Bu ülkede bazıları çok fazla konuşuyor ve kendilerinden başka herkese çatarak, kendilerinden başka hiçkimseye yararı olmayacak şeyler söylüyorlar, bazıları ise konuşmaları gereken yerde nedense (!) susuyor ve hiç konuşmuyorlar.
Mehmet Yılmaz Pazartesi günü köşesinde Prof. Dr. Zekeriya Beyaz’ın “İslâm ve Giyim Kuşam” isimli kitabından söz ediyor ve şöyle diyordu: “Ülkemizde sayısını bilmediğimiz kadar çok sayıda İlahiyat Fakültesi var. Kimse de ortaya çıkıp ‘Hayır, siz yanlış tercüme ediyorsunuz, bu kelime şu anlama gelir, şu kelimenin o tarihteki manası buydu’ demiyor, ya da diyemiyor.
İki olasılık geliyor aklıma: Ya İlahiyat Fakülteleri’nin konuyla ilgili bilim adamlarının bilgileri böyle bir konuyu tartışmaya yetmiyor. Ya da ince ile Beyaz’ın yazdıkları doğru, bunu kabul etmeye dilleri varmıyor.”
Yazısını “Diyanet’te ya da İlahiyat Fakülteleri’nde bu sorulara bilimsel yanıt verecek kimse yok mu” sorusuyla bitirmişti.
İşte benim sorduğum da aynen Mehmet Yılmaz’ın sorduğu soruydu. Bunu Diyanet İşleri Başkanı’na da sormuştum ama hepinizin bildiği gibi o “gelenek, prensip” gibi sözcükleri kullanıyor ve emir ifadesini, saçla başla ilgili tanımları kelime kelime açıklamaya yanaşmıyor.
Oysa her ayet kolayca anlaşılırken bu ayet anlaşılamıyorsa, farklı yorumlar yapılıyorsa Yılmaz’ın dediği gibi dini bilimsel olarak inceleyenlerin net bir yorum yapılmasına hiç değilse yardımcı olmaları, en azından iddiayı “açıklayarak doğrulamaları” gerekir ki “Biz ayette böyle bir farz göremiyoruz” diyenler de görebilsin.
Program izleyicilerinden gelen istek üzerine daha önce de arayarak davet ettiğim İlahiyat Profesörü Beyza Bilgin’i geçen hafta tekrar aradım. Din ve Kur’an konusundaki açıklamalarıyla tanınan önemli akademisyenlerden ve Türkiye’de din eğitimi dalında ilk profesör olan Bilgin önce yine televizyonda konuşmak istemediğini söyledi, ısrarım üzerine şu açıklamayı yaptı:
“Ben konuştuğum zaman üniversitedeki arkadaşlarım bile yapılmaması gereken bir şey yapmışım gibi tutum içine giriyorlar. Oysa onlar da her şeyi biliyor ama konuşmaya çekiniyor. Bilen herkes susuyorsa ben de artık konuşmuyorum. Siz gazeteciler araştırdınız yazdınız, peki diğerleri neden susuyor?”
Sanıyorum Beyza Bilgin’in bu konuşması Mehmet Yılmaz’ın aklına gelen olasılıkların cevabıdır.
Kimse konuşmak istemiyor ve “bir sebebi” var!
Ne kolaymış Türkiye’yi yönetmek; din konusuna girip toplumda düşman kutuplar yarattın mı, insanları “bunlar daha dindar-şunlar değil” diye bölüp gündemi sürekli aynı noktada ve gerilimde tuttun mu, bir de arada medyaya ve tüm kurumlara çaktın mı her şey unutuluyor.
Ayrıca alkış alması da kolay bir konu; örneğin Almanya’ya gittiğinde bir başbakan olarak sağduyu ile, vatandaşları bölmeden, seçim gecesi yaptığı konuşmayı unutmadan “Şöyle şöyle meseleler var ama uzlaşarak, anlaşarak, rejim endişelerini gidererek milletçe çözeceğiz inşallah” diyeceğine “Binlerce öğrencimiz engellemeler yüzünden ülkeyi terk ediyorlar. Beyin göçü yaşanıyor. Biz o engelleri kaldıracağız” diyor ve salon ayakta.
Çünkü konu yine türban, her türban ve o sanki birtakım düşmanlara karşı türbanlı öğrencileri koruyor... Kimse de kalkıp “kızlarınız okumak için ülkeyi terk etti de oğullarınız neden aynı yere gitti? Onlarında mı türbanı var” demiyor. Oysa bütün mesele üniversiteye kadar türbansız okumuş genç kızların birkaç yıl daha aynı şekilde devam edip etmemesiyle ilgili. Bunun dışında bir sorun yok. Herkes kendi alanında, yaşamın her alanında istediği gibi giyiniyor...
Gel gör ki bir hava yarattılar; sanki memlekette “türbanla dolaşılmıyor, hiçbir yere gidilemiyor, laikler başörtüsünden nefret ediyor”... muş gibi.
GOL ATMA SİYASETİ
Başbakan Almanya’da ve her yerde bunu yapıp yine kutuplara bölünce kendi kutbundan bol alkışı (ve oyu) garantiliyor tabii... Din en verimli siyasi malzeme... Denendi ve görüldü. İşte bu nedenle Erdoğan ve AKP’nin attığı adımlardan, yaptığı değişiklerden endişe duyan geniş bir kesim var, çünkü samimi, güven veren, tüm toplumu kucaklayan bir başbakan yerine hep “karşı kaleye gol atmaya, puan kazanmaya” çalışan, hep kendi dediğini ne pahasına olursa olsun yapmak isteyen biri var.
Buna bir de Milli Görüş kökeninden gelmesi ve daha önce ettiği laflar eklenince güven tümüyle yok oluyor ve her gelişmenin ardında doğal olarak bir başka neden aranıyor.
O zaman meselâ İran Cumhurbaşkanı Danışmanı Hüccetülislam’ın Türkiye’deki türban gelişmeleri için ellerini ovuşturarak söylediği “İslâm’ın tüm dünyaya yayıldığına ve Müslümanlar arası birliğin güçlendiğine şahit oluyoruz” sözü daha rahatsız edici bir hal alıyor.
Öyle böyle değil, bayağı rahatsız edici. Sanki tüm dünyada bir “cihat”ı çağrıştırır ve Türkiye’deki gelişmeleri de buna bağlar gibi!

