İtalya Başbakanı Berlusconi ile Türkiye Başbakanı Erdoğan arasında dostluk derecesinde sıkı ilişki var biliyorsunuz.
‘Bu kadar iyi anlaştıklarına göre belki siyasi görüş ve karakter benzerlikleri de vardır’ diye düşünürken aslında kurumlarla yaşadıkları olaylar arasında da büyük benzerlikler olduğu ortaya çıktı.
Berlusconi önce medyayla karşı karşıya geldi. Baskı yapmaya çalıştığı ve iş dünyasına “Bu gazeteye ilan vermeyin” dediği La Republica gazetesi ona dava açtı. Başbakan Erdoğan bir gazete için değil, bir grup gazete için “Bu gazeteleri okumayın” çağrısı yapmıştı. Ama Türkiye’de hiç kimsenin, hele de geleceği iktidarların eline bırakılmış gazetelerin İtalya’daki gibi “eşit ve özgür” davranması, hak araması mümkün mü?
Sonra dokunulmazlığı Anayasa Mahkemesi tarafından kaldırılarak yargılanmasına karar verildi. Şimdi hükümet Berlusconi’yi kurtarmak üzere yeni yasa tasarıları hazırlıyor. Onunla ilgili davaların bir kısmını “zaman aşımı”na uğratacak ve iptal edilen dokunulmazlığını geri getirecek çalışmalar bunlar.
Kısacası, her ne kadar bizdeki gibi “böyle durumlarda koro halinde yayına (!) başlayacak” bir büyük yandaş medya kesimi olmadığı için ülke çapında halk medyaya, Anayasa Mahkemesi’ne veya hangi kurum/kuruluş başbakanı rahatsız ediyorsa ona karşı kışkırtılamıyor, arkası gelmeyen yalanlar söylenemiyor. Bununla birlikte İtalya Başbakanı ile “yargı ve medya arasında” sorun olduğu ortada... Nihayet dün gazetede Berlusconi’nin Başbakanlık’ta kurmaylarına yaptığı konuşmada “Yargıda ideolojik yaklaşımlarla hareket edenler var. Hükümeti devirmek isteyen yargıçlar var, beni devirerek halkın iradesini tersine çevirmek istiyorlar” dediğini okuyunca benzerliğin artık iyice şaşırtıcı hale geldiğini fark ettim.
Aynı gün, aynı gazetede Başbakan Erdoğan’ın; Danıştay tarafından “YÖK’ün imam hatiplere eşit katsayı kararı”nın iptal edilmesi konusunda “Bu karar ideolojik” dediği haberi vardı.
Bu dönemde iktidarın ve medyasının; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay’ın hemen her kararı ertesinde “yargı darbesi, yargıçlar devleti” gibi suçlamalarla ortaya çıktığını gördük ve görmekteyiz.
“Bizi devirerek halkın iradesini tersine çevirmek istiyorlar” şeklindeki mağdur edebiyatını her gün dinliyoruz.
BUNLAR DA “FARK”LAR
Peki şimdi hepsine baktığınızda “bu ne benzerlik” demez misiniz? Aradaki tek fark iki ülkedeki “demokrasi”nin KARŞILAŞTIRILAMAZ durumda oluşu. Birincisi, yukarda belirttiğim gibi medyayı tümüyle ele geçirmeye çalışan, geçiremediğini “yok etmek” için en görülmemiş yöntemlere başvuran bir iktidara İtalya’da izin verilmeyeceği. Onun için de Türkiye’de önce “almayın” çağrıları yapılan sonra da en büyük haksızlığa uğrayan gazetelerin bile Başbakan’a dava açamayacağı, orada ise açabileceği... Berlusconi’nin aleyhinde karar veren yargının; yüksek mahkemelerin de hükümet tarafından “değiştirilmesi” gibi bir durumun gündeme gelemeyeceği... Berlusconi’nin “Beni devirmek istiyorlar” tepkilerine orada kimsenin kulak asmayacağı... İtalyan hükümetinin başta yüksek yargı ve medya mensupları olmak üzere binlerce kişiyi dinletmesine İtalya halkının ve sisteminin izin vermeyeceği... Ve daha bir dizi “demokrasi-antidemokrasi” farkı...
Türkiye’nin önde gelen siyaset bilimcileri, sosyologları “ülkenin her alanda totaliter bir yapıya kaydığını, ‘tek adam devleti, parti devleti’ haline geldiğini” açıkça söylüyorlar. Üstelik “üniversitelerin” de yukardaki baskılardan yeterli ölçüde nasibini almış olmasına, başkanı “aynı özenle” seçilmiş olan YÖK’ün üniversitelerde “gereken oyu alamamış, en sonda yer alan” isimleri en başa yazması ve Cumhurbaşkanı Gül’ün de bu isimleri onaylamasıyla rektörlerin veya YÖK’ün aynı şekilde tercih yapmasıyla dekanların “iktidarın adamı” olan isimlerden seçilmesine ve üniversiteleri/bilim adamlarını “gık çıkaramaz hale” getirmesine rağmen...
ÜÇ KİŞİ GELSİNLER
Buna rağmen; gidişi gören ve ülkesini seven bilim insanları tümüyle susmuyor, korkmuyorlar.
İşte bu nedenle; arka arkaya “demokratikleşme paketleri” çıkaran, “demokratik açılım”lara girişen Türk hükümetinin kendisinin demokratikleşmeyle alakası olmadığı için iktidarın “Tanıtım ve Medya Başkanı” Hüseyin Çelik’in “AKP’li milletvekillerine neden konuşma yasağı koyuyorsunuz” şeklindeki soruya verdiği “Bremen mızıkası değiliz ki” cevabı hiç inandırıcı değildir.
İktidar partisi (Başbakan’ın da “farklı görüş açıklayan milletvekillerinden hoşlanmadığını” açıkça söylediğini hatırlayalım) birkaçı dışında milletvekillerine konuşma yasağı koymuştur. Konuşabilenler de genellikle ya kendi kanallarında veya “olayları derinlemesine irdelemeyecek” programlara çıkabilirler.
“Televizyona çıkanların karşısına muhalefetten 6 kişinin çıktığını” söylüyor. Buyursunlar Her Açıdan’a “3 kişi olarak” katılsınlar, bekliyoruz.
Devamlı yandaş kanallara çıkmaktan bıkmış olmalılar, değişiklik, gerçekten demokratik ortamda tartışmak iyidir.
Başbakan’ı ve BülentArınç’ı da bekleriz. İsterlerse yine 2-3 kişi gelsinler, işte açık teklif!
Berlusconi’yle müthiş benzerlik ve totaliter rejim!
Haberin Devamı

