Kendisinin ve çocuklarının geleceğine önem veren, dikkatle izleyen, bu nedenle de huzursuz günler geçiren kesimden mektup yağıyor.
Sessizce izlemenin ve ellerinden bir şey gelmediğini hissetmenin ızdırabını yansıtıyor bu mektuplar... Vatandaşların, Anayasa’nın “sivilleştiriliyor” açıklamasıyla istenen şartlara getirilmesinin Türkiye’yi çıkmaza, geri dönüşü olmayan bir yola sokmasından duydukları korkuyu, rahatsızlığı anlatıyor.
AB ülkelerinde hâlâ devam eden “Türkiye’yi nasıl kendi istediğimiz ılımlı, şiddetsiz İslâmi rejime getirebiliriz, bunu nasıl destekleyebiliriz” çabasının Türkiye’nin kendi içindeki gelişmelere paralel yürüdüğünü görmelerinin de bu korkuda etkisi vardır sanıyorum.
İnsanlar böyle endişe içindeyken ve bazı Anayasa maddelerinin kararı “sadece Başbakan’a” bırakılmışken bir yandan örneğin AKP Milletvekili Hüsrev Kutlu gibi isimlerin veya bazı yazarların çıkıp “Anayasa yeteri kadar sivil olmayacak” demeleri de ayrı bir konu...
Neden olmayacak? Kendi istediğiniz, seçtiğiniz sivil kişilere, sivil sivil istediğiniz maddeleri hazırlatıyor, sizi geçen dönemde rahatsız etmiş, yani denetlemeye çalışmış tüm kişi ve kurumları ya devre dışı bırakıyor veya üyelerinin çoğunu kendiniz seçerek emrinize alıyorsunuz.
Şu ana kadar duyulan kadarıyla bile toplum yaşamının rotasını elinize alacak değişiklikleri de yapacağınız görülüyor. O zaman mesele nedir?
Hüsrev Kutlu’ya göre mesele “Sapanca’da çalışan üyelerin her maddede ‘Asker ne der’ diye düşünmesi” imiş.
Çok enteresan doğrusu... Beyler, neyse ki askerin sesi çıkmıyor artık, lütfen çıkmasın da... Ama bu ülkede askerden önce yapacaklarınıza itiraz edecek vatandaşlar var. Onların topunu ikna etmiş filân değilsiniz. Göç de etmediler henüz...
“Ülkesini seven, kendisine emanet edilmiş cumhuriyeti takdir eden, değerlerini, rejimini korumak isteyen insanlar, kurumlar, bilim adamları ne der” diye düşünsenize önce.
Tutturmuşsunuz “asker de asker” diye, AB ile ABD’nin aynı ağzı kullanmasının da desteğiyle yürüyorsunuz.
“Big Brother”ın yanında başka izleyenleriniz var unutmayın!
Köksal Toptan’ı dinleyin!
Meclis Başkanı Köksal Toptan’ın “Aslında anayasayı 150 kişilik bir kurucu meclis hazırlasa daha iyi olurdu” dediğini de öğrendik.
Düşünün Köksal Toptan da AKP’li bir hukukçu... Daha önce Adalet Komisyonu Başkanlığı yapmış... Ve kapalı kapılar ardında hazırlanıp içine iktidar partisini “denetimsiz, bütün kurumları ve muhalefeti ortadan kaldıran tek güç” haline getirecek, rejimi ve toplum huzurunu sıkıntıya sokacak çok sayıda maddenin yerleşeceği bir “sipariş anayasa”ya karşı çıkıyor.
Her şeyden önce toplumu temsil etmeyen bir grubun hazırlayacağı anayasaya demokrasi ve hukuk adına karşı çıkıyor.
Hatırlayacaksınız, daha iki gün önce anayasayı “sivil bir kurucu meclis”in hazırlayabileceğini, doğrusunun bu olduğunu ben de yazmıştım. Kurucu meclis deyince de hemen “asker”i hatırlayan meslektaşlarımız ile aynı yazısı içinde hem hükümete yaranmaya hem de gelmekte olan tehlikeden duyduğu rahatsızlığı anlatmaya çalışan, ülke yine çukura düştüğünde yazdıklarının kendisine hatırlatacağından ya da pişman olacağından korkanlar bugüne kadar dürüstçe ve açıkça “Parti anayasası kabul edilemez” deselerdi adımlar bu kadar fütursuz atılamazdı.
AKP’nin hazırladığı şekilde bir Anayasa değişikliğinin benzerini (ve tabii benzer ülke koşulları altında) demokrasiyi özümsemiş ülkelerin hiçbirinde göremezsiniz.
Köksal Toptan 150 kişilik kurucu meclisin nasıl oluşması gerektiğini de çok iyi biliyor. Ona kulak vermemek büyük hata olacak.
Not1: Prof. Zekeriya Beyaz’ın satılması engellenen “İslâm ve Giyim Kuşam” isimli kitabını nasıl bulacağını soran çok oldu. Almak isteyenler 212- 610 30 29 numaradan Sayın Beyaz’a ulaşabilirler.
Not2: Dün yazdığım “Dekolte kıyafetle dua” başlıklı yazımı okurlarımız çok beğenmişler, teşekkür ediyorum. Bir kısa açıklama... Aynı konuda gazete haberi de çıktı ama belirtilmese de bu kez haber benim yazımdan alınmıştı. Yani ben gerçekten izlerken düştüğüm hayret üzerine ve o anda içten duygularla yazdım. Bilmenizi isterim.

