Dün çok başarılı bir çalışma yaşamı olan ve bir süre önce emekli olarak serbest avukatlığa başlayan bir hakimle konuştum.
Sohbetimiz esnasında ona çok merak ettiğim ve sık sık yazdığım bir konuyu sordum; hakimler neden ağır suçların karşılığı olan ağır cezaları veremiyorlar, korkuları ne?
İyi ki sormuşum, çünkü cevap hem çok önemli, hem de tahminlerimde yanılmadığımı gösteriyor. Öncelikle, bu köşede birkaç kez gündeme getirdiğim ‘hakim ve savcıların tayinlerinin hükümetlerin, yani dolasıyla siyasi partilerin elinde bulunmasının’ yarattığı durum etkili oluyormuş.
Suçlu tarafın bir siyasetçiye ulaşarak hakimlere baskı yapması son derece kolay...
Elbette burada bütün hakimler, her şeyi göze alarak doğru kararı veren yargı mensupları (ki bu konuşmayı yapan hakim de onlardan biriydi) kastedilmiyor ama çoğu kez bu baskının etkili olabileceğini tahmin etmek de güç değil.
Örneğin ben böyle bir baskının yapıldığını, “Adalet Bakanlığı”nın adının mahkemeye sunulacak dosyaya ünlü bir profesör tarafından konduğunu kendi davasında görmüş, yaşamış biriyim.
Düşünün ki hakimler bir tayin durumunda bütün düzenlerini değiştirip, çoluk çocuk bir başka şehre, bir başka bölgeye göç etmek durumunda kalıyorlar. İşte o zaman da dün haberini okuduğumuz “Nazan Dinar’ın kaçarak evlendiği genç eşi Rüstem’i başından dört kurşunla vurarak öldürten baba”lara ceza verilemiyor.
Onun için “Hakimler ve Savcılar Yasası”nın değişmesi, yargının bağımsız olması son derece büyük önem taşıyor.
Eğer eskiden olduğu gibi bir Yüksek Hakimler Kurulu olsa ve hakimler, savcılarla ilgili kararlar böyle bağımsız bir kurul tarafından verilse sorun çözülecek ama nedense AKP Hükümeti dokunulmazlıklar, Seçim Yasası ve Partiler Yasası konularına dokunmadığı gibi buna da dokunmuyor. Onun için de en vahşi cinayetlerin, en ağır suçların hafif cezalarla ödüllendirilmesi veya olayların üstünün tümüyle kapatılması sürüp gidiyor.
Hakimler zaten can güvenliklerinin olmayışı nedeniyle baskı yaşarken, bir de gelecek endişesinin baskısını hissediyor. Bu konunun uzatılmadan en kısa zamanda çözümlenmesi lazım.
Yeni inşa ettikleri; lisan laboratuvarlı, bilgisayar/spor/konferans salonlu, lüks restoranlı ve 24 milyon 480 bin YTL’ye çıkan ve meyilli insanları neredeyse suça teşvik eden cezaevlerine gelince...
Zaten cezaları doğru dürüst verilmeyen suçlulara bir de milletin cebinden çıkan trilyonlarla beşyıldızlı cezaevi hazırlayan devlet önce kitapsız okullarına baksın. Ben üç tanesinin adını veriyorum, onlardan binlercesi var, suçlulara ödül düşüneceklerine önce bu ülkeye yararlı olabilecek çocuklarını düşünsünler.
- Mersin-Anamur, Demirören - Alan Köyü İlköğretim Okulu
- Muğla-Köyceğiz, Pınar Köyü İlköğretim Okulu
- Kars-Kağızman, Şehit Refik Cesur YİBO.
Öğretmenleri “Yeter ki kitap olsun, eski/yeni farketmez” diye çırpınıyorlar.
Yazık değil mi onlara ve bu ülkenin kitapsız çocuklarına?
Cennette bir gün
Eğer kendimi (gazeteci Ruhat Mengi’yi) canlandırdığım “100. bölüm”den sonra yazsaydım yazımın başlığı böyle olacaktı. Cennet Mahallesi’nin, izlerken ‘Ne hoş bir ekip, kimbilir nasıl eğleniyorlardır çekimlerde’ diye düşündüğüm sanatçılarıyla bir çekime katılmış, birkaç saat geçirmiş ve onları tam da hayal ettiğim gibi bulmuştum.
Makyaj odasında bile espriler, kahkahalar birbirini izliyor, birlikte müthiş eğleniyor ama “kamera” dendiği anda sanki bir düğmeye basılmış gibi inanılmaz kusursuzlukta oynamaya başlıyor ve tek çekimde olayı bitiriyorlardı.
Dikkatli okuyucularım bilirler, çok zor etkilenir, çok zor beğenirim. En önemli tiyatro eserlerini çok küçük yaşta izlemeye başlamamın ve bir sinema/tiyatro/müzik tutkunu olmamın rolü vardır bunda... Tabii daha sonraki yıllarda dünya sineması ve tiyatrolarına olan ilgimin de...
Onları yakından izlemek Cennet Mahallesi’ne olan sevgimin, takdirlerimin yerinde olduğunu göstermişti bana. Başta Melek Baykal, Zeki Alasya, Erol Günaydın gibi isimler olmak üzere hepsi “çok iyi”ler.
Ve bence onların sayesinde gurur duyulacak kalitede, mükemmel bir komedi dizisi oldu bu... Hiç bozulmadan, aynı tempo, aynı başarıyla bugüne geldiler ve övgüyü fazlasıyla hak ediyorlar. Cennet Mahallesi yakında TİM’de müzikal olarak sahnelenecekmiş. Sabırsızlıkla bekliyorum.

