Bu ne fırtına? Dün gece uykumun arasında camları titreten, ağaçları uğuldatan rüzgârı, pencereden sızan soğuğu hissederken kendimi kutuplarda sandım. Sabah perdeyi açtığımda gördüğüm manzaranın da kutuplarda bir kar fırtınasından pek farkı yoktu.
Şimdiye kadar fırtınanın böylesini görmemiştik doğrusu. Bir bakıma "Global ısınma"nın henüz kar yağışını falan etkileyecek boyutta olmadığını düşünerek seviniyorum biliyor musunuz.
Ama üzüldüğüm bir global konu var yine de... Eh, kambersiz düğün, dikensiz gül olmaz, sevinirken üzüleceksin de bir yandan. Global sahtekârlık, global pişkinlik gibi bir sorun var insanoğlunun başında.
Örneğin; bazı uyanık ülkelerin zehirli atıklarını istedikleri bir ülkenin denizine atıvermeleri gibi.. Bunu öyle rahatlıkla, utanmazlığa varan bir pişkinlikle yapıyorlar ki akıl alır gibi değil.
Türkiye de o uyanık ülkelerin çöplük olarak gördüğü yerlerden biri maalesef. Gerçek bir çöplüğe dönüşmesini ise Greenpeace adlı uluslararası kuruluşun Türkiye ayağını oluşturan bir avuç gönüllü genç önlüyor.
1987 yılında, yani bundan 16 yıl önce tam 3000 adet toksik atık dolu varil İtalyanlar tarafından Karadeniz'e bırakılıvermişti. Kıyıya vuran varillerin buraya nasıl ulaştığı araştırılınca arkasından bir skandal çıktı. Variller iki İtalyan firma tarafından önce Romanya'ya götürülmüş, orada yok edilmeleri için gerekli teknik koşullar olmadığı anlaşılınca Munzur adlı bir gemiye (isim de uygun) yüklenerek Karadeniz'e boşaltılmışlardı.
Yapılan analizler sonunda varillerdeki atıkların yüksek derecede toksik ve ölümcül madde içerdiği anlaşılmıştı.
Buna rağmen çoğu Türkiye'de bunca yıl sağlıksız depolarda muhafaza edildi.
Çevre Bakanlığı'nın kapısına...
Nihayet 16 yıllık suskunluk Greenpeace'in çabalanyla bozuldu. 2002 yılında Samsun ve Sinop'taki depolardan alınan iki varil, o sırada Türkiye'de bulunan bir Greenpeace gemisiyle İtalya'ya götürülerek Çevre Bakanlığı'nın önüne bırakıldı.
Mesaj açıktı: Gel, diğer varillerini de al! İtalyan hükümeti bu çabalar ve Karadeniz halkının eylemleri sonunda atıklarını geri alacağına söz verdi. İki ay önce İtalya'da düzenlenen uluslararası bir toplantıda ise böyle bir söz vermediklerini söyleyerek niyetlerini belli ettiler.
Dün, 22 Ocak Perşembe günü her iki ülkenin yetkilileri bu konuyu görüşmek ve sonuca bağlamak üzere İtalya'da toplandılar. Kısacası şu günler son derece önemli. Bizim bürokratların ve Çevre Bakanı Osman Pepe'nin çok dikkatli olması gerekiyor.
Olmayacak teklif!
Malum Berlusconi sırtımızı sıvazlamakta ve neredeyse akraba ilişkileri sergilemekte çok usta. Bakarsınız toksik atıklar konusunda da bizi öpmeye filan kalkar.
Teşekkür edelim ve almayalım. Bu konuda yapılacak en ufak bir hata, örneğin: Hepsi aynı tarihlerde kıyıya vuran variller için "Sadece İtalyan etiketli olanları alalım" veya "Maliyetini karşılayalım, atıkları Türkiye'de bertaraf edin" gibi teklifleri kabul etmek, bundan sonra yalnız İtalya'nın değil, isteyen her ülkenin sahillerimizi çöplük olarak algılamasına neden olacaktır.
Bakan Pepe'nin ve İtalya'ya giden grubun şu günlerde en az Greenpeace kadar dikkatli olması gerekiyor.
Cep telefonlarına dikkat!
Bu gidişle benim de "Aman dikkat" demekten dilimde tüy bitecek.
Son gelen haberlerden birine göre liseli ve üniversiteli erkek öğrenciler kız arkadaşlarının fotoğraflarını cep telefonlanyla çekerek Internet'te yayınlıyorlarmış.
Artık bunu gizli gizli mi yapıyorlar, yoksa genç kızları espriyle karışık ikna mı ediyorlar orasını bilmiyorum. Bilinen şu ki:
"Kızlar, aptallığın lüzumu yok. Kendinize gelin!"
Erkeklere ise söz yeterli değil, onlara artık bu tür "özel yaşama saldırı" anlamındaki suçlar için tahminlerinin üzerinde cezalar getirilmekte olduğunu hatırlatalım. Tam şu günlerde bu cezalara ait yasalar çıkarılıyor. Yani Türkiye'yi artık kimse dingonun ahırı zannedemeyecek.
İnsan hakları lâfta kalmayacak. Hem "AB'ye girelim" diye bağrışıp hem de Afrika kabilelerinin şartlarını kimse istemeyecek.
Ama bu arada genç kızların da kameralı cep telefonu ya da toplu iğne kadar küçük kameralar gibi teknoloji harikalarına karşı dikkatli olmaları, kendilerini korumaları gerekiyor.
Kötü niyet her zaman olabilir. Saflığın âlemi yok!
Berlusconi bizi öper mi dersiniz?
Bu ne fırtına? Dün gece uykumun arasında camları titreten, ağaçları uğuldatan rüzgârı, pencereden sızan soğuğu hissederken kendimi kutuplarda sandım
Haberin Devamı

