Bilirkişi raporunu basına kim verdi

Haberin Devamı

Dün Her Açıdan’da; İstanbul Üniversitesi İdare ve Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ülkü Azrak’ın, talebesi olan TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’yla ilgili olarak yaptığı konuşma üzerine Kuzu telefonla programa bağlanmak istedi.

Daha önce yaptığı “Dokunulmazlıkları kaldırmıyoruz, çünkü yargıya güvenmiyoruz” sözleri bütün medyada yer almış olmasına rağmen Azrak’ın söylediklerini düzeltmeye çalıştı, Türkiye’yle birlikte dinledik. Ama arkasından, bir Anayasa Komisyonu Başkanı’nın da hocası olacak deneyime sahip konukların yer aldığı ve bu seçime büyük özen gösteren Her Açıdan’la birlikte o konuklara da hakaret anlamına gelecek sözler sarfedince ve medya özgürlüğüne açıkça saldırıda bulununca milyonlarca televizyon izleyicisinin önünde kendini komik duruma düşürdü.

Bu konuşmadan hemen sonra programa gelen yüzlerce izleyici mektubunda da ona öfke, bana ve Her Açıdan’a ise teşekkür vardı. Gelen tüm mektupları dikkatle saklıyorum çünkü gerektiğinde sergileyip herkesin görmesini sağlamak isterim. İzleyicilerimize gösterdikleri ilgi ve güvenden dolayı teşekkür ediyorum.

KILIÇDAROĞLU’NUN AÇIKLAMASI

Aynı programda CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk kez açıkladığı yolsuzluk olayı ve AKP’li KİT üyesi (Kamu İktisadi Teşebbüsleri) Hüsnü Ordu’yla ilgili çok ciddi “yargıya baskı” iddiası önemliydi ki haber kanalları daha program sırasında sitelerine alıp yayınlamaya başladılar. Siyasetçilerin hakimlere, savcılara yaptığı baskı, kararlarını etkileme çabası son yıllarda Türkiye’nin karşılaştığı en ciddi olaylardan biri ve duyurulması, önlenmesi gerekiyor. Bu olayda da mahkeme yolsuzluk yapanları mahkum etmiş, 10 ay hapis cezası vermiş. Hüsnü Ordu ise Tavşanlı Cumhuriyet Başsavcısı’na 3 sayfalık dilekçe yazarak “Ben baktım, burada yolsuzluk yok gereğini yapın” demiş. Yargıç daha sonra “Cumhuriyet savcısının yargıyı yönlendirmeye çalıştığını” bildirmiş.

Olayların vehametine bakar mısınız? Erzincan olaylarındaki cemaat soruşturmasında AKP’li bir bakan tarafından yapılan siyasi baskıların benzeriyle her an bir başka yerde karşılaşmak mümkün. Şimdi mesela bu durumda Hüsnü Ordu’nun “sırf dokunulmazlığı var diye” hesap vermemesi olacak iş midir?

İngiltere’de hakimler yolsuzluk durumunda hemen milletvekillerine “Sizin dokunulmazlığınız şahsi suçlarınızı kapsamaz” diyor da Türkiye’de neden diyemiyor? Sonra da “dokunulmazlığın kaldırılması için” AİHM’ye giden muhalefet milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılmasın diye iktidar partisi orada faaliyet gösteriyor. Ve demokrasiden, eşitlikten söz ediliyor. Kabul edilir gibi değil.

DEMOKRASİ HERKESE LAZIM

Ve tabii Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un röportajda yaptığı açıklamalar arasında çok aydınlatıcı bilgiler var. Bunların başında Askeri Savcılık Bilirkişisi’nin yaptığı “Elimizdeki belgeler gerçekse Balyoz, bir darbe planıdır, seminer değil” şeklindeki (gazetelere geçen) açıklamanın, hemen ertesi günü Askeri Savcılık tarafından yapılan “Askeri Savcılıkta soruşturma halen devam ediyor (...) Bilirkişi; bu konudaki raporunu söz konusu CD’lerde belirtilen belgenin gerçek olduğu faraziyesine dayandırarak hazırlamıştır. Bu husus bilirkişi raporunun 3’üncü maddesinde de açıkça bellirtilmiştir” açıklaması geliyor.

Gerçeklerin ne olduğu (eğer rahat bırakılırsa, yukarıdaki baskıların benzeri yapılmazsa, tarafsız/ dürüst/ cesur hakimlere rastlarsa) yargıda ortaya çıkar, herkes de saygı gösterir. Ama daha soruşturma sürerken tek kişilik ve yanlış şekilde yazılmış bilirkişi raporuna bakarak bazı gazete ve TV’lerde köşe yazarlarının meslektaşları veya hukukçulara baskı uygulaması, sanki yargı karar vermeden iddialara inanmak şartmış hatta görevmiş gibi “İşte Askeri Savcılık ‘darbedir’dedi, şimdi ne diyeceksiniz bakalım” diye hesap sorması içler acısı bir durum değil midir?

GİZLİLİĞİ İHLAL SUÇU

Şimdi “hesap sorulanlar”ın da yargı sürecini beklemeden “Bilirkişi raporu hatalı verilmiş, ne söyleyeceksiniz bakalım” mı demesi gerekiyor?

Demokrasinin, hukukun herkese lâzım olacağı, bugüne kadar iktidarı destekleyen yazarların “Ermeni işçilerin sınırdışı edilmesi” konusunda Başbakan’la giriştikleri polemiğe ve karşılıklı suçlamalara bakınca açıkça görülüyor.Onun için saygılı olmak lazım. Hatalı bilirkişi raporunu duyduğu dakikada üstüne atlayarak başka yazarların yazılarını alıp köşesinde yayınlayacak kadar baskıcı ve saygısızlara ise söylenecek şey yok.

Deneyimli hukukçu Prof. Dr. Ülkü Azrak ise bilirkişi raporu konusunda bana “Genelkurmay Başkanı’na sormadınız mı; Askeri bilirkişi raporu basına nasıl yansıdı, kim verdi” diye sordu.

Bilirkişinin yaptığının “Soruşturma gizliliğini ihlâl” olduğunu, Askeri Savcılığın yanlış kişiye yetki vermiş olduğunu söyledi.Daha ne söylesin?.. Burada kim “gerekeni yapın” diyecek?

DİĞER YENİ YAZILAR