Bilim adamları da sussun mu?

Haberin Devamı

Her gün değil, neredeyse her saat başı Başbakan’dan yeni bir konuşma, yeni bir açıklama geldiği için yorumlamaya yetişmek zor.

Birkaç gün önce Türkiye’nin en tanınmış tarihçilerinden olan Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın “Her şehre bir üniversite kurulmasını, böylece iyi yetişmemiş, ehil olmayan kişilerin meslek sahibi olmasını” eleştirdiği konuşmasına kızmış ve ona “önünde Prof. yazısı olan zevat” demişti. (Bunu yapacağını sanmam ama acaba İlber Ortaylı ona “önünde Başbakan yazısı olan zevat” dese ne hisseder?)

Daha sonra bu konu kendisine sorulduğunda ise “İlber Hocam benim saygı duyduğum bir hocamdır. Topkapı’daki göreve de onu ben getirdim” dedi.

“Basına yansıyacağına direkt bize söyleseydi, biz gençlerin illerden göçünü engellemek için, o illerin sorunlarını çözmek için üniversite açıyoruz” dedi.

Saraylar veya müzelerle ilgili kararları TBMM Başkanlığı veya Kültür Bakanlığı vermez mi? Topkapı Müzesi’ni yönetecek tarihçiye de Başbakan mı karar veriyor?

“Topkapı Müzesi Başbakanlığa bağlı” deseler bile bu seçimi de mutlaka bizzat Başbakan’ın mı yapması gerekiyor?

Yaptığı bir konuşmada üniversiteler konusuna değinmek, kendisi de bir hoca olan Prof. Ortaylı’nın en doğal hakkı değilmidir? Bir bilim adamının görüşlerini önce hükümete açıklamak gibi bir mecburiyeti mi olmalıdır? Kaldı ki, üniversite mezunlarının “İşsiziz, diplomayı niye aldık ki”, üniversite öğrencilerinin ise “Mezunlar iş bulamıyor, bizim diplomamız ne işe yarayacak ki” diye inlediği bir ülkede bırakın her ili, her köye bir üniversite açsanız neye yarar? Önce bunun açıklanması lâzım. (Ama bu sorular sorulmuyor!)

“Her aileye en az 3 çocuk” demek yetmez, önceden o çocukları nasıl doyuracağınızı düşünmek lâzım.

*****


Bu vahşet niye Türkiye’de?

Haberi okurken arka arkaya “Allah kahretsin, Allah kahretsin” diye tekrarlayıp durduğumu sonunda fark ettim. İstanbul Üsküdar’da yoğun trafikten kaçmak için güzergâhını değiştiren minibüsün ezerek öldürdüğü 16 yaşındaki Ömer Ersöz’ün annesinin, neredeyse elindeki “evladının kanlı gömleği” nden daha kanlı gözyaşlarını görebiliyordunuz. “Yavrum, sensiz ne yaparız biz. Katil, katilsin sen” feryatlarını ta yüreğinizde duyabiliyordunuz.

Aynı feryatları, sırf iki müşteri fazla kapmak için pırıl pırıl bir gence kıyan, bir ailenin ocağını söndüren katil yerine öğrencinin suçlu olduğunu ve suçlunun da büyük ihtimalle cezasız kurtulduğunu öğrendikleri gün de dökecek bu bağrı yanık anne...

O ve ailesi yaşam boyu bu acıyla yanacak ama katil şoför birkaç ay sonra yine aynı güzergâhta son sürat müşteri avında olacak.

Daha kısa süre önce İstanbul Ortaköy’de bir başka minibüs kaldırıma çıkarak yürümekte olan Galatasaray Üniversitesi öğrencisini öldürmüştü.

Merak ediyorum, şu anda içerde mi, yoksa aynı yolda cadde-kaldırım demeden direksiyon mu sallıyor...

İşte Türkiye’de adaletin olmaması, yasaların doğru uygulanmaması, suçlu cezalandırılacağına (bu katiller en az 20-30 yıl hapis cezası alacağına) mağdurların bir kez daha acımasızca mağdur edilmesi toplum vicdanını her gün daha çok kanatıyor.

Ve bakıyorsunuz hiçbir

siyasetçinin bu vahşetten söz edecek, buna ağlayacak ve çözüm arayacak vakti yok. Her şeye ağlıyorlar, nedense gencecik insanların kurban edilmesine ağlamıyorlar.

Münevver cinayeti de dahil bu vahşetlere ceza indirimi yapanlar

suça ve bundan sonra işlenecek (trafik ve diğer cinayetlere)

ortaktırlar, iyi bilsinler. Hiçbir medeni ülkede cinayete, tecavüze; tahrik, iyihal vs. indirimi yapılmaz, onun için de böyle olaylar duyulmaz.

Ne hakla katillere ceza indirimi yaptıklarını halka açıklasınlar.

Yeter artık!

*****


Küçücük çocuğa acıma yok!

Antalya 12’nci Ağır Ceza Mahkemesi, iki yıl önce öldürülen okul arkadaşlarının katil zanlısını aynalı camdan teşhis eden ikiz kız kardeşleri sanıkla yüzleşme için duruşmaya çağırmış.

Çocuklar korkuyor, babaları “ağır travma geçirdiler, can güvenlikleri ve ruh sağlıkları açısından bu sakıncalı” diyor. Ama hayır, hukukçuların da “Hukuk çocukları korumalı, teknolojiden yararlanılabilir, yüzleşmeye gerek yok” demesine rağmen mahkeme kararlı; “çocuklar katille karşılaşacak”!

Bu nedir yahu? Teröriste saygı gösteren ve affeden, en vahşi katillerin cezasını 3-5 yıla indirecek kadar suçluya alicenap davranan Türk adaleti hukuku bir tek bu çocuklarda mı hatırlıyor?

Pedagoglar, psikologlar ortaya çıkmalı, sivil toplum kuruluşları (hâlâ var iseler) tepkilerini göstermeli ve bu mahkeme durdurulmalı.

Kadın ve Aile Bakanı, kadın milletvekilleri bu haberleri hiç okumazlar mı? Yoksa derin uykularından uyanmaya hiç niyetleri yok mu?

DİĞER YENİ YAZILAR