Sizin “bugün” okuduğunuz haberleri biz “dün” görmüş oluyoruz tahmin edeceğiniz gibi... İç ve dış haberlerin yüzlercesi önümüze gelince, hepsini bir arada görünce de çoğu kez gözlerimiz faltaşı gibi açılıyor; “neresinden başlayacağım ben şimdi bunların, al birini vur ötekine” oluyoruz...
Örneğin “Fransa’da makam uçağı tartışması” var dış haberlerde... Fransız Cumhurbaşkanlığı, Sarkozy’e yeni bir uçak alınacağını (ikinci el uçak ve Fransa dünyanın en zengin 8 ülkesinden biri, G8’de) açıklayınca ülke karışmış, muhalefet “Bu kriz ortamında bu kadar harcamanın israf olduğunu söyleyerek” ayaklanmış. Biz G8’de değiliz, her ne kadar Başbakan, partisi ve kendisine bağlı TV kanalları “güllük gülistanlık ekonomi tabloları” çiziyorlarsa da işten atılanların, iflas eden iş yerlerinin, açlığın, umutsuzluğun ayyuka çıktığı, yabancı ekonomi uzmanlarının daha seçim öncesinde “Türkiye IMF’yle anlaşmayı geciktirirse ekonomisi çöker” demesine rağmen hâlâ bu anlaşmadan söz edilmeden “teğet geçiyor, az etkileniyoruz” açıklamalarının sürdürüldüğü Türkiye’de yaşıyoruz. Ama iki uçak varken 61 milyon dolarlık yeni bir uçak alınması haberiyle ülke karışmadı. Bir iki cılız ses, tepki dışında kimsenin sesi duyulmadı. Karınlar aç olsa da gönüller zengin (!) olsun, burada önemli olan budur. Afferinn!
Bir başka haber “son yılların en büyük bilgisayar korsanlığı”... Wall Street Journal gazetesi 300 milyon dolarlık ‘Joint Strike Fighter’ savaş uçağı projesinin ‘hacker’lar tarafından saldırıya uğradığını ve proje ile ilgili tüm bilgilerin hackerların eline geçtiğini yazmış Pentagon’un bilgilerine dayanarak. Okur okumaz insanın beyni hemen “29 Mart seçimindeki bilgisayar hileleri ve hacker müdahalesi” iddialarına atlıyor.
Elektrikler kesildikten sonra değişen sonuçlara... ABD’nin Pentagon’undaki olağanüstü korumalı sistemine hacker müdahalesi bu kadar kolaysa Türkiye’de neden o-la-ma-sın? Neden araştırılmadı? Muhalefet de acaba “Aman oylarımızı arttırmışken bir tatsızlık çıkmasın” diye düşünmüş olabilir mi?
Yolsuzluk denetimi de iktidarda...
Ve Türkiye’den son haberler... Başbakanlık Teftiş Kurulu “Yolsuzlukla mücadelede en üst birim oluyor”... İktidar partisi yolsuzlukla mücadeleyi çok iyi başardığı (!) için olmalı, tüm mücadele iktidarın eline bırakılmış. Muhalefet partileri CHP ile MHP ise buna şiddetle karşı çıkmışlar.
Düşünün şimdi; bu partilerin haksız olduğu söylenebilir mi? Aynen hakim ve savcıların siyasi iradeden bağımsız bir kurul olan Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından atanması ve bağımsız olması gerekirken Adalet Bakanlığı tarafından atanmaları gibi...
İktidarın, bir yandan “yargı bağımsızdır, herkes güvensin” derken “yüksek yargı dışındaki” yargıyı ısrarla kendisine bağımlı tutması gibi... Burada da örneğin AKP ile ilgili yolsuzlukları AKP’ye bağlı bir teftiş kurulu denetleyecek... Tam bir aldatmaca değilse nedir?
Başbakan Erdoğan seçim sonrası suskunluğunu, hele de ülkeyi ayağa kaldıran, en “AKP yanlısı” yazarların bile, Ertuğrul Günay gibi kendi bakanlarının bile tepki gösterdiği son Ergenekon operasyonlarında dahi koruduğu sessizliği nihayet bozmuş ve: “Adli soruşturmaları ‘bağımsız’ mahkemeler yürütür, kimseye ayırımcılık yapılamaz, uluslararası hukuk belgeleri gayet açıktır. Türkiye demokrasi yolunda emin adımlarla yürümektedir. Bırakalım yargı işlesin, (...) Biz yargıya ancak yardımcı oluruz. Türkiye hukuk devletidir, yasama-yürütme-yargı birbirinden bağımsız çalışır” demiş.
Tabii “Milli egemenliği aşındırmak isteyenler var (...) Ne yazık ki demokrasiye yönelik tehditler milletin meclisi içinden de avukatlar bulabiliyor” vurgusunu unutmamış.
Başbakan Erdoğan’ın “bu operasyonlar siyasi değil, hukukidir” dediği, son operasyonu da “gayet doğal” bulduğu ve Baykal’ın “Ergenokon’un avukatlığı” konusundaki sözünü gündemde tuttuğu görülüyor.
Şimdi birilerinin ona “ülkenin neredeyse tüm hukukçularının, medyasının büyük çoğunluğunun, dünya medyasının ve Türk toplumunun neden bu sözlere inanmadığını” anlatması gerekiyor. Neden savcılık örneğin “Saylan ve Mergen’e yapılanları biz değil, polis planladı” dedi?
Madem ki iktidarın ilgisi yok, Milli Eğitim Bakanı ile Kültür Bakanı’nın açıklamalarına ne diyeceğiz? Madem ki burası hukuk devletidir ve kimseye ayırım yapılamaz Deniz Feneri’nin Türkiye’deki ayağı nerede? “Yargı bağımsız” ise HSYK’nın başında neden Adalet Bakanı ile Müsteşar var? Bir de; Baykal o sözü Erdoğan’ın “Ben Ergenekon’un savcısıyım” sözü üzerine söylememiş miydi? Hangisi doğru “yargının işi” mi, “iktidarın işi” mi?
Ağır geliyor insana aptal yerine konmak değil mi? Aynen öyle!
“Benim yargıma güvenin” mesajı!
Haberin Devamı

