Ben size dememiş miydim?

Gazeteciler arasında espri konusudur "Ben söylememişmiydim?" lâfı... Ama gelin görün ki zaman geliyor bunu tekrarlamak zorunda kalıyorsunuz.

Haberin Devamı

Gazeteciler arasında espri konusudur "Ben söylememişmiydim?" lâfı... Ama gelin görün ki zaman geliyor bunu tekrarlamak zorunda kalıyorsunuz.

Söylemeye bile dilim varmıyor; "Kültür" Bakanı, koskoca Türkiye'nin Kültür Bakanı, her skandaldan sonra yaptığı gibi "bana hiçbir şart altında kimseler dokunamaz" havasında kasım kasım kasılarak "Benden önce bunu kimse yapmamış, Sakal-ı Şerifi havaalanına getirtmekle tarihe geçtim" demiş. Tarihe geçti gerçekten de, devleti bırakın hiçbir kurum veya kuruluşta asla olmayacak, toplum tarafından da kabul edilmeyecek ve büyük tepki görecek her şeyi yapmakla zaten çoktan berbat bir şekilde tarihe geçti. Hatırlayacaksınız, birkaç gün önce "Tarihe geçmenin muhtelif metodları" başlıklı yazımda Türkiye'de rezaletle de, ihanetle de olsa tarihe geçme arzusunda olanları yazmıştım, işte buyrun, ağzıyla itiraf eden bir bakan...

Dünkü yazımda 'Kabeyi de ayağına getirtmeyi düşünür mü acaba' diye sormakta haklıymışım, bu bakan onu da düşünür. Çekinmeden de söyler... Bakın şimdi, burada Bakan düzeyinde, ülkeyi, milleti temsil eden bir siyasetçi tarafından söylenen bütün yalanların yanında çok ağır bir suç daha var; kendi toplumunu aptal yerine koymak... Hem "dindarlar, inananlar, Müslümanlar" diye her nedenle ortaya çıkıp toplumda din üzerinden ayrımcılık, bölücülük yapan bir partinin bakanı olacaksın, hem de bütün Müslümanların kutsal bildiği bir emaneti ayağına getirteceksin. Sonra da çocuk aldatır gibi "Ben Müslüman değil miyim, neden olmasın"dan başlayıp "bürokratlar yanlış anlamış"a varan abuk cevapları sıralayacaksın.


Alay ediyor

Eller cepte, alaylı alaylı gülerek...
Bir bakan, eğer Başbakanla ilgili bir durum veya her halükârda yerinden kesin oynamayacağına dair yüzde yüz güveni olmasa bunu yapamaz... Aslında sadece bir bakan değil, bir hükümet toptan bu kadar büyük hatalara, ölçüsüzlüklere karşılık böylesine sorumsuz fütursuz davranamaz.

Atilla Koç'un yaptıkları, bütün bu sorumsuz davranışları yalnız kendisini değil, Başbakan'ı da bağlıyor. Bu olayları gören herkes Başbakan'ın haberi olmadan böylesine cesaret gösterilemeyeceğini biliyor.

Son olayda ise Koç'un tavrı, Sakal-ı Şerifin (hiç tartışılmadan, izin çıkarılmadan, gizlice) yurt dışına gönderileceğini, bunun da Başbakan'ın isteğiyle yapıldığını açıkça anlatıyor.

Hattâ benim aklıma gelen, Atilla Koç olayı üstüne aldığı için kendisine teşekkür bile edildiğidir. Aklıma geliyor, ona söz geçiremiyorum ne yapalım...

Şimdi hepimiz bir düşünelim bakalım; bol keseden atıp tutmakla, her fırsatta vatandaşın duygularını istismar etmekle mi daha makbul Müslüman olunur, yoksa Hz. Peygamber'in emanetine herkes gibi saygı göstermekle mi?

Bu arada, Başbakan bu konuda ne düşünüyor hâlâ duyamadık, umarını siz bu satırları okurken duymuş oluruz!

DİĞER YENİ YAZILAR