Bin “dirilmiş” kıtalar!

Dün “Her Açıdan”ı bitirir bitirmez Çağlayan Mitingi’ne gittim

Haberin Devamı

Dün “Her Açıdan”ı bitirir bitirmez Çağlayan Mitingi’ne gittim. 1982 Anayasa’sını hazırlayan komisyonun üyesi ve sözcüsü Prof. Şener Akyol, CHP Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek, Anavatan Partisi MKYK üyesi/eski Adalet Bakanı Oltan Sungurlu ve Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’ın katıldığı tartışma programı 13.30’a doğru bittiği için yetişememekten korkuyordum.

Ahmet Hakan “Yetişiriz, gidelim” dedi. Mustafa Özyürek “Benim aracımla polis barikatlarını geçeriz, sizi götürürüm” dedi, ben de “Haydi o zaman, neden hâla duruyoruz” dedim.

Aslına bakarsanız yola çıkarken içten içe bir endişe de duymuyor değildim; Hakan’ın zaman zaman AKP Hükümeti’ne ve Başbakan Erdoğan’a destek verir nitelikteki yazıları, mitingdeki kalabalığın da genelde AKP iktidarına ve eylemlerine tepki içinde olduğunu biliyor olmam benzer bir tepkinin ona da gösterilebileceği korkusunu hissettiriyordu bana...

Ama yanıldığımı gördüm. Yaşamın her anı bir yeni deneyim getiriyor. Korktuğumun tam aksine tanıyanların çoğu ona büyük bir ilgi gösterdiler. Bu da bana demokrat çizgisini özenle korumayı başaran ve tabii mesleğinde de başarılı bir yazara, kendileriyle birçok görüşü farklı olsa da yine demokrasiye sözde değil özde bağlı insanların katıksız bir saygıyla yaklaşacağını anlattı.

Ankara’daki gibi temiz, pırıl pırıl ve gayet ölçülü bir tepki ortaya koyan binlerce kişinin arasında uzunca bir süre yürüdük.

Çağlayan’a gelen tüm yollar ve meydan iğne atsanız yere düşmeyecek şekilde doluydu. O mitingde de bulunduğum için karşılaştırmayı daha iyi yapabiliyorum; gördüğüm kadarıyla Ankara’dakinden farksız bir kalabalık, coşkulu bir katılım vardı. Çocuklu aileler, genç, yaşlı, kadın, erkek tek ses olmuş dev kitleler... Ellerinde salladıkları kırmızı bayraklarla rüzgârda dalgalanan bir gelincik tarlasına dönmüş koca bir meydan...

Belki tek fark Anıtkabir’de, Ata’nın huzurunda şahlanan duygularla ortaya çıkan Kurtuluş Savaşı psikolojisiydi.

Yine oradaki sloganların aynısı yükseliyordu:

“Türkiye laiktir, laik kalacak”

“Çankaya yolları şeriata kapalı”

“Mustafa Kemal’in askerleriyiz”

“Hükümet istifa”...


Bu arada gördüğüm bir pankart bana çok yaratıcı geldi; aynı anda Ahmet Hakan’ın da dikkatini çektiğini gördüm:

“Bin ‘dirilmiş’ kıtalar”

Milletin nasıl her cümleye dikkat ettiğini, tepkilerini küçümseyen yöneticilere ne kadar kızdığını, oluşan öfkenin onları nasıl kenetlediğini ve “dirilmiş kıtalar”a dönüştürdüğünü artık fark etmek gerekiyor.

MAĞDURİYET YOK!
“Artık” diyorum, çünkü gerginliğin son noktasındayız. En önemli sivil toplum kuruluşlarının, en önemli cumhuriyet kurumlarının, sokaklara dökülen yüzbinlerin sesine, uyarısına kulak tıkayanlar ülkeyi büyük bir krizin eşiğine getirdiler.

Bugün ordunun siyasete müdahale etmesinden rahatsızlık duyabiliriz ama şunu biliyoruz ki orduyla aynı endişeleri taşıyan vatandaşların sayısı küçümsenmeyecek kadar fazladır.

Ve bu kez halk Cumhuriyet tarihinin en görkemli, en demokratik tepkisini vermekte, “hâlâ inat ederseniz biz buradayız” demektir.

Ortada iktidara ait bir mağduriyet yoktur, zira bu noktaya adım adım, bilinçli uygulama, söylem, inat ve her türlü anti-demokratik, totaliter dayatmalarla, uzlaşmadan kaçarak kendileri gelmişlerdir. Şimdi “Birileri Hükümetle Genelkurmay’ı karşı karşıya getirmek istiyor, bunları boşa çıkaralım” diyorlar.

O “birileri” kendilerinden başkası değildir. Bunu “boşa çıkarmak” ise yine kendilerine kalmıştır.

“Siyasi afetin sonu hüsrandır, sosyal dokumuzu yaralamak isteyenleri millet ve tarih affetmez” diyorlar. Millet ve tarih önce bu hüsrana neden olanları affetmeyecektir.

Hükümet bu kutuplaşmayı, inatlaşmayı derhal durdurmadığı taktirde sorumluluk yalnızca ona ait olacak.

Gerisi lâfı güzaftır.

Kadınları korkutamadılar!
Hepsinin başında kadınların bulunduğu 9 sivil toplum kuruluşu hazırladı Çağlayan Mitingi’ni...

Onlar öncülük ettiler ve laik rejime yönelik girişimlerden rahatsızlık duyan on binler bu kez İstanbul’da sokaklara döküldü.

Hem de günler öncesinden başlayan bomba tehditlerine rağmen... Bırakın kendi canlarını düşünmeden, her tehlikeyi göze alarak koşmalarını, çoğu çocuklarını yanlarında veya omuzlarında taşıyarak...

Benim “Acaba bu tehditler etkili olabilir mi” diye düşündüğüm anlar oldu ama hayır, ne yüzbinlerce insan ve ne de o 9 kadın en ufak bir tereddüt duymadılar.

Hepsinin kararlılığını, cesaretini ve sivil toplum tepkilerini ayakta alkışlıyorum. Bu mitingler bize bir kez daha Atatürk’ün kurduğu özgür Türkiye’nin sonsuza kadar yaşatılacağını gösterdi.

Laik demokrasimizden rahatsızlık duyanlara da “ona el uzatılamayacağını” en net şekilde anlattı. Az şey mi bu?

DİĞER YENİ YAZILAR