Bıkmak yok, madem başlattılar tartışacağız

Haberin Devamı

Dün Bayan Gül’ün kıyafeti ve makyajı ile ilgili olan yazıma okurlarımızdan sayamayacağım kadar çok mail ve yorum geldi.

Ben ‘Kur’an’a uyuyor mu’ sorularını sormuştum, onlar da ya açıklama yapmışlar, ya teşekkür etmiş veya bozulmuşlar. Ya da kendileri bana yeni sorular sormuşlar. Hepsine teşekkür ediyorum. Yerimiz yetmeyeceği için ancak birkaç tanesini alacağım ama önce şunu söyleyeyim; ben Hayrünnisa Gül’ün kıyafetini eleştirmiyorum, aksine gayet hoş bir etek-ceket takım olduğunu söyledim. Yaptığım sadece bu tarz bir kıyafetin, makyajın Kur’an’a uyup uymadığını incelemek ve onda hızlı bir değişim olduğunu söylemekti.

Aynen Malezya’da İslâm partisi lideri Nik Abdülaziz’in “kamusal alanda seksi kıyafet giyen kadınlar yüzünden namaza odaklanamadıklarını” açıklaması gibi... Günlerce inceleyebilirsiniz bu sözleri.

Adam ılımlıdan radikal İslâm’a kayan ülkesinde tüm kadınları çarşafa sokmak istiyor, bunun için suçu da kadınlara atıyor. Oysa dini ona “gözünü haramdan sakınmasını”, “harama bakmamasını” söylemiş. Hiç şüphe yok ki “seksi kıyafet” dediği de çarşaf dışındaki tüm kıyafetlerdir. Buyrun inceleyin bakalım.

Şimdi gelelim yorumlarımıza... “Nesrin O.” isimli okurumuz soruyor: “Ya siz, Hayrünnisa Hanım’a yönelttiğiniz sorulardan muaf mısınız? Siz neden Nur Suresi, Ahzap Suresi’ne uyup farz kılınan şekilde yaşamıyorsunuz?”

Burada söz konusu olan şey Cumhurbaşkanı eşi olan, toplumun bildiği bir isim örneğiyle genel bir tartışma, inceleme yapmaktır ki daha önce “Kısa kollu, blucinli tesettür” başlığıyla bir tartışmayı da başka kişilerle bağlantılı olarak yapmıştım.

KİM BAŞLATTI?

Son yıllarda tesettürün tek başına kadını “daha dindar, daha ahlaklı, daha namuslu yaptığı” aralarında gazeteci, siyasetçi, öğretim görevlisi olan gruplar tarafından haksız ve yanlış olarak sık sık söylendi, yazıldı, çizildi. O zaman tesettürlü, türbanlı olmayan her kadının bu konuları irdeleme hakkı vardır. Daracık kıyafetler, kısa kollar üzerine başörtüsünün Kur’an’a uyup uymadığını tartışma hakkı vardır.

“Ben bu sorulardan muaf mıyım”?.. Hayır, hiç değilim. Nitekim yazıda “Sadece Nur Suresi’ne uyan ama Ahzap’da belirtilen dış giysi örtü’yü kullanmayanla, başında da vücudunda da “örtü” kullanmayan arasında ne fark var” sorusunu da sormuştum. Özellikle “ben”den söz edecek olursak (daha önce anlatmıştım tekrarlayayım) Kur’an’da başın, saçın örtülmesi ile ilgili bir emir olmadığına, Ahzap 59’un ise o günün şartlarında (ve tek kıyafet çarşaf şeklinde örtü iken) cariyelerle aile kadınlarının ayrılması, böylece erkekler tarafından tacize uğramamaları için yine emir değil tavsiye şeklinde indiğine inanıyorum.

ŞEHİT ANALARI DA...

Yani bende bir çelişki yok. Benim anladığıma göre Müslüman kadın türban, çarşaf olmadan da dinine uygun yaşayabilir.

Bazı okurlar tutturuyorlar “şehit anaları da başörtülü” diye... Anadolu köylerinde, kasabalarında birçok kadın da başörtüsünü kolaylığı, (her seferinde saç taramaktan kurtarması), sıcaktan/soğuktan koruması için veya geleneksel olarak böyle geldiği için takıyor. “Aman takmazsam dinden çıkarım” diye değil.

Halil Ata Aşçı “Kadının ziynet yeri 7. yüzyılın kölesi Arap anlayışında başkadır, 21. yüzyılın özgür dünyasında başka” derken Ahmet Nevzat Doğru “1400 yıl önceki kıyafet diyemezsiniz dinimiz tüm zamanlarda geçerlidir” diyor. Hepimiz incelediğimize göre, ben de diyorum ki Kur’an’da “ziynet yeri” değil “ziynet” diyor. Ziynet yeri olsaydı, aile içinde bile olsa eşinden başkasına gösterebilirsin demezdi herhalde...

Nevzat Doğru’nun ise bu durumda “İran usulü çarşaf”ı savunuyor olması lazım.

Kur’an’daki ifade ona uyuyor.

Yarın devam edeceğiz



***




Sizin çocuğunuz Şırnak’ta olsaydı!!

Bazı yazarlarda bir gayret bir gayret: Ordu Kuzey Irak’a girerse başarı gösterse bile halimizin çok kötü olacağını, felaketten felakete sürükleneceğimizi söylüyorlar.

Acaba şu anda Hakkari sınırında, Şırnak’ta, Cizre’de, Cudi’de, Dağlıca’da askerlik yapan evlatları olsa aynı şeyleri yazarlar mıydı ?

Gerçekten o zaman aynı şartlarda ne yazarlardı çok merak ediyorum. Bu kadar yerden göğe haklı olduğumuz bir konuda hâlâ “Girmeyelim, boş verelim, rahatımız kaçmasın” diyebilirler miydi? Ateş onların evini yakacak olsa susup bekleyebilirler miydi?

Karşımızda Bush-Barzani-Talabani-PKK’dan oluşan 4 dansöz (hatta Rice’ı, Türkiye içindeki dansözleri de katsanız çok daha fazla) evirip çevirip kıvırıp duruyor.

Bu kadar aydır bekliyoruz, sözüne güvenilir tek muhatap çıkmıyor. Bakalım Rice ve Bush bizi karakış bastırana kadar nasıl oyalayacaklar?

Enteresan bir şey Talabani “Tek Kürt kedi bile vermem” deyince sessiz kalan bu yazarlar, ona Türkiye’den cevap çıkarsa hemen tenkit ediyorlar.

Enteresan bir şey daha, bu arkadaşlara göre de PKK Kürtlerin temsilcisi... Yani utanmasalar onlar da “gerilla” veya “Kürt asisi” diyecekler.

İyi ama çözüm ne? Her şeyi biliyor ama bunu açıkça söylemiyorlar.

Söylerlerse DTP’nin, sonunda “Türkiye Kürdistanı” isteğine varacak olan “özerk bölge” talebinden farksız olduğu görülecek diye mi bilmem.

DİĞER YENİ YAZILAR