Yıllar boyu baskılar altında ezildikten sonra despot
liderlere isyan eden ülkelere neden ‘akıl verecek durumda’
olmadığımızı, liderlerini neden “Bu bölgede otoriter rejim
istemiyoruz” diye uyaramayacağımızı yazmıştım.
Dün “Başbakan Erdoğan’ın konvoyuna hiç de hakaret
sayılmayacak bir laf etti diye” başına gelmedik kalmayan
üniversite öğrencisi genç kızın haberini okuyunca ‘İşte
bundan dolayı uyaramayız’ diye düşündüm, kendisi demokrasi
yoksulu bir ülkenin başkalarına akıl verecek, uyaracak hali
mi vardır? Öğrenci dersten çıkmış, arkadaşlarıyla yürürken yanından geçen “motorlu polis ve dev jiplerden oluşmuş” konvoyu görüyor ve son zamanlarda bütün gençlerin en popüler argo sözcüğü haline gelmiş olan kelimeyi kullanarak “oha arabalara bak, kocaman” diyor. Vay sen misin diyen, hemen yanında bir gri araç duruyor, içinden yağcılığın yarar sağlayacağını düşünerek kraldan çok kralcı kesilmiş bir işgüzar çıkıyor ve Gestapo’yu andıran müdahaleyi patlatıyor; “hanımefendi gidemezsin, Başbakan’a hakaret ettiniz”..
SAÇINDAN SÜRÜKLEYEREK!
Polisin ya da korumaların “alışkanlığı” haline geldiği üzere kız öğrenci saçlarından çekilerek bir araca bindiriliyor, nüfus kağıdı alınıyor ve tam 7 saat göz altında tutuluyor. Hepsi bu kadar da değil, zaman zaman yanına giderek “Sen arabada kimin olduğunu biliyor musun? Küfür ettin mi doğru söyle. Başına gelecekleri biliyor
musun? Geleceğinin kararacağını biliyor musun” gibi Gestapo
sorgulaması tarzının devamı psikolojik baskılarla karşılaşıyor. Haberin altına gençlerin yazdığı yorumlara baktım; “Yetmez ama evet..İşte faşizm bu.. Ohaa”, “Bence de ohaa”gibi şeyler yazmışlar çünkü kullandıkları jargon bu, hepimizin çocukları da kullanıyor. Hatta bizim bile ağzımızdan kaçar oldu, o kadar yaygın. Peki,
bırakın “oha”yı, eğer bu işgüzarlara öğrencilere-halka ‘ilk tepkilerinde’ bu şekilde karşılık vermeleri için cesaret verilmese; bu cümlede suç sayılacak ve böyle “ŞİDDET İÇEREN” bir müdahaleyi anlaşılır kılacak ne var?
KÖTÜ ÖRNEK KORUMALAR
Başbakan’ın kendisi de düşününce zaten kadınlara ve hatta
kız çocuklara şiddetin canavarlık boyutuna ulaştığı bir ülkede, örnek sükunet ve saygı göstermesi gereken bu “özenle seçilmiş korumalar”ın yaptığının yanlışlığını
görecektir herhalde. Haydi bu canavar saldırıları önleyecek
bir gayret görülmüyor, hiç değilse destekleyecek, o şiddeti
cesaretlendirecek davranışlar olmamalı değil midir?
İLERİ DEMOKRASİNİN İLERİSİ!
Ayrıca, bir polis ya da korumaya “bir kız öğrenciyi veya
herhangi bir vatandaşı saçlarından sürükleme, onurunu kırma, canını acıtma” hakkını kim verebilir? Bu
durumda “hukuk devletinden, kanundan, insan hakkından”
nasıl söz edilebilir?
‘Bu korumalara hangi yaptırım uygulanacak’ diye sormanın
anlamsız olduğunu biliyorum zira daha önce öğrencilere
benzer şiddet uygulayan polislerin de yanına kaldı. O zaman
bu tür olayların da “ileri demokrasi”nin gereği olduğunu
düşünmemiz isteniyor diyeceğiz. “Türkiye’de ileri demokrasi
var, daha da ileri olacak” dendiğine göre bunun “daha da
ileri”si nasıl olacak ben onu merak ediyorum.
Komutan gereğini yapar!
Daha sonra cadı avına dönen ve “istenmeyen kişilerin ve
tabii gazetecilerin ‘darbe planlarıyla ilişkileri var’
iddiasıyla cezaevine tıkılarak bertaraf edilmesini sağlar”
hale dönüşen bu darbe yapılacaktı iddiası Özden Örnek’in
anılarından başlamıştı hatırladığım kadarıyla.. Bir
de “Haham” vardı o kayıplara karıştı.
Nihayet, aradan yıllar ve nice tutuklular geçtikten sonra
ilk başta yapılması gereken çağrılar yapılmaya
başlandı; “Darbe hazırlığı iddiası olan dönemin Genelkurmay
Başkanı ile komutanları konuşsunlar ve bildiklerini
açıklasınlar”. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden
Örnek’ten sonra Balyoz Planı davasının tutuklu sanığı
emekli Koramiral Engin Alan (ki Öcalan’ı Türkiye’ye getiren
generaldir) da “Özkök ve Yalman bu mahkemeye gelip
bildiklerini açıklasınlar, Balyoz diye bir şey var mı yok
mu” demiş.
NEDEN GEREĞİ YAPILMADI?
Ve “en başta sorulması gereken soruyu”da eklemiş; “Varsa
neden bu konuda komutan olarak yetkilerini kullanıp
gereğini yapmadılar?”. Başka sorular da sormuş ama bu çok
önemli, zira Özkök “haberim yoktu” dememiş, gülerek “Var da
diyemem, yok da diyemem” esprisini(!) yapmıştı ki bir
Genelkurmay Başkanı kendi yönetimindeki bir ordu için bu
şekilde bir “belirsiz ifade” kullanamaz, “var da” diyorsa
gerçekten “gereğini yapmak” görevidir.
Aynı şekilde dönemin KKK Yalman da “Özkök doğru söylüyor,
böyle bir iddia varsa sorumlu benim, konuşacağım” demişti,
daha sonra “en iyi biz biliriz” de demesine rağmen bir şey
açıklamadı.
GÖZLERİNE BAKARAK..
Aradan uzun ve haksız bir zaman geçti ama zararın
neresinden dönülse kardır, şimdi mahkemeye gidip “birlikte
çalıştıkları, bu planı birlikte izledikleri silah
arkadaşlarının gözüne de bakarak” bildiklerini anlatmaları
gerekir. Birazcık kaldıysa eğer, adalet bunu gerektirir,
bakalım o adalet görülebilecek mi?

