Ben fotoğraflara, TV görüntülerine, el kol hareketlerine kafayı takarım biliyorsunuz. Olaylar detay gibi görünen başlangıçlarla gelişir bana göre...
Uluslararası Terörle Mücadele Konferansı için birkaç gün önce Çin'e giden İstanbul Emniyet Müdürü Celâlettin Cerrah kendisine "maçlardaki şiddet ve son cinayet" i soran gazeteye bir eli cebinde, bir elinde tespihi ile şööyle geriye doğru kaykılarak, gözünde mutluluk pırıltıları ile hoş bir poz vermişti.
İnsana 'Herhalde Pekin'de iyi zaman geçiriyor' diye düşündüren bir poz. Ne de olsa uzaktan 16 yaşında bir gencin bıçakla delik deşik edilmesinin üzüntüsü de, yakında olanlar kadar iyi hissedilmeyebilir. Duyguları biz iletelim: Türkiye'de bulunanların bütün bu kapkaç ve maç cinayetlerinden sonra pek gülümseyip keyifle gerinecek hali kalmadı bu aralar.
Konuştuğu gazeteye "Olayların sinyalleri daha önce vardı. Önleyecek kararlar mevcuttur. Çözüm Futbol Federasyonu'nun bu kararları uygulamasıdır. Statların kapasitesi kadar bilet satılması lâzım. Vs. vs..." demiş Sayın Cerrah.
Olaydaki "kara koyun" Futbol Federasyonu demek ki. Güzel. Peki "Madem ki olayların sinyalleri vardı da siz kendinize düşen kısmını hallederek neden gerekli önlemleri almadınız? Kapıda bıçakların, palaların içeri sokulmasını engelleyecek dedektör neden yoktu" diye sorsak ve cevabını istesek...
Sayın Emniyet Müdürü yalnız bu sorunun değil, banliyö trenlerinin güvenliği, kapkaç olayları ve diğer şehir terörleri konusunda da ne çözümler ürettiklerini bize açıklasa.
Bir konferans da Türkiye bekliyor. Hem de acil olarak!
'İncili Kaftan' heyecanı
Ramazan Bayramı'nda yazdığım Ömer Seyfettin'in "Pembe İncili Kaftan" hikâyesinin yankıları bitmek bilmedi. İlk kez duyup da çok beğendiğini veya daha önce okuyup da hatırlamaktan mutluluk duyduğunu söyleyenlerin yanında sonunu kaçırdığını söyleyip özel olarak kendisine anlatmamı isteyenler var.
Bir de hikâyede "acımasız bir hükümdar" olarak geçen Şah İsmail'in bu tarife uymadığını belirterek (bu arada hikâye bana aitmiş gibi) kızan Alevî okurlarım...
'Pembe İncili Kaftan'ı günümüzde devlet temsilinde yanılgıya düşen liderlerle karşılaştırma amaçlı olarak yazmıştım. İsteyenlerin kitabı bulması veya Internet'ten okuması da mümkündür.
Ne yazık ki her okuruma ayrı ayrı özel anlatım yapamayacağım gibi, bu noktayı da hatırlatmak istedim.
Bilenler bilmeyenlere
İyi tanımadığınız, fazla samimiyetiniz olmayan kişilere birinci adıyla veya "sen" diye hitap etmek, aynı konuşma içinde birdenbire "siz" den "sen'e geçmek, onları israrla bir yerlere davet etmek ya da evine ziyarete gitmeyi teklif etmek yanlıştır.
Bunların hepsi, zaman içinde karşı taraftan da aynı istek geldiği takdirde olmalıdır. Aksi takdirde rahatsızlık vereceği bilinmelidir
Beklenen konferans!
Ben fotoğraflara, TV görüntülerine, el kol hareketlerine kafayı takarım biliyorsunuz. Olaylar detay gibi görünen başlangıçlarla gelişir bana göre...
Haberin Devamı

