Oy verecekleri partiye kendi özgür iradeleriyle karar veren bazı okurlarımız benim vereceğim oya da karar verme hakkını kendilerinde görüyorlar. Enteresan bir durum doğrusu...
Kararları; benim CHP’ye oy vereceğim yönünde... Hımm, olabilirdi, her ne kadar Demokrat Parti ve Adalet Partisi’nin içinden gelen bir ailenin kızı isem de bugün bir başka partiyi (ve hatta DP ve AP’nin ezeli rakibini bile) daha uygun görebilirim.
Ama ben Arı Hareketi’nin kurucusu ve Onursal Başkanı Kemal Köprülü’nün de dikkat çektiği konunun (www.bilinclioy.com) çok önemli olduğunu düşünerek oyumu “barajı aşacağına kesin gözüyle bakılan bir üçüncü parti” için kullanacağımı sanıyorum.
Belki de bugüne kadar hiç oy vermediğim, vermeyi aklıma bile getirmediğim bir partiye... Sırf daha demokratik, milleti daha çok temsil eden bir Meclis tablosunun ortaya çıkmasını istediğim için.
22 Temmuz seçimlerinde yine bölünmüş oylar olacak. Bu bölünmüşlük yine geçen dönemin iki partili tablosunu ortaya çıkarabilecek.
Bu nedenle birçok seçmen oyunu aynı şekilde düşünerek kullanma kararında biliyorum. Onun için partilerin yapması gereken en önemli şey; ekonomi, iç ve dış politika gibi konularda (ve diğerlerinde) nasıl bir yol izleyeceklerini çok daha açık şekilde anlatmalarıdır.
Örneğin geçenlerde bir TV programında bir CHP’li aday “Biz iktidara gelirsek IMF’yle iş yapmayacağız” diyordu. Peki ne yapacaksınız, ekonomik istikrarı nasıl sağlayacaksınız hemen anlatın demek geldi içimden ama bu soru ona sorulmadı.
ABD ve AB ile ilişkiler nasıl yürütülecek, karşı bir tavır içine mi girilecek yoksa tüm sorunları akıllı bir diplomasiyle mi çözecekler, PKK terörü ve Kuzey Irak (özellikle Gül’ün “Sarı Kamış Faciası” benzetmesinden sonra) konusundaki çözümler nedir, bütün bunları çok daha iyi açıklamaları gerekiyor.
Seçim bildirgelerinde yazılanlar yeterli gelmediği gibi, geçen seçimde verdiği net sözleri bile tutmayan partileri hatırladıkça büsbütün yetersiz kalıyor.
Bir de iktidar partisinin tartışmaları, propagandaları yalnızca “cumhurbaşkanlığı seçimi”ne kilitlemesi diğer konuların, eksiklerin, verilen ve tutulmayan sözlerin unutulmasına neden oluyor.
Seçim konuşmaları çok yönlü olmalı, beklenti budur.
Önemsiz konular; cinayet vs!
Kısa süre önce 13 yaşında iken zorla evlendirilen zavallı bir kızın “çocuğu olmadığı için kocası tarafından öldürüldüğünü” okuduk.
Sonra iki muhtarın 15 yaşında (tabii ki yine zavallı) bir kıza tecavüz ettiğini ve elinde henüz oyuncak bebeği olan kızın 4 aylık hamile olduğunu...
Aynı günlerde başka muhtarların ve başka koca kafaların gencecik, masum kızlara toplu tecavüzünü...
Dün gazetelerde “ailesinin izni olmadan evlenen 5 aylık hamile 19 yaşında bir genç kadının babası tarafından öldürüldüğü” haberi vardı.
Memleket tam bir kanunsuzlar ve kanunsuzluklar ülkesi görünümünde... Cinayet ve tecavüzlerin son yıllarda iyice arttığı istatistiklerle de ortada... Ve üstelik yine araştırmalara göre bu cinayetleri işleyenler hiç utanmıyor, üzülmüyor, aksine vahşetlerini gururla anlatıyorlar.
Nedeni ise cezaevlerinde bu tür katillerin saygı görmesi imiş.
Sorarım size: Böyle bir ülkede kim yaşamak ister? Hangi akıllı, bilinçli insan böylesi çağ dışı bir ortama razı olur?
Af buyurun efendim; Bu durumdan kimin/kimlerin sorumlu olduğunu araştırması gerekenler seçim telaşında... Koltuk kavgası varken ve nasılsa bu ülkede kimse hesap sormuyorken bu önemsiz konular da ne demek?
Haydi seçimden konuşalım; kim kazanacak dersiniz?

