçularımıza (onları bir kez daha saygıyla selâmlıyorum), hem de benim gibi kalemiyle elinden geleni yapanlara.
Bugün olsa tıpatıp aynı tepkiyi gösterirdim. Bir 10 yıl daha maaş alamayacağımı bilsem de!
(NOT: Doğan Soyaslan dosyası da AİHM’ye gönderiliyor. Bu, alın teriyle kazanılmış ama haksızlıkla elimden alınan paraları onlara bırakmayacağım.)
Korkunç bir film!
Hatta ‘hayatımda gördüğüm en dehşet verici film’ diyebilirim. İngiltere’de bir kuduz salgınını konu alan 28. Hafta’ya bilet alırken filmin afişi nedeniyle şüphelerim vardı. Gişede oturan görevlilere nasıl bir film olduğunu sordum, çünkü kötü ve içinde aşırı şiddet sahneleri olan bir filmi asla tamamlayamam.
En fazla yarısına kadar bekleyebilirim... Bu “salgın hastalık”la neyin kastedildiğini onlara bir türlü söyletemedim. İlk 20 dakika zorla sabrettik ve nihayet dayanılmaz sahnelerin birinde arkamıza bakmadan kaçtık.
Korku filmi değil, tahammülleri aşan, neden çekildiği anlaşılmayan bir gerilim ve vahşet filmi... Midenize ve yüreğinize çok güveniyorsanız gidin. Yoksa unutun, paranıza ve zamanınıza yazık!

