Benim hırsızım işini bilir

Haberin Devamı

Dün size daha öncede söz ettiğim “Çılgın Günler Türkiye” kitabının ya zarı Kemal Kara’nın yazısını yayınlayacağımı belirtmiştim. İşte o yazı...

“Hani politikacılarımız vaatlerde bulunurlar ya, “Türkiye’de işsiz vatandaş kalmayacak”, “Türkiye’de sigortasız vatandaş kalmayacak”, “Türkiye’de evsiz vatandaş kalmayacak. “Memleketimizin hırsızları da sanki yemin etmişler” Türkiye’de soyulmamış vatandaş kalmayacak” diye. Yemin etmiş olmalılar ki beni de soydular. Çünkü ben muhteremlerin soyması gereken en son vatandaştım.

Hep, “Beni soymazlar. Neyimi alacaklar ki benim” diyordum. Varımı yoğumu aldılar. Ben gerçi hırsızları takdir ediyorum. Ne diyor Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “İşini iyi yapacaksın. İşinin hakkını vereceksin.” Hırsızlar bunu yapıyorlar. Kimse kusura bakmasın. İyi çalışıyorlar.

Benim soyulmam tecavüz gibi bir olay. Yalnız bu benim tecavüze uğramam şeklinde değil tecavüzün bana uğraması şeklinde bir tecavüz. Çünkü olay yeri benim evim. Bu arada tecavüzü de mecaz anlamında kullanıyorum yanlış anlaşılmasın. Tecavüzcüler biliyorsunuz erkekleri pek tercih etmezler. Ayrıca burada hırsızlardan söz ediyoruz. Uzmanlık alanları da farklı.

Efendim olaya gelelim. Ben nasıl soyuldum?

Öncelikle şunu belirteyim ki benim evin normal hali zaten soyulmuş gibi. Buna rağmen soydular beni. Ben zaten bu yüzden takdir ediyorum adamları. Ayrım yapmıyorlar. Tuttuklarını soyuyorlar. Ayrım yok. Biliyorsunuz bu memleketin başına ne geldiyse iltimastan geldi.

Efendim bendeniz genelde salonda yatarım. Ayıptır söylemesi evim de zaten salondan ibarettir. Daire sahibi iki kardeş mahkemelik olunca evi ikiye bölmüşler. Bir önceki ev sahibimle mahkemelik olduğum sırada mahkemede tanımıştım bu ev sahibimi. Dört katlı bir apartmanın dördüncü katında oturmaktayım. Dolayısıyla, “Yaa adamlar dördüncü kata da çıkamazlar ya” diye düşünüp hırsızlara da pek aldırış etmemekteydim.

Gelelim mal varlığıma.

Bir eski televizyonum, icat eden Amerikalının bile hatırlamayacağı eskilikte bir bilgisayarım ve de bir çekyatım var. Bir de hani şu kapıya gelen üç kağıtçı pazarlamacıların uykusuz olduğum bir sabah bana fahiş fiyatla sattıkları bir mutfak robotum var. Robot parçalar halinde kolide duruyor. Bir gün mutfağım olursa robotu salacam mutfağa ne hali varsa görsün.

Neyse efendim hırsız kardeşlerimiz gece eve girmişler. Sabaha karşı. Evde ne var ne yok götürmüşler. Bir tek benim üzerinde yattığım çekyata dokunmamışlar. Ona da not iliştirmişler, “Abi yanlış anlama sen üstünde yatıyorsun diye çalamayacağımızdan değil, şu sıra çekyat gitmiyor piyasada o yüzden almıyoruz. Hem taşıması da zor.

Ben sabah bir uyandım ki ev bomboş. Zaten boş olan ev bomboş. Hayret ettim. “Ulan” dedim. “Acaba bu robot. Bu manyak robot gece kendi kendini monte etti de o mu soydu evi?”

Burası Türkiye insanın aklına her halt geliyor. Neyse ki hırsızlar telefonla arayınca gerçeği anladım.

“Abi” dedi hırsız. “Senin bu robotu monte ettik. Yalnız ufak bir parçası kalmış sende. Unutmuşuz. Çalışmıyor. Adres verelim gönder bize be abi ödemeli gönder biz buradan öderiz. Şimdi parça için tekrar girmeyelim evine. Hem o bölgeyi de bitirdik.” Koliye koyup gönderdim parçayı. Çekyatıma kuruldum. Derin bir nefes aldım. “Oh be” dedim.

Türkiye ne kadar gelişti. İnternetten alışveriş yapıyorsun. Meyve sebzen evine geliyor. 112 Acil’i arıyorsun ambulans ayağına geliyor. Tüpçüyü arıyorsun tüpün evinde. Sucuyu arıyorsun suyun evinde. Hırsızı aramıyorsun bile. O da geliyor evine yapıyor soygununu gidiyor.

Sevgili okurlarım biliyorsunuz yarından itibaren tatildeyim. Tekrar buluşuncaya kadar hepinize iyi günler diliyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR