Tam da dün yazımı ‘Pakistan’da olduğu gibi...’ diye bitirmiş ve Benazir Butto’nun son konuşmasını anlatmaya hazırlanmıştım.
Televizyon programımın çalışmasını tamamlayıp Butto’nun sözleriyle yazıya başlamaya hazırlandığım dakikalarda onun konuşmasında “mücadele edeceğine” söz verdiği aşırı dinciler tarafından yapılan bombalı suikastte öldürüldüğü haberi geldi. Dona kaldım.
18 Ekim 2007’de 8 yıllık sürgünden sonra ülkesine dönen ve sevgi gösterileriyle karşılanan, aynı gün bombalı bir suikastten yara almadan kurtulan (138 kişi ölmüş, 248 kişi yaralanmıştı) Benazir Butto bu kez İslâmi terörden kurtulamamıştı demek!
Aslında tabii ben son konuşması diyorum ama son konuşması bomba sırasında yaptığı konuşmaydı, yazacağım ise ondan bir önceki... Ama hiç farkı yok, o her konuşmasında aynı şeyleri anlatıyordu.
Ülkesini baskı rejiminden kurtarmak istediğini, Devlet Başkanı Pervez Müşerref’in “aşırı dinci militanları durdurmakta başarısız olduğunu”, Pakistan ile Afganistan arasındaki alanın aşırı dinciler için sığınak haline geldiğini ve aşırılığın diğer bölgelere yayıldığını söylüyor, bu gidişi durduracağına söz veriyordu. Şüphesiz, patlayan bombayla yarım kalan konuşmasında da bunlar vardı.
Ama işte, dün de, daha önce de gerek yazılarımda gerek ekranda defalarca tekrarladığım gibi aşırı dinci akımlar bir ülkeye yayıldıktan, radikal gruplar halkı ve birbirini baskı altına almaya, saldırganlığa başladıktan sonra bu terörü durdurmak mümkün olmuyor, sonu gelmiyor.
Ve maalesef “en barışçı, en hoşgörülü, en toparlayıcı” din olması gereken Müslümanlığın adı bu olaylarla tüm dünyada terörle özdeşleştiriliyor ve ülkeleri esir alan “İslâmi terör” olarak tarihe geçiyor.
Müslümanlığa bu kötülüğü ise din üzerinden siyasi güç kavgası içine girenler yapıyor. Dindarlar veya dindarların inandırıldığı gibi “onları koruyanlar” değil, dini siyasete alet edenler...
Laikliğin asıl önemi ise işte burada ortaya çıkıyor. Türkiye’de son birkaç yıldır topluma “gereksiz ve hatta dine/dindarlara karşı bir kural, ilke” olarak empoze edilen laiklik gerçekte asla din karşıtlığı değildir. Tam aksine demokrasinin her dinden, inançtan insana (ve aynı inancı farklı uygulayanlara) devlet alanları dışında, başkalarını baskı altına alacak örgütlenmelere gerek kalmadan kendi özel alanında inancını özgürce yaşaması imkânı sağlayan, devlet ile dini ayrı tutan en önemli gereğidir. Gerçek demokrasinin “olmazsa olmaz”ı...
İSLÂMİ TERÖRÜ YAŞIYORUZ
Toplumun çoğunluğu diğer dinlerden olan ülkelerde dinî kurallara göre devlet yönetimi, din devleti kurma baskısı, talebi görülmediği ama İslâm ülkelerinde rejimin demokrasiden baskıya, dinî diktatörlüğe dönüşmesi, din kavgalarına geçiş çok yaygın olduğu için laikliğin korunması, laçkalaştırılmadan uygulanması çok daha önemlidir.
Bu nedenle bazı Avrupa ülkelerindeki “daha yumuşak laiklik” Müslüman ülkelere örnek olamıyor. Yine de buna rağmen Fransa, İtalya gibi ülkeler okullarda, devlet alanlarında kuralları sıkı şekilde koruma zorunluluğu duyuyor.
İslâmi terörü HSBC binası ile İngiliz Konsolosluğu’na ve iki sinagoga yapılan saldırılarla, Danıştay saldırısıyla, son yıllarda papazlara, Hristiyanlara yapılan suikastlerle yakından tanımış olan Türkiye’nin bugüne kadar Pakistan, Afganistan, Malezya, Endonezya (ve diğerleri) durumuna gelmemesindeki en önemli etken, en önemli koruyucu; laik-demokratik rejimidir.
Aşırı dinci militanların, akımların esir aldığı ülkelerdeki dehşet Türkiye’ye “kendi eliyle yok etmeye çalıştığı şansı”nı hâlâ hatırlatamayacak mı acaba?
Benazir Butto son olmayacak...
Haberin Devamı

